mac demarco

ORADAYDIK: PITCHFORK MUSIC FESTIVAL PARIS

Eğer Kasım ayı başında herhangi bir sebeple Paris’te bulunuyorsanız asla kaçırılmayacak müzik etkinliklerinden bir tanesi Pitchfork Müzik Festivali. 2011 yılından beri Paris’in en büyük konser alanlarından birisi olan Grande Halle de la Villette’te düzenleniyor. Festival alanı şehir merkezinde olduğundan metro ve tramvay ile rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Hangi durakta inmeniz gerektiğinizi karıştırabileceğinizi sanmıyorum, zira tarz giyinmiş insanları takip edince yolu buluyorsunuz. Ya da bol bol İngilizce konuşulduğunu duyuyorsanız da doğru yoldasınız demektir, çünkü yakın olduğu için özellikle İngiltere’den ve dünyanın dört bir yanından insan geliyor festivale. Her ne kadar kullanışlı olmasa da dönüş için de gece otobüsleri var, böylece sonuna kadar festivalin keyfini çıkarabiliyorsunuz. Festival için böyle büyük ve kapalı bir alan seçilmesi çok yerinde bir karar olmuş; malum bilen bilir, Paris’in havası her an bozabilir ve beklenmedik bir yağmur konserlerin keyfini kaçırabilirdi. Tabii soğuk havaya karşı alınabilecek herhangi bir önlem yok, bu yüzden festival alanına girdiğiniz andan itibaren çıkana kadar çılgınlarca dans ederek ısınabilirsiniz; ben öyle yaptım şahsen.

Bu yıl Pitchfork 1-2-3 Kasım tarihlerinde gerçekleşti ve ilk gün saat 17:00 itibariyle kapılar açıldı. Konser salonuna geçmeden önce ziyaretçilerin vakit geçirebileceği yerleri ve yemek/içki alınabilecek standları görüyorsunuz. Vakit geçirilecek yerler derken, oldukça geniş düşünün. Fotoğraf çekilmek, hoplayıp zıplamak falan bir yana saçınızı bile kestirebiliyorsunuz mesela. Tabii bütün bu eğlencelere dalmadan önce hatırlanması gereken önemli bir nokta var. İçeride nakit para kullanılmıyor, bu yüzden cashless standlarına gidip dilediğiniz kadar parayı bilekliğinizdeki ufak karta yükletmeniz gerekiyor. Böylece içeride istediğiniz her şeyi bu kartı okutarak satın alabiliyorsunuz. İçki ve yemek için çeşitli seçenekler mevcut, fiyatlar çok ucuz olmasa da böyle bir festival için normal sanırım. Mesela 25cl Heineken bira 4,5 euro iken bir kadeh şarap 5 euroya satılıyor; yemekler ise 6 euro’dan başlıyor diyebiliriz.

Maria Louceiro // Pitchfork

Nihayet konser salonuna girdiğinizde, dışarıda hava hala aydınlık olsa bile, ışıklandırma ve dekor sayesinde hemen moda girebiliyorsunuz. Dikdörtgen şeklinde devasa bir mekan düşünün, iki ucunda da sahne var. Ortada ve kenarlarda kalan yerler ise yine çeşitli aktivitelere ayrılmış; playground, VIP bar, şarap barı gibi çeşitli alanlar mevcut. İki tane sahne var dedik, bu çok güzel bir şey aslında ama minik bir dezavantajı da var. Öncelikle bir konser bir sahnede başladığında, diğer sahnede soundcheck yapılıyor, sahne hazırlanıyor; dolayısıyla devam eden konser bittiğinde öteki sahneye geçiyorsunuz ve gecenin sonuna kadar top gibi bir sahneden öbürüne sekiyorsunuz. Böylece hiçbir konser aksamamış oluyor ve birkaç istisna dışında programda yazılı olan saatte konser direkt başlıyor. Tabii siz de hiçbir konseri kaçırmamış oluyorsunuz. Dezavantajına gelince, özellikle akşamın ilerleyen saatlerinde mekan o kadar kalabalıklaşıyor ki, eğer bir konserde sahnenin önlerindeyseniz, diğer konserde en arkalara kalıyorsunuz. Bu yüzden stratejik davranıp sevdiğiniz grubu önlerden dinlemek için, önceki grubun son şarkılarını feda etmeyi seçebilirsiniz, ki her ne kadar hiçbir şey kaçırmak istemeseniz de bazen bunu yapmak gerekebiliyor. Nitekim 17:30’dan gece yarısına hatta son gün sabaha kadar devam eden bir festivalden bahsediyoruz; konserler aralıksız sürüyor ve içki/yemek/tuvalet molaları için, kuyrukta beklediğiniz süreleri de katacak olursak, biraz vakti gözden çıkarmanız zorunlu oluyor. Ama merak edilecek bir durum yok, nereye giderseniz gidin müziği hep duyuyorsunuz zaten.

Festivalin ilk günü Miho Hatori konseriyle başladı. Hani ilk konserler genelde çok kalabalık olmaz, çok dikkat çekmez falan ya, ben iyi ki ki gitmişim dedim. Bu nasıl bir sevimlilik, bu nasıl bir enerji! Mükemmel bir başlangıç oldu gerçekten. Sonrasında Cola Boyy konseri vardı, ki bu konser için de aynı şeyi düşündüm. Cola Boyy ismiyle çıkış yapan Matthew Urango özellikle şarkılar arasında engelli bir sanatçı olmak üzerine söylediği farkındalık yaratan şeylerle de kalbimizi çaldı. Akşamın öne çıkan diğer konserleri John Maus ve Etienne Daho oldu. John Maus deneysel, psikedelik soundları ile bizi apayrı bir havaya soktu; The Combine, Outer Space şarkılarını dinlerken farklı bir boyutta gibiydi salon. Sonrasında Etienne Daho çıktı, hiç göstermiyor ama 62 yaşında kendisi! Fransa’da bir hayli seviliyor. Diğer grup üyeleriyle birlikte sahneye siyah deri maske ve deri kıyafetleri ile çıktılar, bu bakımdan fazlasıyla genç bir havaları vardı. Ve günün zirvesini ve kapanışını Mac DeMarco yaptı. Kendi güzel şarkıları dışında Misfits coverlar’ı da yaparak bizleri mutlu etti.

İnanmayacaksınız ama ikinci gün, birinci günden bile güzel geçti. Önce Pablo Boy, Tirzah konserleri vardı ve Dream Wife konseri ile devam etti akşam. Konserin en çok aklımda kalan kısmı şu söz oldu sanırım: “Toplumsal cinsiyet normları sosyal bir yapıdır. Paris, bu normları yıkmaya hazır mısın?” Bu söz sonrasında hep beraber Somebody şarkısını söyledik, gerçekten olağanüstüydü. Ardından Lewis Of Man konseri vardı, Milena Leblanc da dansı ve sesiyle bazı şarkılara eşlik etti. Başta biraz heyecanlandı herhalde hatta canım, bir şarkının sözlerini unuttu. Je pense à toi, Yo Bene albümlerini dinledik çoğunlukla. Daha sonra Kanadalı ikili Chromeo’nun konseri vardı. Sahneye ikiliyi önceleyecek şekilde iki kadın manken bacağı koymuşlardı, Head Over Heels albüm kapağını hatırlatıyordu bu bakımdan. Zaten bu albümden çaldılar bolca, Must’ve Been ve Don’t Sleep şarkılarını da bütün salona söylettiler. Bagarre konserini yemek yerken uzaktan, asma kattan izledim, ve sahnenin önünde olup aşırı eğlenceli görünen pogolara katılamadığım için çok üzüldüm açıkçası. Fakat bunu Blood Orange ve Kaytranada konserlerinde önlerden yer kaparak telafi ettiğimi düşünüyorum. İki konser de aşırı kalabalıktı ve birbirinden büyüleyici geçti. Blood Orange konserinde Dev Hynes’ın kendisi, back vokaller, gitar, bateri, saksafon derken oldukça zengin soundlar vardı. Charcoal Baby, Chewing Gum, You’re Not Good Enough şarkılarını canlı dinlemiş olduk böylece. Sonrasında Kaytranada konserinde Blood Orange ile indiğimiz derin kuyudan çıktık, ve hipnotik dans moduna geçtik. Konser sırasında kullanılan görsellere de ayrıca hayran kaldım, belirteyim.

Matt Lief Anderson // Pitchfork

Festivalin üçüncü ve son günü en uzun süren gün oldu; 17:30’da başladı yine. İlk konserlerde pek enerji yoktu gibi hissettim nedense, özellikle Snail Mail konseri çok yavan geçti. Ama Unknown Mortal Orchestra ile her zamanki ritme dönmüş olduk. Fakat Hunnybee, So Good At Being in Trouble gibi güzel şarkılarının bazılarını sona sakladıkları için sonrasında Bon Iver konserine geçmek bir hayli zor oldu. Önlerde olduğum için diğer sahnenin ne denli kalabalıklaştığını fark etmemişim, bu yüzden ne yazık ki Bon Iver konserini VIP barın asma katından dinlemek zorunda kaldım. Gerçekten öyle bir kalabalığı festivalin başka hiçbir anında görmedim desem abartmış olmam herhalde. Ki değdi de herkesin geldiğine, canlı dinlemek başka oluyormuş. Bon Iver’den sonra DJ set kuruldu ve tekrar dans moduna geçtik. Jeremy Underground, Dj Koze, Peggy Gou, Avalon Emerson DJ kabinine geçti sırayla ve o kadar iyiydi, o kadar çok dans ettim ki saat 3:30 itibariyle tabanlarımda duyduğum sızıdan dolayı sabahı göremeyeceğimi fark ettim. Bu yüzden Pitchfork’a son kez şöyle bir bakıp, seneye tekrar gelmek umuduyla salondan ayrıldım.

Sonuç olarak Pitchfork deneyimim beklediğimden bile iyiydi, ki beklentilerim hali hazırda baya yüksekti aslında. Bu yüzden Pitchfork 2019’u kaçırmayın, ben de orada olacağım!

Sevgiler.

Etkinlikten video ve fotoğraflara Instagram hesabımızdan göz atabilirsiniz.

Yazı için Tuğba Gökduman’a teşekkürler!

 

İNCELEME: MAC DEMARCO – THIS OLD DOG

Eğlenceli röportajlar, turne müzisyenlerine yapılan şakalar bir yana Mac Demarco ortaya koyduğu muhteşem pop kayıtları ile indie sahnenin en önemli isimlerinden. Hayatın en sıradan anlarını gözlemlemesi ve bunları espri anlayışı ile harmanlayarak her defasında ciddi bir şekilde servis etmesi beni hep şaşırtmıştır. Demarco, hiçbir zaman medyaya yansıttığı o personayı destekleyen bir müzik yapmadı. (daha&helliip;)

MAC DEMARCO’DAN STAR WARS: THE FORCE AWAKENS İNCELEMESİ

Büyük bir Star Wars hayranı olduğunu bildiğimiz Mac DeMarco, Stereogum için serinin yeni filmi The Force Awakens‘ı inceledi. Filmi 3 kez izleyen Mac DeMarco, oldukça detaylı bir inceleme sunmuş. Sayesinde film hakkında aklımıza takılan soruların çoğuna yanıt bulduk ve DeMarco’nun SW hayranlığının sırrını da çözmüş olduk.

(Bolca spoiler, Jar Jar Binks ve saçmalık (?) içerir.)

Mac DeMarco Reviews Star Wars: The Force Awakens

Mac DeMarco saw The Force Awakens three times. Here is his review.

Posted by Stereogum on Monday, December 21, 2015

TOP 10: MAC DEMARCO

Bir süredir top 10’lerde “İstanbul’a da gelsin artık!”ı haykırmıyorduk ve uzun süre bunu en çok Mac Demarco‘nun hak ettiğini düşünüyoruz. Taze albümü Another One, her yağmurlu günde koştuğumuz albüm olmakla birlikte hüzünlü anlara at gibi koşturan diğer albümleri pek çoğumuz için baş tacı. Buna bir de Mac’in tüm sevimli hallerini eklersek, canlı dinlemediğimiz her gün için ayrı üzülüyoruz.

Derdimizi ve niyetimizi bu kadar belli ettikten sonra Mac Demarco‘nun en sevdiğimiz 10 şarkısını toparladığımız liste ile hayatımıza devam etme kararı aldık. Buyrun, siz de bize katılın:

 

10. Still Together,  2 (2012)
Anılara sonu hüzünlü biten ziyaret şarkısı.

9. Me and Jon Hanging On, Rock n Roll Night Club (2012)
Mac Demarco’nun çok sevdiklerinden.

8. Treat Her Better, Salad Days (2014)
Başrol yine “o”.

7. Freaking Out The Neighborhood, 2 (2012)
Çünkü neden olmasın!

6. Brother, Salad Days (2014)
“Brother” isimli bir şarkının ruha dokunması…

5. The Way You’d Love Her, Another One (2015)
Yine bir aşk hikayesi dinliyoruz.

4. Ode to Viceroy, 2 (2012)
Viceroy ile daha parlak hayatlar.

3. Passing Out Pieces, Salad Days (2014)
Gerçek saykodelik Mac Demarco ile parça parça tanışmaya hazır olduğumuz zamanlardan:

2. Another One, Another One (2015)
 Taze ve fakat yüzyıldır dinliyormuş gibi.

1. Chamber of Reflection, Salad Days (2014)
Dokunuyor.

 

STREAM: MAC DEMARCO- ANOTHER ONE

Yayın tarihine bir hafta kala, Mac DeMarco yeni albümü Another One ı NPR aracılığıyla dinleyicilere sundu. 8 şarkılık mini-albümüyle DeMarco, bu yakıcı yaz sıcağında adeta klima etkisi yaratıyor.

Buğulu gitar riffleri ve ritmik vokalleri ile klasik bir Mac DeMarco albümü olmasına rağmen Another One, canımızın birçok şeyi ilk defa deneyimlediği bir albümmüş. Mesela No Other Heart ve Another One şarkılarında DeMarco, gitar kullanmamış. Tamamı aşk şarkılarından oluşan ve melodileri ile tam bir yaz albümü olan Another One’ dan  I’ve Been Waiting For Her ü özellikle tavsiye ediyoruz. Mac DeMarco’ nun dediğine göre tam bir plaj şarkısıymış.

Ayrıca hatırlatmak da fayda var: Albümün son şarkısı My House By The Water’ın sonunda DeMarco, bizi evine, kahve içip muhabbet etmeye çağırıyor. Brooklyn civarında iseniz multi yetenekli şeker mi şeker bu insanı bir an önce ziyarete gitmeli, kahvesinden yudumlamalısınız. Bu fırsat kaçmaz, bizden söylemesi.

 

YENİ ŞARKI: MAC DEMARCO- NO OTHER HEART

Mac DeMarco, 7 Ağustos‘ ta yayımlayacağı yeni albümünden bir şarkıyı bugün hayranlarıyla paylaştı. DeMarco, bu ayın başında “Some Other Ones” isimli enstrümantal bir albüm yayımlamış ve bu albümü ‘BBQ soundtrack’ olarak tanımlamıştı. Hemen ardından New York’ ta düzenlediği bir dinleme partisinde “Another One” isimli 8 şarkıdan oluşan yeni albümünü hayranlarının beğenisine sunmuştu.

The Way You’d Love Her‘ , Another One‘ ve ‘I’ve Been Waiting For Her, Mac DeMarco’ nun yeni albümden paylaştığı diğer şarkılar.

“Another One” tracklisti:

01 The Way You’d Love Her
02 Another One
03 No Other Heart
04 Just to Put Me Down
05 A Heart Like Hers
06 I’ve Been Waiting For Her
07 Without Me
08 My House by the Water

 

YENİ MİNİ ALBÜM: MAC DEMARCO – ANOTHER ONE

Favori hipster prensimiz Mac DeMarco, geçen yıl çıkardığı fevkalade albüm Salad Days‘in ardından hız kesmeden yeni bir albüm yayınlıyor. Another One isimli 8 şarkılık mini albüm, 7 Ağustos’ta çıkacak. Ekim ayına dek hız kesmeden turlayacak olan Mac DeMarco‘nun adını bu sene de bol bol anacağız belli ki. Kız arkadaşının çektiği ve mini albümün yapım aşamasını anlatan videoyu (ki kendisi tam da Mac DeMarco’dan beklediğimiz kalitede bir “making of” videosu) aşağıda izleyebilirsiniz.