Threesome: Zooey Deschanel (I)

Her işin başı fark edilmek.

Haydi sizinle beraber o günü ben de tekrardan yaşamaya başlayayım. Bir arkadaşın evinde toplanmıştık, dört erkek. Biraz muhabbet biraz geyikten sonra ev toplanmalarının olmazsa olmazı “Haydi film izleyelim.” önerisi o akşam da dillendirilmişti. Eğer az sonra izleyeceğimiz filmin bizi Zooey ile tanıştıracağını bilseydik öneriye getirilen nazların hemen sona ereceğine adım gibi emindim. Evet, evet film tahmin ettiğiniz gibi (500) Days of Summer‘dı. Ve emin olduğum bir şey daha vardı, film bittiği zaman odadakiler önce bir geçmişlerine gittiler ve sonra kendi kalp kırıcı Summer‘larının neden bu kadar güzel olmadığını sorguladılar.
.
.
Hayatımız boyunca geriye doğru şöyle bir baktığımız zaman en çok hatırladığımız kişiler kümesinde beraber mutlu anlar yaşadığımız insanların sayısıyla yarışabilecek sayıda elemanı olan bize acı çektiren insanlar kontenjanından aklımızda kalan Summer‘ı araştırmadan olmazdı. Summer’ın arkasındaki kişi Zooey Deschanel‘i araştırdıkça on parmağında on marifet bir insan olduğu ortaya çıkıyordu ve bu bana Zooey’in güzelliğinin ve Summer’ın kalp kırıcılığının ötesinde hayranlık uyandıracak yeni yeni sebepler veriyordu.
Kolombiyalı bir grubun 300 Kolombiyalı dinleyicisini yanına 301. dinleyici olarak katılabildiğimiz bir dönemde   o kadar çok sese ulaşabiliyoruz ki bütün sesler bize bir birine benzer gelmeye başlıyor. Bu yüzdendir bir şarkıda fark ettiğimiz bir sesi başka bir şarkıda da ayırt edebilirsek tanıdığa rastlamış gibi seviniyoruz. Bu durum sinema dünyasında da aynı. Ondandır ki “Simpsons“‘ın eski bir bölümünü izlerken Zooey‘in sesini ayırt ettiğim zaman mutlu oldum. Bu mutluluk Zooey’i olan hayranlığımın en büyük nedeninin kendine has sesi olduğunu fark etmemi de sağladı.
Şükürler olsun ki bu sesi şarkılarda dinleyebileceğimiz bir grubu vardı, Zooey Deschanel‘in. Amerikalı Matthew Ward ile indie folk tarzında ilerleyen ikili She & Him isimli grupla yaptıkları müziklerle değil de içerdiği Zooey sesiyle benim için farklı bir yere sahipti.
.
.
Bir kere Zooey‘in sesine kendini kaptırınca geri dönülmez yola girmiş oldum. Sesini duyabilmek için Zooey’in yaptığı her işin arkasında buldum kendimi. Yeri geldi bana hitap eden hiç bir içeriği olmamasına rağmen sırf destekçi olabilmek için kurucularından olduğu siteye tıkladım, yeri geldi küçük roller aldığı filmleri izledim.

Zooey‘e olan aşkım büyüktü büyük olmasına ama ben yine de herkesler gibi olamadım. Hemen her yerde aşkımı dile getirmekten korktum. Çünkü her yerde bu farklı kadın konuşuluyordu. Sorun şu ki, alternatif olmanın ana akıma doğru gittiği bir dünyada ana akıma Zooey‘den daha da çok yakışacak bir isim düşünemiyordum. Onun için bu kadar isminin anılmasına kızamıyordum bile. Ve onun içindir ki devam eden dizisi konusu ve olaylarıyla çoktan ilgimi kaybetmiş olan New Girl‘i biraz dahi olsa Zooey duyabildiğim için hâlâ izlediğimi açıkça itiraf edebiliyordum.

 

.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *