Hande Yıldırım

SALI PAZARI: 31.07.2018

İşte, haftanın en sevdiğimiz günü. Bir salı gününde daha tezgahlarımızı açtık. Bu hafta bize yeni keşifleri ve janr tanımayan müzik zevkiyle In the Void‘un kurucusu Sibel Engingök de konuk oldu. (Kendisiyle daha önce şöyle konuşmuştuk.) Spotify playlisti en aşağıda. Peki, siz bu aralar neler dinliyorsunuz?

(daha&helliip;)

SALI PAZARI: 19.06.2018

Haftanın en sevdiğimiz günü. Bildiğiniz üzere her hafta salı günü o hafta en çok döndürdüğümüz, müptelası olduğumuz parçaları sizlerle paylaşıyoruz. Kısa bir ara vermiştik, şimdi geri dönüyoruz. Avaz ekibi olarak dinlemeden duramadıklarımızı bu hafta tekrardan sizin için toparladık. Buyrun bakalım:

(daha&helliip;)

İNCELEME: CHVRCHES- LOVE IS DEAD

Her dinlediğim albümün ardından hakkında yazmadan önce karışık duygular hissediyorum. Aklıma getirdiği düşünceler, onlarla paralel bir şekilde gün yüzüne çıkan anılar hepsi bir şekilde sıralanmayı başarıyor. Maalesef aynısını Chvrches’ın yeni uzunçaları Love is Dead için söyleyemeyeceğim. (daha&helliip;)

İNCELEME: BEACH HOUSE – 7

Yedi albüm ve 13 senelik bir kariyer… Baltimore’dan dream pop ikilisi Victoria Legrand ve Alex Scally’den oluşan Beach House‘un bunca zamandır yayımlanan albümlerindeki yedi farkı bulabilir misiniz? Grup, genellikle aynı tınıları yeni şekillerde yayımlayıp dream pop’ta kendilerine ait bir krallık kurdukları için eleştiriliyorlar. Ancak grubun her yayımlanan albümünün dört bir gözle beklenmesinin ve türünde bir önceden yayımlananı tahtından indirmesinin elbette bir sebebi var.

(daha&helliip;)

İNCELEME: IN HOODIES – CIRCLING THE CAGE

In Hoodies’in ikinci albüme giden yoldaki yeni EP’si Circling the Cage’in tanıtım resimlerini gözünüzün önüne getirin. Dış dünyayla yüzleşmeye çalışan bir adam. Ancak maskesini takmış ve yüzleşirken maskesini çıkarmayacağından neredeyse eminsiniz. Üstelik o kişiyi tanımıyorsunuz bile. İşte, yeni EP Circling the Cage tam olarak dinleyiciye bunları hissettiriyor. (daha&helliip;)

SALI PAZARI: 13.03.2018

Haftanın Avaz günü! Bu hafta da en sık dinlediğimiz yeni ve eski şarkıları seçtik. İyi dinlemeler:

EGE’NIN TEZGAHI

Kacey Musgraves – Space Cowboy

Bana country dinletebilen tek insan.

Massive Attack – Daydreaming

Massive Attack’ ın gelişini en sevdiğim şarkılarını loop’a alarak kutladığım bir gün oluyor.

David Byrne – Everybody’s Coming to My House

David Byrne’ ın yeni albümü çıktı ama ben hala ilk single’ına takılıp kalmış durumdayım. İçimdeki James Murphy fanboy’u beni nakaratında “Everybody’s coming to my house… my house!” diye bağırrmaya zorluyor.

Hercules & Love Affair – Controller (feat. Faris Badwan)

Çok sevdiğim Hercules & Love Affair’˝n geçen sene yayımlanan albümü Omnion, bence self-titled’dan beri yaptıkları en iyi albümdü ama nedense pek kıyıda köşede kaldı. Controller misler gibi, tertemiz bir electropop eseri ve vokalde The Horrors’ın frontman’i var, daha ne olsun?

The Voidz – All Wordz Are Made Up

Bunu söylemeyi hiç beklemiyordum ama The Voidz’un yeni albümü için inanılmaz heyecanlıyım. Casablancas gerçekten sınırları zorladığına, yepyeni şeyler denediğine ikna etti beni. Yayımlanan single’ların neredeyse hepsi, dinlediğim hiçbir şeye benzemiyor. Bir şarkı içinde on farklı şarkı varmış gibi. Yılın en ne iddialı¸ belirsiz olduğu kadar güzel albümü geliyor sanki.

AHMET’İN TEZGAHI

Lily Allen – Three

Lily Allen yeni albümü No Shame’i duyurduktan sonra albümden parçaları da dinletmeye devam ediyor. Three ise albümün hüzünlü kısmından kopup gelmiş bir parça.

Missy Elliott – Get Ur Freak On

İnsanın aklına Missy Elliott düşmesi kadar güzel şey az bu dünyada.

Taylor Swift – Delicate

Taylor Swift’ten ben de insanım klibi gelmiş ama güzel gelmiş. Kamera oyunları, danslar, hikaye bir klipten beklediğim her şeyden fazla fazla var.

Oh Land – White Nights

Artık bizden biri Oh Land’in doğuşunda gidiyoruz. Kendisini 2012 yılında Mono Festival’de dinleyen kitle bugünlerde emeklilik planı yapıyor.

HANDE’NİN TEZGAHI

Beach House- Dive

Yeni albümlerinden beklediğim her şey sadece bu şarkının içinde bile mevcut.

Porches- Leave the House

Bu şarkıyı ilk çıktığı günden beri düzenli aralıklar ile döndürüyorum. Yeni Porches albümü ile artık tüm albüm dönüyor üstelik. Teşekkürler Porches!

Soccer Mommy- Cool

Soccer Mommy’i övmelere doyamadığım yeni bir yazım var Avaz’da. O yazı konuşsun benim yerime.

Sophia Kennedy- Being Special

Yine nereden keşfettiğimi hatırlayamadığım ama beni şüphesiz mutlu eden bir şarkı. Bu haftanın en güzel sürpriz Spotify keşfi.

Son Lux- Resurrection

Konserlerine gitmediğim için deli gibi pişmanım sevgili Avaz okurları! Yine her zamanki gibi köprünün altından çok sular aktı. Pardon, Salon IKSV’nin.

 

 

 

 

İNCELEME: SOCCER MOMMY – CLEAN

Bu aralar herhangi bir müzik sitesine göz attıysanız Soccer Mommy‘nin çıkış albümü Clean‘i ve hatta ne kadar güzel olduğunu çoktan duymuşsunuzdur. Hakkında bir haftadır methiyeler yazılan bir albümü size baştan anlatmaya çalışmayacağım. İlk defa bir albüm incelemesinde sadece bir albümün neden güzel olduğunu anlatmak istiyorum. (daha&helliip;)

TANIŞIN: MANY ROOMS

Gitarı ile özdeşleşmiş, henüz daha yolun başında olan ve müzik piyasasının rekabetçi tüm yönlerinden ayrılarak saf bir şekilde müzik yapan müzisyenleri çok seviyoruz. Houston merkezli Brianna Hunt’ın müzik projesi Many Rooms da tam olarak bu alanda aradığımız kan. Brianna Hunt, aslen Ohiolu ancak henüz lisedeyken yaşadığı yerde canlı performanslar sergileyen tek kadın olduğu için fazlasıyla dikkat çekmiş. Küçükken annesinin kilise şarkılarıyla büyüyen Hunt, müziğe olan sevgisini bir kariyere dönüştürmeye karar verince Nashville’e taşınmış. Ancak orada da umduğunu bulamamış. Uzun süre finansal olarak sıkıntı yaşadıktan sonra ve tek bir şarkı dahi kaydedecek parayı denkleştiremediğinde ciddi bir sinir krizi geçirmiş. Hemen ardından bir arkadaşının ev stüdyosunda kayıt yapma fırsatı bulmuş ve ilk albümü için imzayı atabilmiş.

Kendisinin şu anda ortamlarda bulabileceğiniz Hollow Body adında bir EP’si var. İlk albüm trendlerinden tamamen uzaklaşarak, eski günlerin maksimum duygu minimum prodüksiyon inancını benimseyen 6 şarkılık harika bir EP Hollow Body. Sharon Van Etten, Julien Baker, Alela Diane, Laura Gibson ve Tiny Ruins ekolünün ilk albümlerini seviyorsanız mutlaka kaçırmak istemeyeceğiniz bir müzisyen olduğunu söyleyebiliriz. Özetle, akustik gitarı ile baş başa en içten şekilde hikayesini anlatan kadın müzisyenlere ayrı bir bayılıyoruz.

Many Rooms‘ un ilk uzunçaları şu anda yolda. Albüme ilk bakışı Which is to Say, Everything ile yaptık. Hollow Body EP’sinin devamı olabilecek bir kayıt gibi dursa da ilk kayıtların toyluğundan çıkarak prodüksiyona daha çok ağırlık verdiği bir albüm ile karşılaşmamız olası. Özellikle ambient tınılar ilk şarkıda öne çıkıyor. Bir Julianna Barwick tarzı olmasa ve gitar hakimiyetini sürdürse de Nordik havalara bir selam çaktığını söyleyebilirim. There is a Presence Here albümü 13 Nisan‘da tüm ortamlara geliyor olacak. Şimdiden bir yerlere not alın.

 

#TBT: THE VOIDZ

Size bir iyi, bir de kötü bir haberimiz var: Çok yakın zamanda yeniden Julian Casablancas‘ın yeni şarkılarını duyuyor olacağız. Ancak The Voidz ile. Grup, ilk albümleri Tyranny ile bizi hayal kırıklığına uğratmıştı bundan birkaç sene önce. The Strokes‘ u askıya alıp böyle bir projeyle döndüğü için Julian’a ayrı bir kızmıştık. Şimdi grup yeni bir albüm ile dönüyor. Albümden tadımlık yayımlanan single’lar Pointlessness, QYURRYUS ve Leave it in My Dreams‘i bir ümitle dinledik ve ilk albümün devamı kıvamındaki şarkılar olduklarını fark ettik. Aradaki gitar sololar bile şarkıları kurtarmaya yetmiyor maalesef. Yeni albüm yayımlanana kadar The Voidz’a bizi şaşırtmaları için güveniyoruz ve bu güzel perşembe gününde 2015 One Love Festival‘deki performanslarını hatırlayalım diyoruz. Eğer siz de Julian’ın koluna dokunabilmiş o nadir insanlardansanız zaten hiç unutmamışsınızdır.

İNCELEME: FRANZ FERDINAND – ALWAYS ASCENDING

Indie rock açısından çok talihsiz bir dönemden geçiyoruz. Senelerdir büyük bir zevkle dinlediğimiz grupların yavaş yavaş formdan düşerek kendi kabuklarına çekilmesini izliyoruz. Franz Ferdinand‘ın yeni bir albümle döndüğünü duyduğumda da beklentim tam da bu yüzden yerlerde geziniyordu. Ancak şimdi yayımlandığından beri hiç durmadan dinlediğimi de belirterek güzel bir haber vermek istiyorum: 5 senelik aradan sonra gelen bu yeni uzunçalar gerçekten derdimize derman. Geçen sene bu etkiyi Spoon‘un Hot Thoughts‘u ile yaşamıştım, bu sene bayrağı Franz Ferdinand devralıyor.

Indie rock gruplarında genelde gitarı yavaşça kenara bırakarak synth başına geçme hevesi var. Yine aynı hikayeyi okuyoruz belki de. Ancak Franz Ferdinand‘ın yeni uzunçaları Always Ascending grubun eski rock tınılarına yeni bir soluk getiriyor. İlhamsız, kasıtlı bir strateji değişikliğinden ziyade İngiliz grubun müziğindeki değişim organik tat veriyor. Belki de bu durumun sebebi grubun kemik adamı Nick McCarthy’ nin yerini Julian Corrie’ye bırakmasıdır, kim bilir. Grubun esas adamı Alex Kapranos bu albüm için şöyle bir açıklamada bulunmuş: “Dans müziği yapmak ancak bunu saf bir şekilde yapmak istiyoruz.” İşte, Always Ascending‘i en iyi bu cümle özetliyor.

Always Ascending sıkı bir başlangıç yapıyor. Aynı adı taşıyan single parçası ve hemen ardından gelen Lazy Boy şüphesiz albümün en iyileri ve Franz Ferdinand‘ın büyük dönüşünün habercileri. Özellikle Lazy Boy belki de fazlasıyla klasikleşmiş bir melodi yapısına ve sözlere sahipken bu kadar çabuk dinleyiciyi yakalayarak sizi şaşırtıyor. Finally ve Paper Cages ile pekişen bu hisleriniz ise albümün ortalarına doğru dağılıyor. Bu albüm kesinlikle iyi bir albüm; ancak hiçbir şekilde mükemmel değil. The Academy Award ile grup popüler kültüre göz kırpıyor ancak yeni bir tarza daha çok yaslanarak Franz Ferdinand tınılarını bir kenara attıkları bir kayıt bu. Albümün başarısının grubun klasik tınılarının organik bir şekilde evrimleşmesinden geldiğini düşünürsek albümün ortalarındaki The Academy Award ve Lois Lane gibi kayıtların neden sınıfta kaldığını açıklayabiliriz.

Albümün sonlarına doğru Huck and Jim öne çıkıyor. Genelde Alex Kapranos imzalı olan Franz Ferdinand şarkılarına rağmen bu şarkı grubun diskografisinde ilk defa tüm üyelerin eşit şekilde katılım sağladığı kayıt. Belki de bu iş birliğinden cesaret alarak Kapranos’ un rap söylemesine tanıklık ediyoruz . Grup için kesinlikle büyük bir adım ve hakkıyla altından kalktıklarını söyleyebilirim.

2018’in henüz daha başında sayılırız. Franz Ferdinand‘ın Always Ascending uzunçaları bu senenin ilk çok iyi albümü. Vampire Weekend, The Strokes, Arctic Monkeys’in yeni albümlerini beklerken kulaklarınızın pasını silecek bir çalışma. Lazy Boy ve Slow Don’t Kill Me Slow şarkıları ise özellikle tavsiye edilir.

2017: KING KRULE

Neden Değerli?: İngiliz müzisyen Archy Marshall’ın birçok farklı isimle albümler yayımlamasına alışık olsak da en çok onu King Krule olarak biliyoruz. 2010’da yayımlamaya başladığı EP’lerinin ardından olağanüstü bir çıkış gerçekleştirmişti kendisi. 2013 tarihli uzunçaları 6 Feet Beneath The MoonMüzik endüstrisinde yeni bir Morrissey mi doğuyor?” sorularını akıllara getirmişti. King Krule ise hikaye anlatıcılığı ve melankolik sözleri haricinde Morrissey’den çok farklı bir tarzı benimsiyor. Jazz esintilerini post-punk’tan hip-hop’a uzanan geniş bir yelpazeye yayması ile kendisi türünün tek örneği ve yeni neslin en önemli seslerinden biri.

Neyi Değiştirdi?: King Krule adı altında yayımladığı yeni albümü The Ooz ile 2017’nin en iyi işlerinden birini yaptığını söylememize bile gerek yok. Bu albümü duymayan kalmamıştır herhalde. Bu senenin belki de en iyi hip-hop ya da hayır, jazz fusion ya da post-punk albümü olabilir The Ooz. Albümü güzelliği de buradan kaynaklansa gerek. Bu sene yayımlanan hiçbir albüm The Ooz kadar farklı müzik tarzlarının radarından geçerek harika bir iş ortaya koymadı. Belki bir diğer 2017 müzisyeni Perfume Genius, King Krule‘a yaklaşmış olabilir. Ancak Perfume Genius bile birbirine daha yakın ve iç içe geçen müzik tarzlarından yeni albümü No Shape‘i yayımladı. King Krule‘un The Ooz‘u ise çeşitliliği ile kendini ayrıştırıyor.

2018’de Ne Alemde?: Müjde! King Krule 2018’de turnede ve şubat ayında Salon IKSV sahnesinde bu güzel şarkıları bu defa bizim için söyleyecek. Üstelik kendisi iki akşam üst üste sahne alacak. 7 ya da 8 -belki de hem 7 hem 8- Şubat için biletlerinizi bir an önce almanızı tavsiye ederiz.

2017: LORDE

Neden Değerli?: Lorde‘u tanımayan yoktur sanıyoruz. 2013 yılında yayımladığı çıkış albümü Pure Heroine ile pop müziğe senelerdir kaybettiği kanı geri kazandırdı. Kendisi henüz daha çok genç olmasına rağmen pop müziğin seyrini değiştirdi ve listeleri haftalarca işgal etti. Öyle ki Lorde‘un pop müziğe getirdiği bu yeni soluk birçok pop sanatçılarını harekete geçirdi ve Lorde tarzı bir pop müzik modasına maruz kaldık. (Bakınız; Taylor Swift, Call it What You Want) Ancak yine de hiçbiri Lorde‘un şarkılarındaki o tadı veremiyor tabii ki.

Neyi Değiştirdi?: 4 senelik bir aradan sonra Lorde‘un ikinci albüm sendromuna takılarak bocaladığını görmek şaşırtmazdı. Ancak Lorde bizi ters köşe yaptı ve bu senenin tartışmasız en iyi albümünü yayımladı. Bir diğer 2017 listemizi onurlandıran müzisyen Jack Antonoff ile harika bir iş birliği yaptı. Green Light senenin en sevilen şarkısı oldu ve Lorde‘un kendine özgü yarattığı pop tınıları böylece başarısını kanıtlamış oldu. Yeni albüm Melodrama‘da yer alan birçok şarkı bu sene içinde en çok sevdiklerimiz arasında yer aldı. Özellikle Sober, The Louvre, Liability, Green Light ve Hard Feelings/Loveless bu senenin pop müziğine yön veren kayıtlar oldu.

2018’de Ne Alemde?: Biliyoruz, sizi üzüyoruz. Ancak Lorde da bir diğer 2018 yılında turneleyecek olan müzisyen. Şu anki turnede Türkiye yok. Ancak iki albümü arasındaki uzun süreyi düşünürsek ümitlerimizi kaybetmemize gerek yok. Bir de kendisinden bir Taylor Swift iş birliği bekliyoruz. Sizce de harika olmaz mıydı?

2017: PRIESTS

Neden Değerli?: Punk müziğin uzun zamandır yakalamaya çalıştığı yeni soluğu bize kazandıran grup oldu Priests. Washington DC’li dörtlü aslında birkaç senedir müzik piyasasında emin adımlarla yükseliyordu. Kendi çabaları ile yayımladıkları iki adet Tape albümleri ve bir de 7 şarkılık bir EP ile Priests çoktan sizin de radarınızdaydı belki de. Diğer punk gruplarından farklı müzik tarzlarını harmanlamaları ile ayrışmayı henüz daha kariyerlerinin başında başardılar ve kendilerini daha uzun bir süre duyacağız gibi duruyor.

Neyi Değiştirdi?: 2017’nin -biraz iddialı olacak belki de ama- en iyi çıkış albümlerinden birini yayımladılar. Nothing Feels Natural 70’lerin California kıyılarının hippie melodileri ile İngiltere’nin melankolik tınılarını bir araya getirdi. Birçok müzik kritiğinden tam not aldılar. Son zamanlarda sene sonu listelerinde kendilerini sık sık görmüş olmanız da çok olası. Nothing Feels Natural gibi hit olma potansiyeli taşıyan kayıtların yanı sıra Appropriate gibi sert punk tınılarının da altından başarı ile kalktılar. Hafif politik sözleri ile yeri geldiğinde korkusuzca Amerikan rüyasını eleştirirken aynı zamanda politik görüşlerinden uzak bir müzikal duruş sergilemeyi de paralelde başardılar. Öyle ki müzik endüstrisinde kendilerinden Savages’dan beri ortaya çıkan en iyi punk müzisyenleri olarak bahsediliyor.

2018’de Ne Alemde?: Her yeni büyük çıkışını yapan müzisyen gibi onlar da tabii ki turne yollarında olacaklar 2018’de. Ancak geçmiş diskografilerine baktığınızda ve çalışkan bir grup olmalarını göz önüne aldığınızda yeni bir albümün olası olduğunu söyleyebiliriz. Ya da en azından umabiliriz…

2017: PERFUME GENIUS

Neden Değerli?: Perfume Genius -gerçek adıyla Mike Hadrias- dört albümlük kariyerinde duruşu ve şarkıları ile queer müziğin indie sahnesindeki en büyük seslerinden biri oldu. Farklı tarzları harmanlaması ve bu tarzlardan kendi tınılarını yaratması ile kendine ayrı bir yer edindi.

Neyi Değiştirdi?: Yeni albümü No Shape ile bu senenin en başarılı işlerinden birine imza attı. No Shape harika bir albüm olmasının yanı sıra Perfume Genius‘ı benzersiz yapan kendi tarzını en iddialı biçimde ortaya koydu. Hiçbir şarkının diğerine benzemediği ve oldukça farklı tarzlardan ilham alan kayıtları ile ayaklarımızı yerden kesti desek yeridir. Sides şarkısındaki Weyes Blood iş birliği ise bizi bir başka mutlu eden detay oldu.

2018’de Ne Alemde?: Yeni albüm kapsamında turneleyeceği kesin. Kendisi aynı zamanda canlı performanslarının güzelliği ile de oldukça ses getiriyor. Yurtdışında konser kovalayacak olanların kaçırmaması gereken bir isim.

2017: PARAMORE

Neden Değerli?: Çoğu insanın sadece emo ergenlerin dinlediğini düşünmesine rağmen pop-punk’ın dünyadaki öncü ismi hâline gelerek hemen ardından da rock müziğin mihenk taşlarından biri oldular. Self-Titled albümü ile gelen Grammy ile çıtayı yükselttiler ve After Laughter ile 2017’nin en iyi işlerinden birine imza attılar. Üstelik 4 kere dağılma tehlikesi atlatıp hâla bu kadar güzel işler çıkarabilmeleri de cabası.

Neyi Değiştirdi?: Rock ve pop-punk akımının öncüleri olarak görülürken bizi bu sene ters köşe yaparak harika bir pop albümü yayımladılar. Üstelik After Laughter, birçok müzik tarzına ve 80’lerin pop tınılarına göz kırparak bu sene yayımlanan diğer pop albümlerine kıyasla farkını ortaya koydu ve oyunu değiştirdi. Gitar ile yapılan kaliteli pop müziğe hasret olduğumuz şu dönemlerde hepimize ilaç gibi geldi.

2018’de Ne Alemde?: Paramore turneye devam ediyor. Bu topraklara uğramaları pek olası olmasa da kendilerini yakından takip etmeye yeni yılda da devam edeceğiz. En önemlisi de Fake Happy‘nin hemen ardından hangi kaydın single şarkısı olarak yayımlanacağı. Rose-Colored Boy en kuvvetli aday olsa da Paramore bizi şaşırtabilir. Bekleyelim ve görelim.

2017: JULIEN BAKER

Neden Değerli? : Sharon Van Etten, Angel Olsen, TORRES gibi otobiyografik ve melankolik kadın müzisyenler akımına ayrı bir soluk getirdi. Julien Baker‘ın 2015 yılında yukarıdaki isimlerin ilk çıkış zamanına kıyasla bu kadar hızlı parlamasının bir sebebi var tabii ki. Diğer müzisyenlere kıyasla Baker, duygularından bir hikaye yaratmaktansa direk onları çiğ ve olduğu gibi dinleyicisine sunuyor. Bu da hâliyle saf açığa vurulan duyguların güzelliği ile kendisine hayran kalınmasını sağlıyor. Bir jenerasyonun en iyi şarkı yazarı olabilme potansiyeline sahip.

Neyi Değiştirdi?: Aynı kulvardaki müzisyenlere kıyasla diğer müzik türlerinin büyük isimleri ile turneledi. Kaç müzisyen henüz daha ikinci albümünde Death Cab for Cutie, Paramore, Belle & Sebastian ve The Decemberist ile turneye çıkma şansına erişebilir ki? Yeni albümü Turn Out the Lights ile bu senenin en sevdiğimiz albümlerinden birine imza attı. Öyle ki uzun zaman sonra Avaz ahalisinden biri, kendini hüngür hüngür ağlarken buldu.

2018’de Ne Alemde? Julien Baker’ın turne yollarında olacağına kesin gözü ile bakıyoruz. Esas bu kadar güzel bir albümün ardından kendisini Salon IKSV‘de izlesek çok güzel olmaz mıydı? Burdan yetkililere sesleniyorum.