Zehra Begum

COVER: LADY GAGA – IMAGINE (JOHN LENNON)

Gelmiş geçmiş en iyi şarkılardan biri olan Imagine, sözlerinin üzerine sayfalar yazılacak bir şarkı. Şarkı, Bakü’de gerçekleşen 2015 Avrupa Olimpiyat Oyunları’nda Lady Gaga tarafından piyano eşliğinde söylenince bambaşka alemlere götürüyor bizi. En yükseklerden baslara inmekte hiç de zorlanmadığını bir kez daha gösteren Lady Gaga‘nın performansını izlerken tüyleriniz diken diken olacak, bir kez daha iyi ki böyle bir sanatçı var diyeceksiniz.

Teşekkürler John Lennon, teşekkürler Lady Gaga.

THE “SADİ GÜRAN” SHOW

Sadi Güran’ın çizimlerini yıllardır ayrı merak ve heyecanla takip ediyorduk. 32 adet illustrasyonun basılı halinin bulunduğu Dosya No:1, Sadi Güran’dan uzun zamandır beklediğimiz bir  iş oldu. Bu çizimlerin nasıl bir araya geldiği, Dosya No:1’in nasıl ortaya çıktığı ve Sadi Güran’ın hayatı merak sınırlarımız dahilinde olunca da kapısını çaldık, sorularımızı sorduk. Atölyesinde, çizimlere ve oyuncaklara bakmaktan vakti geldi hayatını ele aldık bazen de soru sormayı unuttuk.

Günün sonunda yine keyifli bir sohbet oldu. Sadi Güran’a bizi ağırladığı için teşekkür ediyoruz ve tatlı sohbet için bir teşekkürler daha! Size de keyifle okumak düşüyor:

 

Buse: Sadi Güran’ı tanımakla başlayalım.

Sadi Güran: 4 yaşımdan beri durmadan çiziyorum. Şanslıydım ve güzel sanatlar lisesine gittim. Oradan Mimar Sinan’a geçtim. Aslında sahne dekor bölümü isterken o bölümden tanıdığım bir hoca “Aman gelme, seni burada köreltirler.” dedi. Tekstili seçtim ben de. Kostümle çok ilgiliydim ve sahne dekoru okuma isteğim buradan geliyor. Ortam yaratmayı çok seviyorum, zaten şu sıralar da yapıyorum böyle şeyler. Tekstil çok iyi bilek eğiten bir bölüm. Yıllarca sulu boya ve çiçek yapa yapa bilek acayip temizleniyor. İyi ki resim bölümüne girmemişim diyorum, illüstrasyon için çok doğru bir tercihti. Tanıştığım arkadaşlarımla uzun bir sonra ‘ne yapabiliriz’ sorusu hep kafada vardı ve ortaya dergi fikri çıktı. Aylin’e bir proje gelmişti, topladı bizi ve ‘sen güzel müzik yazarsın’ veya ‘sen çizersin’ diye ayırdı.

Begüm: Başından beri Bant ekibindesin?

Sadi: Tabi tabi, ilk önce Forward diye bir dergi çıkardık, 2 ya da 3 sayı. Sonra şirket değişti ve Bant’la devam etmeye başladık. Kendi şirketimizi kurunca BantMag. çıktı ortaya. Zaten ekip olarak ajans gibiyiz. Çok fazla iş yapıyoruz, proje üretiyoruz ve çok keyif alıyoruz beraber iş yapmaktan. Hatta iş yapmayınca sıkıcı olmaya başlıyor hayatımız, biraz manyaklık o yüzden. 🙂

Buse: Ekipçe uyumunuzu görmek mümkün zaten, yaptığınız işlerden oldukça belli güzel bir uyum yakaladığınız.

Begüm: Ben eski halini daha çok severdim Bant’ın, bu kadar alana yayılmamış halini.

Sadi: Ben bu halinde ‘iştah açıcı’yı çok beğeniyorum, gerçi o da iştah açıcılıktan çıktı kalınlığa bak! (gülüyor)

Begüm: İllüstrasyonlar hangi aşamalar sonucu çıkıyor ortaya. Sadece elde çizim mi yoksa bilgisayar ortamında mı gelişiyor?

Sadi: Çok fazla teknik var ve çok iş yapıyorum. Mesela çocuk kitabı resimliyorum, dergi de var afiş de ve hatırlamadığım bir sürü şey… Maske de yaptım, tiyatro oyununa birçok eserde.

Begüm: Mesela Batman vs. Poisin Ivy nasıl çıktı ortaya?

Sadi: Karakalemle başladı. Suluboya, mürekkep, lavi ve üzerine de askerde topladığım küçük çiçekleri koydum. Komik olacak ama askerde kuruturdum ben çiçekleri, bantlardım onları, sonra da boyardım. Bunu yaparken beni gören maço tipler de ‘biz de toplayalım’ derdi ve hep beraber girişirdik bu işe (gülüşmeler). Konuya dönersek, anlık çıkıyor benim tekniğim. O an suluboyaysa uygun olan, onu seçiyorum. Sonsuza kadar karakalem veya suluboya ile çalışacağım diye bir şey yok ama tekstil okumam gereği suluboyayla hep içiçeydim ve bir daha da çıkamadım. Farklı şeyler çıkıyor şimdi, baskı yapmaya başladım mesela. Silgiyi oyup kağıda basıyorum. Yeni ve farklıyı denemeyi seviyorum.

 Begüm: Takvimlerini çok beğeniyoruz. (Takvime bakıyoruz birlikte)

 Sadi: O benim en sevdiğim zaten. Bir de bu aralar mitolojiye sardım. İlk    baktığında görmeyeceğin ama çeşitli donnélerin içinde olduğu mitolojik  kompozisyonlar yapıyorum. Sevdiğim insanları burada çizerken kafasına peruk  takıp bir şeyler çıkarıyorum ortaya.

 Begüm: Deus hayranlığını duyduk biz, nereden geliyor bu sevgi?

 Sadi: 90’lar çocuğuyum, hem müzik anlamında hem de etkilendiğim çizerler  anlamında 90’lar büyük yer kaplıyor. Deus’u çok severim dolayısıyla.

 Begüm: Sadi Güran deyince akla hüzün geliyor, biz böyle bir kısıtlama yapmak  istemedik. Sen açıklar mısın bize?

Sadi: Hüzün doğru bir yakıştırma çünkü küçükken de hüzünlü bir çocuktum. O biraz yapıyla ilgili, dolayısıyla yaptığım işler de öyle oluyor. Ne kadar renkli çalışırsam çalışayım elim hüzne gidiyor. Bu en çok çocuk kitabı resimlerken zorluyor beni. Hem yaptırmak isteniyor hem de yaptıktan sonra ‘biraz daha mı gülümsetsen şunları’  diye didişmeler oluyor. Hüzün besleyen bir olgu bence sanatsal anlamda.

Processed with VSCOcam with p5 preset

Begüm: Bazı çizimlerinde Nightmare Before Christmas etkileri gördüm desem?

Sadi: Evet, lisedeyken Tim Burton’ı çok severdim. Eski çizimlerimde bunun etkisinin yansıdığını söyleyebilirim.

Buse: Dosya No:1 fikri nasıl çıktı?photo 1 (1)

Sadi: Arşivci değilim bu arada. Onları bir araya getirene kadar bir iki kişinin canı çıktı. Çok dağınım. Dijitallerini bile kaybediyorum. Hiçbir şey kalmamıştı elimde o yüzden. Daha da kaybolmadan, Aylin Güngör ile karar verdik ve öyle çıktı. Zaten yapmak istiyorduk ve çok sevdiğimiz bir format bu. Yıllar önce sergiye İsveçli bir sanatçı getirmiştik. Onun dosyası vardı. Bizde yapsak güzel olur diye düşünüyorduk ve Dosya No:1 çıktı! Devamı da gelecektir. Belki daha karma bir çalışma olabilir ya da formatı değişebilir. Hatta başka illüstratörlerin karma dosyası veya tek tek bir illüstratörün dosyası gibi projeler de var.

Buse: Dosya No:1 süreci nasıldı, çizimlerin nasıl bir  araya geldi?

Sadi: Hem Bant işleri hem de kişisel işlerimden seçtim, biraz da beraber karar verdik ekiple. Benim en çok sevdiklerim ön planda tabii, bir sürü dosya konusu var mesela ama benim en beğendiğim Avusturya ile ilgili olan kolektif mutfak. Onu sevdiğim için onu koydum mesela, yine en çok beğendiğim oluyor galiba. (gülüyor) Anısı olanlar da çok var tabii. Bir de bunlar sadece bulabildiklerim, kim bilir neleri kaybettim?

Buse: Biraz daha senin yaptığın işlere odaklanalım; Bant’la başladı, şimdi Dosya No:1’i çıkardın. Neler yapıyorsun başka?

Sadi: Bant’ta işler büyüdükçe büyüyor ve ekibimiz de genişliyor. Sürekli yeni yazarlar ve çizerler ekleniyor. Ben şimdi biraz daha editöryal kısmını ele aldım. Toplantıda konular belirleniyor ve ben kimlerin neyi çizeceğine karar veriyorum.

Processed with VSCOcam with f2 preset

 

Processed with VSCOcam with t1 preset

Buse: Gelirken şundan bahsettik; Sadi Güran neden bir illüstrasyon atölyesi açmıyor?

Sadi: Çok başka bir disiplin o, benim öyle bir yetim yok.

Buse: Sanki workshop yapmıştın bir ara?

Sadi: Yaptım, workshop fimo hamurlarla yaptığım bir şeydi, Moda’da bir arkadaşımın atölyesinde yaptık ama gelenler mahvoldular tabii.Fimoyu kıvama getirmek iki saat sürüyor ve bilmeyerek geldikleri için yoruldular. Sonra kimilerini tırnak cilasıyla boyadık, el yordamıyla bulduğum teknikler var, onlarla ilerledik.

Buse: Senin bir illüstrasyon tanımın var mı? İnternette ‘ticari’ kelimesiyle birlikte kullananlar oluyor, sen ne diyorsun bu duruma?

Sadi: O kadar geniş bir tanımı var ki illüstrasyonun, ticari kısmı da var tabi ki. Zaten işin doğasında ‘bir şeye dikkat çekmek’ var. Tarihi de kilise vitraylarına uzanıyor. O zamanlar insanlar okuma-yazmayı çok bilmediğinden vitraylardan gördükleriyle öğreniyorlar bazı şeyleri. Mağara resimlerine kadar uzanan bir olgu bu, belgelemek- dikkat çekmek- anlatmak gibi. Şimdilerde ise ticari kısmını şuradan görebiliriz: reklam illüstrasyonları. Bu tabi ki ticaridir. Naif kısmı da var, mesela kitap kapağı resimlemek ve aslında ticari bir durum. Ne kadar tatlı, ne kadar kitapla alakalı çizsen de onu satmak için yapıyorsun.

Buse: Kendi illüstrasyonlarına yüklediğin herhangi bir anlam var mı?

Sadi: Başından beri benim iletişim kurma aracım resim. Çok konuşan bir çocuk değildim ve hep yalnızdım. Muhabbeti çok sevmezdim, abimin arkasında dolanan kırmızı montlu bir habistim (gülüşmeler). Bu deli gibi çizmeme yol açtı. İletişimim aracımdı benim. Yeni yeni böyle konuşuyorum, birkaç sene önce olsa bu röportajı yapamazdık. 36 yaşına gelince insan biraz konuşmaya başlıyor (gülüşmeler).

Buse: En son Barış Demirel‘le röportaj yaptık ve albüm kapağını da sen çekmişsin sanırım. Var mı müziğe dokunduğun başka noktalar?

Sadi: Ceylan Ertem çok yakın arkadaşım. Anima albümlerini yaparken kapaklarını ben çizmiştim, bir daha da kopmadık. Mesela evimde arkadaşlarımlayken fotoğraflarını çekiyorum, sonra çiziyorum. Buralardan dokunuyorum müziğe. Barış’la da öyle tanıştık, adamın müziğine bayıldım. Çizmek istedim sonra onu.

Processed with VSCOcam with x1 preset Deniz Cuylan’la yıllar önce Netame isimli bir kitap yapmıştık.  Beraber oluşturduğumuz hikayeleri ben resimlemiştim, o da her  hikaye için bir parça yapmıştı. Sonra Senem Akçay metinleri yazdı  ve müzikli bir grafik roman çıktı ortaya. Müziğe en yaklaştığım  proje buydu sanırım.

 Buse: Bunun üzerine bir proje geliştirmeyi düşünüyor musun?

 Sadi: Yaptığım şeyleri içimden geldiği için yapıyorum, arkadaşlarımın fotoğraflarını çekip sonra çizip dosyalayacağım desem samimiyeti kalmaz. Ben daha içten gelmesini seviyorum. Elbette şu an bunları yapmayı çok seviyorum ve bir sürü birikecek. Sonunda bir şey olacaktır, ya sergisi ya dosyası ya kitabı… Doğru anda hissederek yaptığım zaman ortaya çıkıyor. Doğru anı bulduğun zaman zaten istediğin karşına çıkıyor. Zorlamayla hiç bir şey olmuyor.

Buse: Müzikte de öyle. Doğru zaman, doğru çalışma ile oluyor.

Begüm: Şarkı çiziyor musun?

Sadi: Spesifik olarak öyle bir yöntem hiç uygulamadım ama zamanında yaptığım oldu. Nerede ve ne haldedir bilemiyorum tabi ki. Anima’nın albüm kapağını öyle yapmıştık. Beraber karar verdik masal gibi olmasına. Şarkı şarkı düşünmüştük.

Begüm: İlham veren en büyük kaynağın müzik olduğunu düşünüyorum bir noktada.

Sadi: En net kaynak zaten müzik. Hayatın soundtrack’i gibi. Arka planda devam eden ve hayatın her dinamiğini etkileyen en güzel şey tabi ki. Yolda müzik ile yürümek ve müziksiz yürümek arasında bile çok fark var düşününce.

Buse: O zaman duyurmanın vakti geldi: İlham kaynağı müzik! (gülüşmeler)Müzik demişken, alternatif sahne hakkında ne düşünüyorsun?

Sadi: Bağımsız müzikte çok iyi gruplar ve müzikleri var. Yılın en heyecanlandığım anı Demonation Fest. oluyor. İki gün boyunca hepsine aşık oluyorum, muhteşem müzisyenler var ve harika çalıyorlar. Hatta en son Kalben’i keşfettim, neredeyse her gün dinliyordum.

Aynı zamanda bütün gruplar artık sahne bulabiliyor, sahne bulmak için cover grubu olmak zorunda değilsin. Düşünüce bu dönem gerçekten güzel bir dönem.

Buse: Aynen, peki Dosya No:1 nasıl gidiyor?

Sadi: Açıkçası pek haberim yok zira çok yeni. Ayrıca Facebook’u kapattığımdan beri rahatım, pek bir şeyden haberdar olamıyorum. Instagram kullanıyorum sadece. O da ulaşımı kolay ve insanlar güzel şeyler paylaşıyorlar. Dosya No:1 için de insanlar bir şey söylerse haberdar olabiliyorum. Daha çok başında görünüyor.

Buse: Instagram’da yeni bir akım başladı. İnsanlar sergilerini instagram üzerinden yapıyorlar. Nasıl karşılıyorsun bu yeni durumu?

Sadi: Yakın zamanda bir instagram hesabı açtım ve kullanıyorum. Takip ettiğim insanların hem günlük hayatlarını hem de işlerini görebildiğim güzel bir mecra olarak instagram’ı. Geçen gün bir korku filminde denk geldim bu duruma. Fotoğrafçı çocuk “Sergi açmaya karar verdim sonra Instagram’a koydum çünkü daha büyük bir kitleye sesleniyorum.” diyordu. Kesinlikle öyle. Bir de artık cebinde ve bir yerde otururken aynı anda olup biteni takip edebiliyorsun. İletişimi köreltmesi açısından nefret ediyorum ama ulaşım açısından da çok kullanışlı.

Begüm: Fotoğrafçılık yapıyor musun?

Sadi: Fotoğrafçılık diyemem ama çekim yapıyorum. Lisedefotoğraf eğitimi almıştım. Şimdi de ne bulursam onunla çekiyorum aralarda. Bu malzemede de böyle ilerliyor. O an elimde tükenmez kalem varsa ve onun lezzeti hoşuma gidiyorsa koca bir işi o tükenmez kalemle de bitirebilirim. Bir disiplinim yok bu konuda.

Buse: Son olarak; Dosya No:1’in dağıtımları başladı. İstanbul ve İzmir lansmanları yapıldı. Yurtdışına da uğramayı düşünüyor musun?

Sadi: Olabilir tabi ki. Bizde her şey o kadar hızlı ve kendiliğinden ilerliyor ki nasıl olur bilemiyorum. Bir yerden teklif geliyor ve gidiyoruz. Aylin’in kitabı hala geziyor şu an mesela. BantMag. Yayınlarının ilk yayının Aylin’in fotoğraf kitabıydı. O yüzden olacaktır diye düşünüyorum.

Processed with VSCOcam with t1 preset

 

Bizden ufak bir not: Dosya No:1’e ulaşmak isteyenler BantMag Mekan’a uğrayarak ya da  oturduğu yerden jhd@bantmag.com hesabına 100 TL yatırarak alabilirler. 

YENİ VİDEO: LYKKE LI – HOLD ON, WE’RE GOING HOME (DRAKE)

İsveçli sanatçı ve grubu son Avrupa turnesinde samimi bir uyarlama-cover kaydı yapmaya koyuldu. Daha önce de bahsettiğimiz Drake şarkısı Hold On We’re Going Home da bu listeye adını yazdırdı. Lykke Li bu haftasonu Coachella‘da çıkmaya gün sayarken bir de video hazırlayıp hepimizi kendine hayran bıraktı.

Orijinal versiyonunda Drake‘in daha yumuşak ilerlettiği şarkı, Lykke Li’nin eline geçince gitar rifleri ve zil vuruşlarıyla dansa olanaklı bir şarkı haline gelmiş, Lykke Li‘nin güçlü vokalini de eklemek gerek tabii. Video hemen burada, iyi seyirler.

 

ONE LOVE FESTİVAL’DEN İLK İKİ İSİM: JAMES BLAKE + HOT CHIP

Geçtiğimiz yılın en keyifli etkinliklerinden biri olan One Love Festival bu sene gelecek sanatçılardan ikisini açıkladı: James Blake ve Hot Chip! Evet şaka gibi, şimdiden yerimizde duramıyoruz. Havaların sonunda ısınmasıyla yazın önizlemesini gördüğümüz bugünlere bu isimler de eklenince sadece yaza ve festivallere odaklanıyoruz!

James Blake, 2013’te düzenlenecek One Love’ın iptal olması sebebiyle gelememişti, Hot Chip ise 2008 One Love’da sahne almış isimlerden. Festival 13-14 Haziran’da Life Park‘ta düzenlenecek. İsimler açıklandıkça bizden haberler geliyor olacak. Beklemede kalın!

YENİ ŞARKI: YASEMİN MORİ – OYNA

Yasemin Mori albümünün çıkmasına sayılı günler kala Oyna adlı şarkıyı klibiyle birlikte paylaştı. Yeni albümü Finnari Kakaraska 12 Mart’ta piyasaya sürülüyor. Albüm şimdiden iTunes’da önsatışta.

Deli Bando‘dan beri uzun bir ara veren Mori, yine enerjisiyle karşımıza çıkıyor. Albümün prodüktörlüğünü Can Çankaya, klibin yönetmenliğini ise Bora Tarhan üstlenmiş.  Oyna oldukça eğlenceli, kıvrak ve vurmalıların çok olduğu bir parça, sonlarına doğru hafif bir caz havası da kokladık. Siz de dinleyin, yeni albüme hazırlık olsun!

OST #17: DOĞALGAZ FATURASI AZALIRKEN

Beklediğimiz ay, sıcakların habercisi mart geldi. Her zaman kar görelim, kar yağsın diyen bizler bu kış kardan usandık ve ne zaman bitecek bu yüz ifadelerini donduran soğuk dedik, herkes demiştir. Sonunda mart geldi ve ısındı lanet hava, gerçi yine de arada bir nevri dönüyor ama idare ediyoruz. İşte bu ay, 200lerde gezinen doğalgaz faturalarının azalma ayı, hepimize hayırlı olsun! Biz de bunu kendi seçtiğimiz şarkılarla kutlayalım dedik, listemiz hemen burada; keyifle dinleyin.

ORADAYDIK: MODDI

Salon IKSV‘de iki akşam arka arkaya sahne alan Moddi konserlerinin biletleri tükenmişti! Neden bilet kalmadığını ise dün gece konserde anladık. Kadife sesiyle gelenlere öyle bir atmosfer sağladı ki Moddi, büyüsü herkesin evinin salonundaki rahatlıkla birleşmiş gibiydi. İnanılmaz keyifli bir atmosfer vardı.

IMG_6653

Bundan iki sene önce İstanbul’daki ilk konserini veren Moddi, ikinci kez gelişinde konser boyunca buradaki seyircilerinden keyif aldığını hatırlattı. Yaptığı turnelerden öğrendiği çok şey olduğundan ve ülkelerin tabularından bahsetti. Şöyle ki; Rusların homoseksüellik ve mutluluk kelimelerini aynı cümlede kullanamaması, İngilizlerin genelde konuşmadığını sadece baktığını, Türklerinse sıcakkanlılığını ve genelde konser biletlerini bitirdiğini söyleyerek salonda kahkahalar attırdı.

Performansları sırasında samimiyeti ve özgün müziğiyle şarkılarını birçok enstrüman eşliğinde söylemesi bizi en çok etkileyenlerden. Çellist Katrine Schiøtt konserdeki büyüleyiciliği sağlayan diğer etken, o kadar rahat ve kolay bir enstrümanmış gibi çalıyordu ki çelloyu, bazen sadece ona odaklandık. Rahatlık konusunda zaten Moddi için şöyle diyelim, sahneye çıplak ayakla çıkan bir sanatçının ne kadar rahat olduğunu tahmin edersiniz. Moddi çıplak ayaklarını birer enstrüman olarak da kullandı. Kimi şarkılarda yere sertçe vurarak baslarla doldurdu performansını. Bazı şarkılarda akordeon çalıp, geri kalan bütün şarkılarda gitarını elinden bırakmadı. Run to The Water konser performansını buradan dinleyebilirsiniz.

IMG_6660

Şarkı söylemesinin dışında, Moddi hayatına dair pek çok şey anlattı, eskiden ancak 6 ayda bir şarkı yazarken şimdilerde şarkıyı pazartesi yazıp, salı prova alıp, çarşamba sahnede söylüyormuş. Birkaç şarkısına başlamadan önce çalacağı parçaların cover değil, recycling songs olduğunu vurguladı. Dinleyiciler şaşırdı tabi ki ve açıklamaya girişti. Geri dönüşüm şarkıları kendisinin geri dönüştürdüğü şarkılar. Dünyada yasaklanmış ve sansür yemiş şarkıları araştırıyor. Bu araştırmaları sırasında da uzun vakitler harcamayı göze alıyor. Araştırmaları sonucu birçok ülkeden bulduğu bu şarkıları da İngilizce olarak yorumluyor. Cover’ın akılda mutlulukla bıraktığını ama kendisinin bunu yapmadığını anlatmaya çalıştı.

Yaklaşık 2 saat sahnede kalan sanatçı, uzun sayılabilecek bu süreye rağmen tüm tatlılığıyla yoğun istek üzerine 2 şarkı daha çaldı; bizlerse onun ne zaman tekrar geleceğini düşünmeye başladık.

PERFORMANS: LADY GAGA – SOUND OF MUSIC

Geçtiğimiz gece 87.si düzenlenen Oscar Akademi Ödülleri kimileri için tam beklendiği gibi sonuçlanırken, kimileri giden ödüllere ve sahiplerine şaşırdı. Lady Gaga ise The Sound Of Music müzikalinden seçtiği şarkılar demetiyle etkileyici sesini bir kez daha gösterdi.

Müzikal ilk defa 1965 yılında oynanmış ve bu yıl 50. yılı olmasının şerefine Gaga müzikalden dört şarkı seslendirmiş: The Sound Of Music, My Favourite Things, Edelweiss ve Climb Ev’ry Mountain.

Oscar Akademi Ödülleri‘nde bu yıl ödülleri Birdman ve The Grand Budapest Hotel topladı. Birdman dört büyük ödülle geceden ayrıldı: En İyi Film, En İyi  Özgün Senaryo, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni. The Grand Budapest Hotel ise; En İyi Özgün Müzik, En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Makyaj ve En İyi Yapım Tasarımı ödüllerini topladı.

COVER: JACK WHITE – BLUE LIGHT, RED LIGHT (SOMEONE’S THERE)

Lazaretto, Jack White‘ın son albümü ve oldukça konuşulan bir albüm. Albümden gelen son videoyu sizlere sunmuştuk, şimdi ise sıradaki single That Black Bat Licorice‘in yayınlanma tarihi açıklandı: 17 Şubat. Single’da yerini alan Harry Connick Jr için yaptığı cover’ı hemen buradan dinleyebilirsiniz. Cover hem çok keyifli, hem de baslarıyla sizi bir daha dinlemeye teşvik edecek, haberiniz olsun!

YENİ VİDEO: ROYAL BLOOD – OUT OF THE BLACK

Geçtiğimiz yıl ilk albümlerini çıkaran İngiliz grup Royal Blood, Out of The Black şarkısı için ilk kliplerini yayınladı. Royal Blood bu çılgın yarı illüstrasyon yarı gerçek klip için emin eller seçmiş; illüstratör David Wilson ve Adullt Swim’in ünlü programlarından Superjail’in yaratıcısı, Christy Karacas.

Klibin animasyon kısımlarının çoğunu hazırlayan Karacas, davul ve bas seslerinin çiziminde büyük kolaylık sağladığını dile getirmiş. Yarı animasyon klip, fazlasıyla şiddet ve kan sahneleri içeriyor. Bir de siz bakın:

YENİ ŞARKI: SIA – SALTED WOUND (50 SHADES OF GREY)

Çok konuşulan, çok satan 50 Shades of Grey romanının aynı adla sinemaya uyarlanan filmi için Sia‘dan bir soundtrack geldi: Salted Wound. 13 Şubat’ta vizyona girecek filmi dört gözle bekleyenler vardır elbet, o konuda yorum yapmıyor, şarkıyı buraya bırakıyoruz.

Salted Wound, 50 Shades of Grey için hazırlanan parçalardan ilk duyduğumuz değil. Geçtiğimiz hafta The Weeknd Earned It’in klibini yayınlamıştı. Ama tabi ki daha mühim olan Beyoncé‘nin bu film için soundtrack hazırlamış olması; çılgın klip de bir tık ötede.

YENİ VİDEO: CEYL’AN ERTEM / CAN GÜNGÖR – AH BU ŞARKILARIN GÖZÜ KÖR OLSUN

2014’ün en iyi albümlerinden, çılgınca dinlediğimiz Amansız Gücenik‘in gizli şarkısı Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun için hazırlanan video geldi. Ceyl’an Ertem‘e eşlik eden Can Güngör aynı zamanda albümün prodüktörü.

Şarkıyı dinledikten sonra bir kadeh rakı içesiniz gelecek, hazır olun. Sözler Şahin Candır’a, müzik ise Avni Anıl’a ait, keyifli izlemeler.

YENİ ŞARKI: OPERATORS – ECSTASY IN MY HOUSE

Dan Boeckner yeni synthpop grupları Operators‘ı zorlu denemeler sonunda kurmuş, bundan önce Wolf Parade, Handsome Furs ve Divine Fits gibi gruplar denemiş. Yıldızı çokça parlayan EP1 2014’te piyasaya sürülen albüm, şimdilerde Kanadalı şarkıcı gruplarından çıkan son parçayı paylaştı: Ecstasy In My House.

Şarkı Boeckner‘in güçlü 80ler imajıyla şekilleniyor, inişli çıkışlı synthler hep canlı tutuyor. Hemen burada, keyifle dinleyin.

YENİ ŞARKI: RIHANNA / KANYE WEST / P.MCCARTNEY – FOURFIVESECONDS

Rihanna önceki gün ‘FIRST GLIMPSE AT MY NEW MUSIC’ diye bir tweet atarak muhteşem üçlünün yeni şarkısının piyasaya sürüldüğünü belli etti. Şarkının adı Fourfiveseconds; muhteşem üçlü derkense  abartı değildi, gerçekten öyleler: Rihanna, Kanye West ve Paul Mccartney!

Şarkı Mccartney’nin akustik gitar solosuna Rihanna’nın kendine özgü ses çatlamalarıyla başlıyor, Kanye kısmına gelince optimist bir hava hakim oluyor şarkıya; bir optimist uyandı/güneş parıldıyordu ve ben pozitifim…

Kanye ve Rihanna’nın birlikteliklerine gelince: ””Now I’m four, five seconds from wildin’/ And we got three more days ’till Friday/ I’m just tyring to make it back home by Monday morning.” diye sözler çıkmış ki şarkının adı da burdan geliyor.

Fourfiveseconds hemen burada, keyifle dinleyin.

2014: INTERSTELLAR

Neden Değerli?: Kuşkusuz 2014 yılının en çok konuşulan filmlerinden biriydi Interstellar. Vizyona girdiği andan itibaren herkesin dilinde bu film vardı. Arkadaşlar arasında spoiler vermemek için gizli gizli konuşmalar döndü. Konusu Dünya’daki tüm kaynakların hızla tüketilmesi karşısında başka bir gezegen arayışı olan filmin en önemli silahı oldukça etkileyici görsellerle oldu. Yine de film hakkındaki yorumlar oldukça abartılıydı. Şu ana kadar yapılmış en iyi uzay filmi, gelmiş geçmiş en iyi film…

Neyi Değiştirdi?: Filmde relativité (görecelilik) kavramına o kadar çok değinildi ki bu kavramı ilk defa filmde duyan biri, çıktığında görecelilik hakkında her şeyi biliyor olarak salondan ayrılır, şüphemiz yok! Kara delik ve zamansızlık üzerine oldukça etkili sahnelerle gelen Nolan bu kavramlara bakış açılarımızla oynadı hep.

2015’te Ne Alemde?: Christopher Nolan çektiği her film için yıllarını harcadığına göre yakın gelecekte başka bir proje beklememiz çok mantıklı olmaz. Ama biliyoruz ki zamanın bir noktasında yeni, yine, yeniden Nolan filmleri konuşmaya devam edeceğiz.

2014: GAYE SU AKYOL

Neden Değerli?: 2014 Develerle Yaşıyorum isimli ilk solo albümü sayesinde Gaye Su Akyol‘un yılı oldu. Öncesinde Mai, Toz ve Toz ve Seni Görmem İmkansız‘da gördüğümüz Gaye Su, karşı yakadan çıkıp adını bir anda yurdun dört bir yanına duyurdu. Halihazırda bir de resim sergisi bulunan on parmağında on marifet hanım kişi, verdiği bir röportajda hayal gücüne ne kadar önem verdiğini, rüyaların en anlamlı şeylerden biri olduğunu anlatıyor ve “Bu neyin kafası?” diye soracak olanların soru işaretlerini ağzılarına tıkıyor.

Neyi Değiştirdi?: Türk sanat müziğiyle rock’ı birbirine çarpıştırdı, kulağımızı nağmelere alıştırdı, gitarı rakının yanına meze yaptırdı. Pink Floyd’un Dediği Gibi ile ardı arkası kesilmeyen çeviri şakalarını, Biliyorum ile derdi tasayı günlük hayatın vazgeçilmezi yaptı.

2015’te Ne Alemde?: Böyle bir ün yapmışken kendisinin 2015’te de aynı yoldan ilerleyeceğini düşünüyoruz. Yeni bir albüm beklemek şu noktada çok gerçekçi değil ama görsel becerilerini müziğiyle birleştirdiği küçük projeler isteyebiliriz belki?

2014: CHET FAKER

Neden Değerli?:  Yaşını çok da almamış Avustralyalı elektronik sanatçısı Chet Faker, 2012 yılında yaptığı EP –Thinking in Textures– ile milyonları kendine sevdirmeyi başarınca gözler üzerine çevrildi. 2013’ten itibaren aldığı ödüllerin sayısını bilmiyoruz ama isimlerinden birkaçı ne kadar mühim ödüller olduğunu anlatacak sizlere; Rolling Stones 2012 en iyi çıkış yapan bağımsız sanatçı, Avustralya Bağımsız Kayıt Ödülleri ve 2014 yılında çıkardığı Built on Glass ile Avustralya ARIA Charts’da 1 numara olmak.

Neyi Değiştirdi?: Kendisini ülkemizde ‘caz festivali’ kapsamında dinlesek de Chet Faker müziğini bir kalıba sığdırmak zor. Chet Baker, Faker’ın esin kaynağı, ilham aldığı müzisyen ama yine de kendisi ne tam olarak caz yapıyor, ne elektronik, ne de soul yapıyor; yaptığı müziğe Chet Faker tarzı dedirtiyor! Bunun yanında kendisinin müziğini bir mekana da sığdırmak zor. Önce Babylon diye açıklanan Türkiye konseri büyük istekler sonrası Volkswagen Arena‘ya alındı. Arena bile doldu,taştı. Öncesinde ve sonrasında da bir çok muhabbete meze oldu. Buralarda bu kadar konuşulmasına rağmen oldukça da mütevazi bir sanatçı. Turne için Türkiye’ye geleceğini duyduğumuzda yaptığımız küçük çaplı incelemeden anladık ki hiçbir ülkeye gitmekten çekinmiyor, sadece müziğini yapabilmek için geziyor.

2015’te Ne Alemde?: 2012’den bu yana, bu kadar az zamanda, böyle bir üne ulaşan bir sanatçı duruyor karşımızda. Built on Glass‘ın bu seneki patlamasını düşünürsek, 2015’te bizi heyecanlandıracak şeyler bekliyordur diye tahmin ediyoruz. Hepimize keyifli beklemeler ve dinlemeler!