AVAZ SOSYAL

ORADAYDIK: PITCHFORK MUSIC FESTIVAL PARIS

Eğer Kasım ayı başında herhangi bir sebeple Paris’te bulunuyorsanız asla kaçırılmayacak müzik etkinliklerinden bir tanesi Pitchfork Müzik Festivali. 2011 yılından beri Paris’in en büyük konser alanlarından birisi olan Grande Halle de la Villette’te düzenleniyor. Festival alanı şehir merkezinde olduğundan metro ve tramvay ile rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Hangi durakta inmeniz gerektiğinizi karıştırabileceğinizi sanmıyorum, zira tarz giyinmiş insanları takip edince yolu buluyorsunuz. Ya da bol bol İngilizce konuşulduğunu duyuyorsanız da doğru yoldasınız demektir, çünkü yakın olduğu için özellikle İngiltere’den ve dünyanın dört bir yanından insan geliyor festivale. Her ne kadar kullanışlı olmasa da dönüş için de gece otobüsleri var, böylece sonuna kadar festivalin keyfini çıkarabiliyorsunuz. Festival için böyle büyük ve kapalı bir alan seçilmesi çok yerinde bir karar olmuş; malum bilen bilir, Paris’in havası her an bozabilir ve beklenmedik bir yağmur konserlerin keyfini kaçırabilirdi. Tabii soğuk havaya karşı alınabilecek herhangi bir önlem yok, bu yüzden festival alanına girdiğiniz andan itibaren çıkana kadar çılgınlarca dans ederek ısınabilirsiniz; ben öyle yaptım şahsen.

Bu yıl Pitchfork 1-2-3 Kasım tarihlerinde gerçekleşti ve ilk gün saat 17:00 itibariyle kapılar açıldı. Konser salonuna geçmeden önce ziyaretçilerin vakit geçirebileceği yerleri ve yemek/içki alınabilecek standları görüyorsunuz. Vakit geçirilecek yerler derken, oldukça geniş düşünün. Fotoğraf çekilmek, hoplayıp zıplamak falan bir yana saçınızı bile kestirebiliyorsunuz mesela. Tabii bütün bu eğlencelere dalmadan önce hatırlanması gereken önemli bir nokta var. İçeride nakit para kullanılmıyor, bu yüzden cashless standlarına gidip dilediğiniz kadar parayı bilekliğinizdeki ufak karta yükletmeniz gerekiyor. Böylece içeride istediğiniz her şeyi bu kartı okutarak satın alabiliyorsunuz. İçki ve yemek için çeşitli seçenekler mevcut, fiyatlar çok ucuz olmasa da böyle bir festival için normal sanırım. Mesela 25cl Heineken bira 4,5 euro iken bir kadeh şarap 5 euroya satılıyor; yemekler ise 6 euro’dan başlıyor diyebiliriz.

Maria Louceiro // Pitchfork

Nihayet konser salonuna girdiğinizde, dışarıda hava hala aydınlık olsa bile, ışıklandırma ve dekor sayesinde hemen moda girebiliyorsunuz. Dikdörtgen şeklinde devasa bir mekan düşünün, iki ucunda da sahne var. Ortada ve kenarlarda kalan yerler ise yine çeşitli aktivitelere ayrılmış; playground, VIP bar, şarap barı gibi çeşitli alanlar mevcut. İki tane sahne var dedik, bu çok güzel bir şey aslında ama minik bir dezavantajı da var. Öncelikle bir konser bir sahnede başladığında, diğer sahnede soundcheck yapılıyor, sahne hazırlanıyor; dolayısıyla devam eden konser bittiğinde öteki sahneye geçiyorsunuz ve gecenin sonuna kadar top gibi bir sahneden öbürüne sekiyorsunuz. Böylece hiçbir konser aksamamış oluyor ve birkaç istisna dışında programda yazılı olan saatte konser direkt başlıyor. Tabii siz de hiçbir konseri kaçırmamış oluyorsunuz. Dezavantajına gelince, özellikle akşamın ilerleyen saatlerinde mekan o kadar kalabalıklaşıyor ki, eğer bir konserde sahnenin önlerindeyseniz, diğer konserde en arkalara kalıyorsunuz. Bu yüzden stratejik davranıp sevdiğiniz grubu önlerden dinlemek için, önceki grubun son şarkılarını feda etmeyi seçebilirsiniz, ki her ne kadar hiçbir şey kaçırmak istemeseniz de bazen bunu yapmak gerekebiliyor. Nitekim 17:30’dan gece yarısına hatta son gün sabaha kadar devam eden bir festivalden bahsediyoruz; konserler aralıksız sürüyor ve içki/yemek/tuvalet molaları için, kuyrukta beklediğiniz süreleri de katacak olursak, biraz vakti gözden çıkarmanız zorunlu oluyor. Ama merak edilecek bir durum yok, nereye giderseniz gidin müziği hep duyuyorsunuz zaten.

Festivalin ilk günü Miho Hatori konseriyle başladı. Hani ilk konserler genelde çok kalabalık olmaz, çok dikkat çekmez falan ya, ben iyi ki ki gitmişim dedim. Bu nasıl bir sevimlilik, bu nasıl bir enerji! Mükemmel bir başlangıç oldu gerçekten. Sonrasında Cola Boyy konseri vardı, ki bu konser için de aynı şeyi düşündüm. Cola Boyy ismiyle çıkış yapan Matthew Urango özellikle şarkılar arasında engelli bir sanatçı olmak üzerine söylediği farkındalık yaratan şeylerle de kalbimizi çaldı. Akşamın öne çıkan diğer konserleri John Maus ve Etienne Daho oldu. John Maus deneysel, psikedelik soundları ile bizi apayrı bir havaya soktu; The Combine, Outer Space şarkılarını dinlerken farklı bir boyutta gibiydi salon. Sonrasında Etienne Daho çıktı, hiç göstermiyor ama 62 yaşında kendisi! Fransa’da bir hayli seviliyor. Diğer grup üyeleriyle birlikte sahneye siyah deri maske ve deri kıyafetleri ile çıktılar, bu bakımdan fazlasıyla genç bir havaları vardı. Ve günün zirvesini ve kapanışını Mac DeMarco yaptı. Kendi güzel şarkıları dışında Misfits coverlar’ı da yaparak bizleri mutlu etti.

İnanmayacaksınız ama ikinci gün, birinci günden bile güzel geçti. Önce Pablo Boy, Tirzah konserleri vardı ve Dream Wife konseri ile devam etti akşam. Konserin en çok aklımda kalan kısmı şu söz oldu sanırım: “Toplumsal cinsiyet normları sosyal bir yapıdır. Paris, bu normları yıkmaya hazır mısın?” Bu söz sonrasında hep beraber Somebody şarkısını söyledik, gerçekten olağanüstüydü. Ardından Lewis Of Man konseri vardı, Milena Leblanc da dansı ve sesiyle bazı şarkılara eşlik etti. Başta biraz heyecanlandı herhalde hatta canım, bir şarkının sözlerini unuttu. Je pense à toi, Yo Bene albümlerini dinledik çoğunlukla. Daha sonra Kanadalı ikili Chromeo’nun konseri vardı. Sahneye ikiliyi önceleyecek şekilde iki kadın manken bacağı koymuşlardı, Head Over Heels albüm kapağını hatırlatıyordu bu bakımdan. Zaten bu albümden çaldılar bolca, Must’ve Been ve Don’t Sleep şarkılarını da bütün salona söylettiler. Bagarre konserini yemek yerken uzaktan, asma kattan izledim, ve sahnenin önünde olup aşırı eğlenceli görünen pogolara katılamadığım için çok üzüldüm açıkçası. Fakat bunu Blood Orange ve Kaytranada konserlerinde önlerden yer kaparak telafi ettiğimi düşünüyorum. İki konser de aşırı kalabalıktı ve birbirinden büyüleyici geçti. Blood Orange konserinde Dev Hynes’ın kendisi, back vokaller, gitar, bateri, saksafon derken oldukça zengin soundlar vardı. Charcoal Baby, Chewing Gum, You’re Not Good Enough şarkılarını canlı dinlemiş olduk böylece. Sonrasında Kaytranada konserinde Blood Orange ile indiğimiz derin kuyudan çıktık, ve hipnotik dans moduna geçtik. Konser sırasında kullanılan görsellere de ayrıca hayran kaldım, belirteyim.

Matt Lief Anderson // Pitchfork

Festivalin üçüncü ve son günü en uzun süren gün oldu; 17:30’da başladı yine. İlk konserlerde pek enerji yoktu gibi hissettim nedense, özellikle Snail Mail konseri çok yavan geçti. Ama Unknown Mortal Orchestra ile her zamanki ritme dönmüş olduk. Fakat Hunnybee, So Good At Being in Trouble gibi güzel şarkılarının bazılarını sona sakladıkları için sonrasında Bon Iver konserine geçmek bir hayli zor oldu. Önlerde olduğum için diğer sahnenin ne denli kalabalıklaştığını fark etmemişim, bu yüzden ne yazık ki Bon Iver konserini VIP barın asma katından dinlemek zorunda kaldım. Gerçekten öyle bir kalabalığı festivalin başka hiçbir anında görmedim desem abartmış olmam herhalde. Ki değdi de herkesin geldiğine, canlı dinlemek başka oluyormuş. Bon Iver’den sonra DJ set kuruldu ve tekrar dans moduna geçtik. Jeremy Underground, Dj Koze, Peggy Gou, Avalon Emerson DJ kabinine geçti sırayla ve o kadar iyiydi, o kadar çok dans ettim ki saat 3:30 itibariyle tabanlarımda duyduğum sızıdan dolayı sabahı göremeyeceğimi fark ettim. Bu yüzden Pitchfork’a son kez şöyle bir bakıp, seneye tekrar gelmek umuduyla salondan ayrıldım.

Sonuç olarak Pitchfork deneyimim beklediğimden bile iyiydi, ki beklentilerim hali hazırda baya yüksekti aslında. Bu yüzden Pitchfork 2019’u kaçırmayın, ben de orada olacağım!

Sevgiler.

Etkinlikten video ve fotoğraflara Instagram hesabımızdan göz atabilirsiniz.

Yazı için Tuğba Gökduman’a teşekkürler!

 

ORADAYIZ: PITCHFORK MUSIC FESTIVAL PARIS

Avrupa’da sonbaharın en heyecan verici festivali olan, line-up’ıyla aklımızı alan Pitchfork Music Festival Paris için yarın Fransa’nın yolunu tutuyoruz. Mac Demarco, Bon Iver, DJ Koze, Unknown Mortal Orchestra, Snail Mail, The Voidz, Blood Orange, CHVRCHES, Kaytranada, Car Seat Headrest, John Maus ve nicesini izleyeceğimiz şu üç gün için yerimizde durmakta güçlük çekiyoruz. Festival boyunca Instagram hesabımızdan bol bol paylaşım yapacağız. Takipte kalın!

ORADAYIZ: AH! KOSMOS – BEAUTIFUL SWAMP LANSMAN KONSERİ

Bastards albümünün lansman konserini izleme şerefine nail olmuş olanlar bilirler ki işin ucunda bir Ah! Kosmos konseri, hele de albüm lansman konseri varsa “kaçırdım, unuttum, başka planlarım vardı” gibi bahaneler söz konusu bile olamaz. Evet, duymadıysanız bizden duymuş olun: Ah! Kosmos bu akşam, yani 25 Ekim akşamı, taze mi taze ve bizim fazlasıyla beğenip hemen şurada incelediğimiz yeni albümü Beautiful Swamp‘ın lansman konseri için Salon İKSV‘de olacak. Üstelik Elif Çağlar, Mabel Matiz, Gizem Aksu ve Burcu Yankın da ona eşlik edecek. Biletler hemen burada. E bize artık ancak “orada görüşürüz” demek kalıyor.

Hala dinlemediyseniz buyurun Beautiful Swamp‘a:

ORADAYIZ: LA LUZ

Havalar soğumaya başlamışken güzel sıcak günleri yad edebileceğimiz bir konser yaklaşıyor. Garage, surf rock ve 60’lar esintileri ile La Luz son dönemlerin yükselen gruplarından biri. 2012’de kurulan Seattle’lı dörtlü ilk uzunçalarları It’s Alive‘ı 2013’te yayımladılar ve birçok müzik platformunda dikkatleri topladılar. Hemen ardından gelen ikinci uzunçalar ile çıtayı daha da yükselterek Ty Segall prodüktörlüğündeki – Hayır, yanlış okumadınız- Weirdo Shrine ile bizleri tanıştırdılar. Şimdi ise geçtiğimiz Mayıs ayında yayımlanan ve Black Keys’den Dan Auerbach prodüktörlüğündeki üçüncü albüm Floating Features kapsamında bu topraklara geliyorlar. Yarın Birlikte Güzel kapsamında Salon IKSV‘de gerçekleşecek konserde sörf etkisi yaratan rüya dolu anlar yaşamayı bekliyoruz. Konsere hazırlık yapanlar da albümü hemen aşağıda bulabilir.

Yarın Salon’dayız!

EYLÜL TAKVİMİ: SERİN SULARDAN KONSER SALONLARINA

Hiç “yaz yine bitti, sonbahar geliyor” romantizmine girmeden konuya girelim: Eylül ayı, yazın İstanbul’dan neden nefret ettiğimizi bize bir kez daha kanıtlarcasına dopdolu! Bizim için bu aya dört güne, dört farklı mekana ve sayısız janra yayılan, özellikle 20. yıl kutlamasını büyük merakla beklediğimiz Red Bull Music Festival damgasını vuruyor. (daha&helliip;)

AVRUPA’NIN EN HAVALILARI: WAY OUT WEST & FLOW FESTIVAL

Türk lirasının değer kaybedişiyle paralel olarak yurtdışı festivalleri de hem bilet fiyatları hem de uçağıdır, kalacak yeridir derken giderek daha da hayal olsa da takibi elden bırakmıyoruz. Malumunuz, yazın yavaş yavaş sonuna yaklaşıyoruz ve Primavera’lar, Lollapalooza Paris’ler, Best Kept Secret’lar gözümüzün yaşına bakmadan geçti gitti. Bizi ise bu yaz için bunlardan çok daha fazla heyecanlandıran iki festival vardı: Way out West ile Flow. (daha&helliip;)

ORADAYIZ: GECE GEZMESİ 2018

İKSV‘nin düzenlediği 25. İstanbul Caz Festivali‘ni başlatmışken Nick Cave, Robert Plant, Melody Gardot gibi ağır toplardan önce Gece Gezmesi için yarın akşam Kadıköy’e geçiyoruz. Club Quartier, All Saints Moda Kilisesi, Moda Kayıkhane, Moda Sahnesi, Baba Sahne, Ağaç Ev Kadıköy, KargArt, Bant Mag. Havuz/BİNA ve zor’a yayılacak bu etkinlikle İstanbul sahnesinin 1 gecelik özetini izleyeceğiz.

28 Haziran akşamı saat 19.30’da başlayıp gece boyu sürecek konserler için Kadıköy’ün altını üstüne getirmeye hazırız. Bütün gecenin programını da şöyle bırakalım.

ORADAYIZ: TAMINO

Geçtiğimiz sene Habibi teklisiyle Belçika’nın Jeff Buckley’si olarak ünlenen Tamino, 25 ve 26 Mayıs’ta Salon İKSV’de sahne alıyor. Büyükbabası Moharoam Fouad’dan aldığı müzik mirasıyla Tom Waits, Serge Gainsbourg gibi büyük isimlerin müziğine duyduğu hayranlığı şarkılarında birleştiren Tamino, bu akşam Salon sahnesinde bizleri bekliyor olacak. Dingin melodilerle birleşen melankolik sözleri iliklerimize kadar hissedeceğimiz bu büyüleyici sesi dinlemek için sabırsızlanıyoruz.

Bu akşam Salon’dayız!

ORADAYIZ: RIJEKA & BADMIXDAY, ATI VE AŞK ÜÇGENI, RSPC, REDRICE

Özellikle düzenlediği ilgi çekici konsepli konser serilerinin yanı sıra radarın dışında kalmış sanatçılarla tanışmamızı sağlayan etkinlikleriyle tanıdığımız In the Void, bu kez Maglibertine ile birlikte Rijeka & Badmixday, Ati ve Aşk Üçgeni, RSPC ve Redrice‘ı bu akşam Peyote’de bir araya getiriyor. Her ismin bize farklı bir deneyim yaşatacağına inandığımız bu etkinlik için çok heyecanlıyız. Bu akşam Peyote’de olacağız, sizi de bekleriz!

Sanatçılarla ilgili daha fazla bilgiye In The Void’un yazısından, etkinlik ile ilgili ayrıntılara ise buradan ulaşabilirsiniz.

ORADAYIZ: YASEMİN MORİ “ESTRELLA” LANSMAN KONSERİ

Müzik kariyerinin 10. yılını kutlayan Yasemin Mori, 26 Ocak’ta yayınlanan ve bizim pek beğendiğimiz yeni albümü Estrella‘nın ilk konseri için bu akşam Lokalize kapsamında Zorlu PSM Stüdyo‘da olacak. Bir Yasemin Mori konserinin kötü olma ihtimali zaten yok, bir de üstüne albümün yüksek enerjisi ve bunun albümün lansman konseri olacağı gerçeği de binince gece için heyecanlanmamak elde olmuyor. Üstüne üstlük Twitter’da konserin sürprizli olacağını yazan Mori, “acaba Edis ve Eypio, hatta Cem Yılmaz da mı gelecek” diye düşündürdü de bizi bir yandan.

Her halükarda müthiş bir konser bizleri bekliyor ve biz Yasemin Mori‘yi canlı izlemeyi çok çok özleyen Avaz yazarları olarak pek tabii orada olacağız.

Etkinlik sayfası burada.

ORADAYIZ: %100 MÜZİK: INDIECITY VI

5 senedir İstanbul sahnesine farklı bir renk katmayı dert edinmiş bir topluluğun, Partapart‘ın düzenlediği festival IndieCity‘nin 6.sının vakti geldi. Bu akşam Salon İKSV‘de başlayacak 3 günlük festival, Salon’un yanında Mama ve Minimüzikhol’e de taşacak. Biz de bu akşam Aisha Devi‘nin yaşatacağı farklı bir deneyim için Salon’da olacağız.

Bütün programı da şöyle bırakalım:

MART TAKVİMİ: EKLEKTİK

Havanın berbat iç karartıcılığının sona erip artık baharın yavaş yavaş yüzünü göstermesini umduğumuz Mart ayında takvim, herkesi memnun edecek denli rengarenk. Özellikle elektronik müzik etkinliklerinin ağır bastığı bu ayda Cuma ve Cumartesileri sabahı etmelik birbirinden müthiş konserler göz kırpmakta. (daha&helliip;)

ŞUBAT TAKVİMİ: HAFTA İÇİ

Bu ay hafta sonlarımız kadar hafta içlerimiz de dopdolu geçecek.”Work hard, play hard” ruhunu sonuna kadar yaşayacağımız ayın seçtiğimiz etkinlikleri hemen aşağıda. İyi eğlenceler.

1 Şubat

Babylon // Gevende
KLEIN // WhoMadeWho

2 Şubat

MAMA // SUB: MAMA’s House
Babylon // Gaye Su Aksoy

3 Şubat

Salon // Open Club Day: Mind Shifter & Club Bangkok
Babylon // Oldies but Goldies
IF Performance Hall Beşiktaş // The Avener DJ Set
DasDas // Sattas

7 Şubat

Babylon // Jakuzi
Joker No.19 // Metronomy Dj Set (Anna Prior)
Zorlu Performans Sanatları Merkezi // Moon Duo
Salon // King Krule

8 Şubat

Sanat Performance // Ezhel
Zorlu Performans Sanatları Merkezi // Elif Çağlar Albüm Lansmanı
Salon // King Krule

9 Şubat

Babylon // Bob Marley Doğum Günü Kutlaması
(Sattas, Selekta Firuzaga (DJ set) ve Beton Orman Sound System)
DasDas // Büyük Ev Ablukada – Fırtınayt

10 Şubat

Babylon // Y2K Millennium Party
Salon // %100 Metal: Laneth Bir Gece 2
Zorlu Performans Sanatları Merkezi // Lokaalize: Büyük Ev Ablukada – Ay Şuram Hala Ağrıyor
Zorlu Performans Sanatları Merkezi // Hurts

13 Şubat

Zorlu Performans Sanatları Merkezi // Ceylan Ertem

14 Şubat

BKM Mutfak – Uniq // Can Kazaz
Salon // Ahmet Ali Aslan Albüm Lansmanı
TİM Show Center // Yalın
Hypnos Hall // Kalben

15 Şubat

-!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali başlangıcı-
Cemiyet // Palmiyeler
Babylon // Christian Löffler Ensemble

16 Şubat

Babylon // Nightmares on Wax
Salon // Hedonutopia Albüm Lansmanı
Zorlu Performans Sanatları Merkezi // We Luv Techno!

17 Şubat

Salon // Son Feci Bisiklet
Babylon // !f Açılış Partisi

19 Şubat

bomontiada // Punk’ta hayat var!: Yerli Punk Sahnemiz Hakkında Bir Sohbet

20 Şubat

Salon // Evren Uysal Albüm Lansmanı
IF Performance Hall Beşiktaş // Blonde Redhead

21 Şubat

bomontiada // Lounge Buluşması: Plak & Play
IF Performance Hall Beşiktaş // Mor ve Ötesi
Salon // minimalismus+: Martin Kohlstedt
Babylon // Luke Elliot

22 Şubat

DasDas // Ezhel
Babylon // Ghostpoet

23 Şubat

DasDas // Redd
Babylon // !f Music: Aşk Olsun!

24 Şubat

DasDas // Korhan Futacı ve Kara Orkestra
Babylon // Weval

25 Şubat

-!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali sonu-

XXF – VERY VERY FRENCH: 2017

Sene sonu Babylon‘a Fransız rüzgarıyla geldi. Artık geleneğe dönmeye başlayan Fransız Kültür Merkezi‘nin Babylon işbirliği ile düzenlediği XXF – Very Very French Festival ile yine Fransa’nın müziğinin nabzını tutuyoruz. Bu sene kimler geliyor şöyle bir bakalım.

Amadou & Mariam (23 Kasım)

Afro-Beat’e ilgi duyanlar için kaçırılmaz bir konser ayağınıza geliyor. Usta ikili yakın zamanda çıkardıkları albüm La Confusion‘ın turnesi dahilinde 23 Kasım’da Babylon’dalar.

Kartell (24 Kasım)

Fransızlara +5 DJ’lik yeteneğini kim verdiyse ülkeden çıkan herkes yetenekli DJ. Buyrun Kartell‘e kulak kesilin.

Cézaire (24 Kasım)

Kartell ile aynı gece Babylon sahnesi paylaşacak başka bir DJde Cézaire olacak.

Erik Truffaz (25 Kasım)

Biz onu seviyoruz, o da bizi. Erik Truffaz bir kez daha İstanbul semalarında.

Vincent Peirani & Emile Parisien (30 Kasım)

Akordeon ve saksafon sesini sevenler için yaratılmış ikili 30 Kasım’da Babylon’da. “Nasıl bir performans beklemeliyiz?”in cevabı aşağıdaki videoda.

Amine Edge & Dance (2 Aralık)

Elektronik müziğin daha genç sayılacak dallarından biri olan G-House‘un önemli isimlerinden birini, Amine Edge & Dance’ı buralarda görmek büyük mutluluk. Babylon koca bir dans pisti olmaya tekrardan hazır.

Aquaserge (6 Aralık)

Fransız saykodeliği de bir başka oluyor. Grubun üyeleri Tame Impala, Melody’s Echo Chamber gibi grupların birer parçaları olsa da hiçbir filtreden geçirmedikleri şarkılarını Aquaserge ile bizlerle paylaşıyorlar.

Juniore (6 Aralık)

Yetenekli vokali ve Retro kafasıyla parlayan Anna Jean önderliğindeki indie pop grubu Juniore, bu seneki XXF keşfimiz olabilir. Merakla 6 Aralık’ı bekliyoruz.

ORADAYIZ: ANDY STOTT + DEMDIKE STARE

Harvest Festival, Com Truise, John Maus, HVOB, Forest Swords, Genghar derken sezonun belki de en dopdolu haftasını yaşıyoruz, hangi birine yetişeceğimizi şaşırmış vaziyetteyiz. Bizim için haftanın en merakla beklediğimiz etkinliklerinden biri de Garaj’ın yeni sezon programı açıklandığından beri bizi en çok heyecanlandıran isimlerden olan ve İstanbul’da ilk kez izleyeceğimiz Andy Stott idi. Dub techno’nun karanlık ve baştan çıkarıcı tarafının en başarılı temsilcisi olan Andy Stott‘ın, Resident Advisor’ın it hurts so good diyerek belki de en doğru şekilde tanımladığı müziğiyle bu gece bambaşka diyarlara ışınlanmaya hazırlanıyoruz. Özellikle de Luxury Problems ve Faith in Strangers isimli iki şaheserden Alison Skidmore‘un muazzam sesiyle hayat bulan şarkıları sonunda canlı canlı dinleyeceğimiz için bir hayli heyecanlıyız.

Üstüne üstlük Andy Stott tek başına yetmiyormuş gibi bir de öncesinde kendisiyle aynı plak şirketini paylaşan dostları Demdike Stare‘ı izleyeceğiz. Tıpkı Stott gibi Manchesterlı olan Demdike Stare ikilisi, özellikle geçtiğimiz sene yayınladıkları Wonderland ile melodik olduğu kadar deneysel, şaşırtıcı ve çok katmanlı bir klasiğe imza atmışlardı. Andy Stott öncesi bizi şaşırtıp bir hayli yoracağa ve tek başlarına bambaşka bir müzik deneyimi sunacağa benziyorlar.

Sezonun şüphesiz en farklı ve heyecan verici etkinliklerinden biri olacak bu bol “tripli” ve kafa açma garantili gece kaçmaz diyor ve konsere hazırlık playlistini sanatçıların Boiler Room performanslarıyla birlikte şöyle aşağı bırakıyoruz. Garaj‘da görüşmek üzere.

Etkinliğin Biletix sayfası burada.