Hande Yıldırım

İNCELEME: MAC DEMARCO – THIS OLD DOG

Eğlenceli röportajlar, turne müzisyenlerine yapılan şakalar bir yana Mac Demarco ortaya koyduğu muhteşem pop kayıtları ile indie sahnenin en önemli isimlerinden. Hayatın en sıradan anlarını gözlemlemesi ve bunları espri anlayışı ile harmanlayarak her defasında ciddi bir şekilde servis etmesi beni hep şaşırtmıştır. Demarco, hiçbir zaman medyaya yansıttığı o personayı destekleyen bir müzik yapmadı. (more…)

RÖPORTAJ: THE RADIO DEPT.

İsveçli grup The Radio Dept. geçtiğimiz yıl yayınladıkları dördüncü uzunçalar Running Out of Love kapsamında 28 Nisan akşamı Salon IKSV sahnesini şenlendirmeye geliyor. Son albümün geçen senenin en iyi işlerinden biri olmasının yanı sıra The Radio Dept. canlı performansını kaçırmak istemeyeceğiniz bir grup.

(more…)

İNCELEME: FOXYGEN – HANG

Bundan tam üç sene önce Foxygen bir önceki albümleri …And Star Power‘ı yayımladıklarında oluşan hayal kırıklığını hatırlarsınız belki. 2013 tarihli We Are The 21st Century Ambassadors of Peace and Magic gibi harika ve bir o kadar da öz bir albümün hemen ardından gelen bu gereksiz derecede uzun ve zevkten yoksun kayıtlar grubun da kariyerini bitme noktasına getirmişti. Neredeyse. (more…)

2016: PJ HARVEY

Neden Değerli?: 90’ların başından günümüze kadar birbirinden harika işler çıkarmış bir isim PJ Harvey. Albümlerinin her biri bir hazine değerinde. Kendisi müzisyen olmanın yanı sıra aynı zamanda bir ozan ve yazar. Dünyanın birçok köşesinde yaptığı gezilerdeki izlenimleri kitaplaştıran sonra da bu anıları anlattığı güzel mi güzel bir albüm yayımlayan bir müzisyen. 2011’de yayımladığı ve sene sonu listelerini kasıp kavuran Let England Shake‘in hemen ardından kendisinden pek haber alamaz olmuştuk. Bu sene ise yeni stüdyo albümü The Hope Six Demolition Project ile sahnelere geri döndü ve yılın en iyi işlerinden birine imza attı. Sanatçının Kosova, Washington ve Afganistan gezilerindeki izlenimlerini anlattığı albüm tahmin edeceğiniz üzere oldukça politik. Harvey’in arkasında dostlarından oluşan sağlam bir orkestrası var. Gerek canlı performanslarda gerekse de albüm kayıtlarında enstrümanları ile oldukça zengin şarkılar ortaya koydu. 2016 dendiğinde aklımıza gelecek ilk isimlerden biri kendisi.

Neyi Değiştirdi? Daha önce de söylediğimiz gibi PJ Harvey öyle pek de sık albüm çıkaran, ortalarda dolaşan, konserler veren bir müzisyen değil. Son albümünden sonra kendisinden hiç haber almaz olmuştuk. Bu sene ise dünyanın her yerinde bir PJ Festivali oldu. Arayı kapatmak için olsa gerek Harvey, dünyanın her yerinde birçok performans sergiledi. Hayranları özlemlerini gidermek için konser kapılarında uzun kuyruklar oluşturdu. Kendisi aynı zamanda haziran ayında Türkiye’ye de bir uğramış oldu. 2016’da ülkemizde gerçekleşen sınırlı konserler arasında açık ara en iyi performanslardan biri olduğunu da hemen belirtelim.

2017’de Ne Alemde?: Bu kadar yoğun bir konser maratonundan sonra PJ Harvey biraz dinlenmeyi hakketti. Kendisi yeni bir albüm peşine mi düşer, yoksa yeniden kendi köşesine mi çekilir bilemiyoruz. Kendisinin de bu konuda herhangi bir açıklaması yok henüz. Bizim umudumuz arayı bir önceki gibi çok açmaması ve bizi o güzel işlerinden mahrum etmemesi. Kendisi bu konuda ne düşünüyordur bilemiyoruz tabii ki.

NICK CAVE’DEN HAYAT DERSLERİ

Çağımızın en iyi şarkı sözü yazarlarını düşündüğümüzde aklımıza gelen ilk isimlerden biri de Nick Cave oluyor. İncil’den yaptığı alıntılar, 1800’lere uzanan İngiliz şiiri söylemleri ile beraber günümüz kültürünü güzelce harmanlaması ile türünün tek örneği olduğunu söyleyebiliriz. Bu kadar romantik ve karanlık şiirlerde Hannah Montana’ya laf atmak her müzisyenin başarabileceği bir şey değil sonuçta. İnsanların gotik ve karanlık tarafını korkusuzca gözler önüne seren, şairane ifadeleri ile de gönlümüzü mest eden “karanlığın prensi”, grubu Bad Seeds ile beraber son albümü Skeleton Tree’yi geçtiğimiz eylül ayında yayımladı. Yeni albümün şerefine biz de şarkı sözlerini didik didik ettik, “Nick Cave’den neler öğrenebiliriz acaba?” diye kafa yorduk. İşte Nick Cave’in şarkı sözlerinde değindiği 17 mesele!

“Once I was your hearts desire
Now I am the ape hunkered by the fire
With my knuckles dragging through the mire
You float by so majestically”
-Supernaturally
Tam sevgilinin de size değer verdiğini düşünüp mutlu olduktan sonra aslında öyle olmadığını öğrenirsiniz.

“Come loose your dogs upon me
And let your hair hang down
You are a little mystery to me
Every time you come around”
-The Ship Song
Uzaktan kestiğiniz platonik aşkınızın size bu kadar cazip gelmesinin sebebi aslında o kişinin sizin için gizemli olmasıdır.

“And I kissed her goodbye, said, “All beauty must die”
-Where The Wild Roses Grow
Hayattaki her güzel şeyin bir sonu vardır.

“Who took your measurements?
From your toes to the top of your head
Yea, you know
Who bought you clothes and new shoes
And wrote you a book you never read
Yea, you know”
-We Real Cool
Hayatımızın bir döneminde ailemize bağımlı olmak ve özgürlüğümüzden feragat etmek zorundayız.

“An eye for an eye
A tooth for a tooth
And anyway I told the truth
And I’m not afraid to die.”
-The Mercy Seat
Doğruyu söylemek bazen olumsuz sonuçlar doğurabilir.

“Who cares, who cares what the future brings?
Black road long and I drove and drove
I came upon a crossroad”
-Higgs Boson Blues
Hayatı ne kadar akışına bırakmaya çalışsak da geleceğimiz aldığımız kararlar doğrultusunda şekillenir.

“If I have no free will then how can I
Be morally culpable, I wonder”
-O’Malley’s Bar
Seçme şansı bırakılmayan bir kişi işler yolunda gitmediğinde suçlanan ilk insan olur.

“I am the man for which no God waits
But for which the whole world yearns
I’m marked by darkness and by blood
And one thousand powder-burns”
-O’Malley’s Bar
Her insanın içinde bir türlü kontrol edemediği bir özel olma isteği vardır.

“You have a heart and I have a key
Lie back and let me unlock you”
-Cannibal’s Hymn
Dünya üzerindeki her insanı tamamlayacak birinin olduğuna dair bir efsane etrafta döner durur.

“All the things for which my heart yearns
Gives joy in diminishing returns”
-Easy Money
Olması için en çok uğraştımız şeylerin bize dönüşü çoğu zaman beklediğimizden az olur. Beklediğimiz gibi olsa bile etkisi her geçen gün daha da azalır.

“Your passing is not what we mourn
But the world you left behind”
-Let The Bells Ring
Her ölen insanın arkasından yakınları “Acaba yaşasaydı hayatında daha neler olurdu?” diye düşünmeden duramaz.

“I don’t believe in an interventionist God
But I know, darling, that you do”
-Into My Arms
Karamsarlığı yüzünden eleştirilen insanların iyimserlere haykırmak istediği bazı şeyler vardır. “Beni rahat bırakın.” gibi.

“What we once thought we had we didn’t,
and what we have now will never be that way again”
-We Call Upon The Author
Çok isteyip sahip olduğumuz şeyler onlara sahip olduktan sonra önemini kaybeder.

“Well those that sin against me are snuffed out
I know from every day that I live”
-When I First Came to Town
Karma gerçektir ve sizi bulması an meselesidir.

“Despair and Deception, Love’s ugly little twins
Came a-knocking on my door, I let them in
Darling, you’re the punishment for all my former sins”
-I Let Love In
Çaresizlik ve yanılgı aşkla beraber gelir.

“We know who you are
We know where you live
And we know there’s no need to forgive”
-We No Who U R
Kin tutmak affetmekten çok daha kolaydır.

“There’s a devil waiting outside your door (How much longer)
Bucking and braying and paywing the floor
Well, he’s howling with pain and crawling up the walls
There’s a devil waiting outside your door
He’s weak with evil and broken by the world
He’s shouting your name and asking for more
There’s a devil waiting outside your door”
-Loverman
Kötülük her daim yanı başımızda bekler vaziyettedir.

OST #34: SYLVIA PLATH

Sylvia Plath. Trajik yaşamı, intiharı, melankolik şiirleri ve güzel mi güzel romanı Sırça Fanus ile en sevdiğimiz şairlerden biri. Eserlerinde yaşattığı duygular, melankoli ve depresyon ile birçok müzisyen için zamanında ilham kaynağı olmuş bir sanatçı. 84. doğum gününü kutlarken keşke daha çok yaşasaydı, daha çok eser verseydi diye düşünmeden edemiyoruz. Hâl böyle olunca Sylvia’yı hatırlamak ve doğum gününü kutlamak için ondan ilham alan sanatçıları ve şarkıları derledik. İyi ki doğmuşsun Sylvia!

TOP 10: WARPAINT

Los Angeleslı dörtlü Warpaint, geçtiğimiz günlerde yeni albümleri Heads Up‘ı yayımladı. Grubun içindeki dansçıları ortaya çıkaran bu yeni albümü biz, maalesef, pek sevmedik. Yine de önceki iki albümü sevmiş, bağrımıza basmışken eski günleri yad etmek, biraz da yeni albümdeki güzel şarkılara göz atmak istedik. İşte en sevdiğimiz 10 Warpaint şarkısı:

10. Undertow, The Fool (2010)

Grubun enfes bas melodilerine giriş niteliğinde.

9. Whiteout, Heads Up (2016)

Yeni albümün açılış parçası ve ilk gelen şarkılardan.

8. Hi, Warpaint (2014)

Bu şarkıyı dinledikten sonra yerinizde oturmak istemeyeceksiniz.

7. So Good, Heads Up (2016)

Şarkı tam anlamıyla adını temsil ediyor.

6. Disco//very, Warpaint (2014)

Bir diğer dans etmelik şarkı. Kardeş şarkı Keep it Healthy de bonusu!

5. Heads Up, Heads Up (2016)

Tam ne kadar da depresif bir şarkı derken…

4. Biggy, Warpaint (2014)

Ah o gitarlar…

3. Billie Holiday, The Fool (Deluxe) (2011)

Dinleseydi, şüphesiz Billie de en az bizim kadar mutlu olurdu.

2. No Way Out, No Way Out/I’ll Start Believing (2015)

Son albüm Heads Up için beklentileri yükselten şarkı.

1. Love is to Die, Warpaint (2014)

Kabul edin, hepiniz bu şarkıyı 1 numarada görmek istiyordunuz.

İNCELEME: ANGEL OLSEN – MY WOMAN

Her müzisyen, aynı zamanda bir yazardır. Albümleri de kendi hikayelerini oluşturup biz dinleyicileri parçası haline getirdikleri bir macera. Angel Olsen da hayatın içinden kopup gelen şarkı sözleri ve samimiyeti ile indie folk müzikte bu durumun en güzel örneği.  Küçük yaşta evlatlık verilen, depresif bir ergenlik dönemi geçiren Angel, artık olgun bir kadın ve bir kadın olarak hikayesini anlatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Sanatsal sınırlarını zorluyor ve bu süreçte öğrendikleri ile kendine yeni bir yol çiziyor. Olsen, daha önceleri piyano başında şarkı yazamazmış mesela. Bu albümde ise kapanışı güzel mi güzel bir piyano şarkısı olan Pops ile yapıyor. Hiçbir ekran deneyimi olmasa da son müzik videolarında yönetmenlik yapıyor sonra da. Çünkü onun için önemli olan kendini ifade etmesi, yeni bakış açıları kazanması. Intern ve Pops arasında yaşanan her an ise Angel’ın hayatına tanıklık ettiğimiz ufak anlık bakışlar.

Angel Olsen’ın son albümü Burn Your Fire for No Witness, müzisyeni indie folk sahnesinde üst sıralara yerleştirmişti. Yeni albüm My Woman da yine Olsen’ın tahtını koruyan nitelikte. Bir önceki albümün samimi folk tınıları bu albümde de etkisini gösteriyor; ancak bu albümün daha dinamik bir yapısı var. Geçen sene bu dönemlerde IKSV konserinde Olsen’ın ne kadar şarkılarını değiştirip geliştirdiğinden bahsetmiştim. Yeni albümde de bu durum devam ediyor. Olsen, şarkılarının üzerine ufak dokunuşlarda bulunarak her şarkıya ayrı bir sihir katıyor. Albümü bu kadar başarılı ve özel kılan şey de bu. Neredeyse her şarkıda onu diğerlerinden ayrı bir yere koyan bir özellik var. Her parçanın ayrı bir ruhu, ayrı bir hikayesi var ve hepsini bir bütün haline getirdiğinizde ortaya çıkan eser dinleyiciyi ister istemez mutlu ediyor.

Albümde dikkat çeken bir diğer özellik de Angel Olsen’ın vokalleri. Albümde Olsen’ın vokalleri şekilden şekile giriyor, müzisyen her notada ayrı bir kişiliğe bürünüyor. Hikayedeki yeni bir karakterin diyaloğunu söylemesi gibi. En güzel örnek de yine albümün en güçlü şarkılarından Those Were the Days‘de karşımıza çıkıyor. Yine benzer şekilde, albümün en başarılı kayıtlarından Sister şarkısında, her şey bittiğinde Angel küllerinden yeniden doğuyor. “All my life I thought I’d change” derken şarkının nakarat kısmındaki güçlü kızın kırılgan bir yanı ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Bir karakterin farklı bir yüzünü, yeni bir özelliğini öğrenmek gibi. Bu kadar farklı perspektife sahip olması albümü başarılı kılsa da My Woman kusurları ile beraber geliyor  Intern ile yumuşak bir şekilde başlayıp heyecanını artıran albüm, Not Gonna Kill You şarkısında ufak bir kesintiye uğruyor. Yaklaşık 5 dakikalık şarkı, durağanlığıyla bütünün içinde sırıtıyor; albüme uzun bir mola veriyor. Kim bilir, belki de bu kadar durağan ve sıradan olması da bu şarkıyı diğerlerinden farklı kılan özelliğidir.

My Woman albümü, Olsen’ın olgun bir kadın olarak başına gelenleri anlatıyor olabilir. Ancak, Olsen albümün ‘feminist’ olarak etiketlenip sadece bu çerçeveden bakılmasını istemiyor. Bir kadın olarak anlattığı hikayenin bütününe bakılmasını,, bütünün yorumlanmasını istiyor. Bir kadın olarak feminist yanının da bu bağlamda kabul edilmesini tabii ki. Günümüzde müzik endüstrisinde birçok kadın müzisyen akımı tamamen sahiplenip ayrımcı ‘feminist’ bir yaklaşımda bulunuyor. Bu kadar kötü örneğin yanında, Laura Marling‘in Reversal of The Muse podcastleri, White Lung‘ın son albümü derken Olsen’ın da bir feminist olarak akımı benimseyip hikayesinin bir parçası haline getirmesi gerçekten çok sevindirici. Woman adlı şarkısında “I dare you to understand what makes me a woman” diyerek adeta meydan okuyor Olsen.

Angel Olsen, son albümü My Woman ile dinleyicilerini sevindirdi, kritiklerden tam not aldı. Kariyerinin en yüksek noktasından bize göz kırpıyor şimdilik. Kariyeri boyunca deneyimlemeyi sevmiş, korkusuz bir kadın olduğunu düşündüğümüzde gelecekte bizi nelerin beklediğini tahmin etmek zor. Belki yepyeni bir sound, belki de yepyeni hikayeler… Belki de yakında yeniden buralara uğrar. O zamana kadar My Woman albümünü dinleyerek anın tadını çıkartabilir, kendi hikayenizi albümde bulabilirsiniz.

AĞUSTOS TAKVİMİ: YAZA VEDA

Son zamanlarda yaşanan üzücü olaylar ve kayıplar nedeniyle birçok konser iptal edildi. Yine de bazı sanatçılar ve organizatörler “Hayatımıza devam etmeliyiz.” diyerek konserlerini ve festivallerini sürdürme kararı aldı. Yazın son ayında güneşin ve tatilin tadını çıkarmak için sınırlı sayıda etkinlik var maalesef. Yine de son son tatilin tadını çıkarmak isteyenler için ağustos takvimimiz hazır!

3 AĞUSTOS
Müzik Boğaz’dan Gelir Teknesi // Cem Adrian

5 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Funda Arar

Bodrum Antik Tiyatro // Buika

Kadıköy Sahne // Zuhal Olcay

Palace Beach Club // Festival No: 35

6 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Göksel

Bodrum Antik Tiyatro // MFÖ

Altınoluk Amfitiyatro Balıkesir // Sibel Can

Kadıköy Sahne // Hüsnü Arkan

Life Park // Life in Color Festival

IF Performance Hall Ataşehir // Halil Sezai

Dorock XL // Mor ve Ötesi

7 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Buika

8 AĞUSTOS
Küçükçiftlik Park // Masstival: Sia- Selah Sue- Oh Land ve diğerleri…

9 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Hande Yener

Expo 2016 Antalya // Sting

10 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Sibel Can

11 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Berkay

Volume Alsancak // Hüsnü Arkan

12 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Murat Dalkılıç

Kadıköy Sahne // Bülent Ortaçgil

13 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Mustafa Ceceli

Suma Beach // Burn Electronica Festival Istanbul 2016

Kadıköy Sahne // Mehmet Erdem

Dorock XL // Nev

Babylon Çeşme // Doritos Presents: Babylon Soundgarden Çeşme

14 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Aşka Dair Şarkılar

Suma Beach // Burn Electronica Festival Istanbul 2016

16 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Sertab Erener

Expo 2016 // Enrique Iglesias

17 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Jamala

Altınoluk Amfitiyatro Balıkesir // Kardeş Türküler & Candan Erçetin

18 AĞUSTOS

Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Bengü

19 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Ferhat Göçer

Bodrum Antik Tiyatro // Sibel Can

Kadıköy Sahne // Pilli Bebek

20 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Şebnem Ferah

Bodrum Antik Tiyatro // Kardeş Türküler & Candan Erçetin

Çeşme Açıkhava Tiyatrosu // Sibel Can

Lifepark // Electropol Festival Istanbul 2016

Kadıköy Sahne // Feridun Düzağaç

Dorock XL // Istanbul Arabesque Project

D- Marin Turgutreis // Açılış Konseri: İdil Biret

D- Marin Turgutreis // 12. Uluslararası D- Marin Klasik Müzik Festivali

21 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Volkan Konak

22 AĞUSTOS
ENKA Eşref Denizhan Açık Hava Tiyatrosu // Şevval Sam & Kurtulan Ekspress

Bodrum Kalesi // Fazıl Say

23 AĞUSTOS
D- Marin Turgutreis // Aşkın Sesi: Monica Mollina

Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Ajda Pekkan

24 AĞUSTOS
D- Marin Turgutreis // Fazıl Say (Tükendi)

25 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Murat Boz

Zeytinli Rock Festivali // Balıkesir

26 AĞUSTOS
Zeytinli Rock Festivali // Balıkesir

Kadıköy Sahne // Leman Sam

27 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Erkan Oğur- İ. Hakkı Demircioğlu

Zeytinli Rock Festivali // Balıkesir

Bodrum Antik Tiyatro // Kenan Doğulu

Kadıköy Sahne // Pinhani

Küçükçiftlik Park // %100 Metal Fest: Headbangers’ Weekend

Fun Beach Club // Chill- Out Festival Çeşme 2016

28 AĞUSTOS
Harbiye Cemil Topuzlu Hava Sahnesi // Kubat

Zeytinli Rock Festivali // Balıkesir

29 AĞUSTOS
Bodrum Antik Tiyatro // Funda Arar

UNİQ Açıkhava Sahnesi // Yalınayak Müzikhol

Dorock XL // Ceylan Ertem

30 AĞUSTOS
Bodrum Antik Tiyatro // Ajda Pekkan

31 AĞUSTOS
Bodrum Antik Tiyatro // Şebnem Ferah

OST #32: YA TESLİM OLUN YA DA SAVAŞMAYA HAZIR OLUN!

Pokémon Go çılgınlığı hiç durmadan devam ediyor. Bu kadar kısa sürede insanları etkisine alıp bir çığır açan bu oyun sayesinde Roket Takımı’nı ne kadar özlediğimizi fark ettik. Poketoplarınızı atıp pokémonlarınızı yakalarken ya da ‘gym’lerde cesurca savaşırken arka planda size eşlik edecek şarkılara ihtiyacınız olabilir. Biz de Pokémon’dan ilham aldık ve en sevdiğiniz pokemonlara eşlik edebileceğini düşündüğümüz şarkıları sizler için derledik.

Jigglypuff

jiggypuff_singing_by_bw_straybullet

Jigglypuff da bizim gibi şarkı söylemeyi çok seviyor. Düşmanlarını söylediği ninnilerle uyatarak alt ediyor. Ancak kazanmak için daha sert tınılarda bir ninniye ihtiyacı olabilir.

Pikachu

pikachu-wins

Hepimiz Pikachu’yu çok seviyoruz, her ne kadar Pokémon Go’da kendisine rastlamak oldukça zor olsa da. Kendisinden iyi bir elektrik aldığımızı söyleyebiliriz.

Mewtwo

150Mewtwo_AG_anime_2

Mewtwo, düşmanlarını telepati gücü ile alt eden bir Pokémon. İlk zamanlar savaşmaktan ve insanlardan nefret edermiş. Neyse ki doğru yolu bulmuş. Bugünlerde ise kendisine ulaşmak oldukça güç.

Squirtle

Squirtle

Squirtle, düşmanlarına su sıçratan bir Pokémon. Oyuna katıldığınız andan itibaren kendisi ile karşılaşmanız çok olası. Ayrıca yüzünden hiç eksik etmediği gülüşü ile en sevdiklerimizden.

Eevee

eevee_by_aekx-d60a5pw

Eevee’yi seviyoruz; çünkü bizi her daim şaşırtıyor. Onun kadar evrimleşmeyi seven başka bir Pokémon bulmak zor.

Porygon

137Porygon_AG_anime

Pokémon Japonya’da ilk yayınlandığında Porygon’un etrafa saçtığı renkli ışıklar ile çocukların epilepsi krizi geçirmesi, hemen ardından da bu bölümün yasaklanması oldukça ses getirmişti. Bu skandaldan sonra Porygon evimizin kötü çocuğu oldu adeta.

Charizard

006Charizard_AG_anime

Charizard, seneler sonra bile ortalığı yakıp kavurmaya devam ediyor.

Arbok

Arbok

Zehirinden kaçınmanız gereken bir Pokémon Arbok. Roket Takımı ne de güzel demiş: Ya teslim olun ya da savaşmaya hazır olun!

 

ORADAYDIK: PATTI SMITH- ZORLU PSM

Patti. Uzun beyaz saçlı, özgür ruhlu, yumuşacık kalpli bir kadın. ‘Punk’ ın vaftiz annesi. 40 sene önce yayınladığı Horses albümü ile müzik anlayışımızı ebediyen değiştirmiş, koyduğu mihenk taşını kimsenin kaldıramadığı bir sanatçı. Anıları ile bizi rock n roll’un uçsuz bucaksız köşelerine götüren, okuyucularını 70’lerin punk sahnesine koyup orada unutan bir yazar. İşte tam da bu yüzden Patti Smith; tüm dünya için çok önemli bir isim, bir idol. 23 Haziran akşamı onu Zorlu PSM sahnesinde görmek, hepimiz için çok büyük bir ayrıcalıktı.

Patti heyecanımız 22 Haziran‘da gerçekleşen imza gününde başladı. İnsanların hayatında bu kadar büyük bir yer elde etmiş bir sanatçının imza gününde hayranları ile buluşması, maalesef, ülkemizde pek sık rastladığımız bir durum değil. Bu açlığını doyurmak isteyen punk hayranları saat 11’den itibaren PSM’e akın etmeye başladı; 14:40 civarında da Patti’ye kavuştu. Uzun bekleme sırasında hizmette sınır yoktu: PSM çalışanları hayranlara minder, su dağıttı; konfor olabildiğince sağlanmaya çalışıldı. (Tekrardan teşekkürler) Vakit geldiğinde uzun pamuk saçları, siyah ceketi, yüzünden hiç esirgemediği gülümsemesi ile Patti bizleri selamladı. Yaşanan yoğun talep nedeniyle her bir hayrana ayırabildiği süre oldukça azdı; ancak Patti, sabrını koruyup herkes ile ayrı ayrı ilgilendi. Hatta koyu Patti hayranı arkadaşım ona bulduğu bir taşı hediye ederken ayağa kalkıp teşekkür etme kibarlığında bulundu; aldığı taşı cebine, kızının ona verdiği taşın yanına, koydu. Kısaca; hayatınızda tanışabileceğiniz en kibar ve tatlı insanlardan biriydi.

13502768_543284202521825_3118452922520166678_o

Ertesi gün, Zorlu PSM sahnesine doğru yola koyulduk. Patti Smith grubu ile beraber efsanevi albümü Horses’ı çalmak için 21:20’de sahnedeydi. Patti ve grubu, 40. yılı dolayısıyla Horses albümünü baştan sona çaldılar. Gloria ile başlayan seyirci heyecanı, albümün şiirsel başyapıtı Birdland‘de duruldu; Kimberly‘den itibaren ise artarak konserin sonuna kadar devam etti. Koltuklu bir punk konserinin nasıl olacağı, birçok kişi gibi benim de kafamı kurcalıyordu. Sonunda punk kazandı; seyirci zincirlerini atarak ayakta dans etmeye, Patti’ye eşlik etmeye başladı. Arkadaki koltuklarda oturan hayranlar, ön tarafa doğru âdeta akın ederek Patti’ye doğru koştular ve konserin sonuna kadar oradan ayrılmadılar.

13498080_544010312449214_1028244707624965554_o

Horses albümü bitişi, Patti sahneden ufak bir mola istedi ve grubu, bir The Velvet Underground şarkısı olan Rock&Roll performansı gerçekleştirdi. Hemen ardından grup, 70’lerin punk ikonu olan bu grubu yad etmeye devam etti. Bu sene hayatını kaybeden Prince de konser de yine When Doves Cry şarkısı ile anıldı. Cover performanslardan sonra Patti’nin kemikleşmiş şarkıları ile devam ettik. Bu şarkılar özellikle hayranların konser sırasında sürekli Patti’den çalmasını istediği özel şarkılardı: Pissing in a River, Because The Night, People Have The Power. Özellikle People Have The Power’da aktivist kişiliği ile de bilinen Patti’nin bize verdiği mesajlar ile konser daha da bir anlam kazandı. Patti, bizle özel şirketlerin, hükümetlerin, diktatörlüğün pençesinden nasıl kurtulabileceğimizin sırrını paylaştı: birleşerek. Konserin bu aktivist ruhu bir yana, gerçekleştiği yerin Zorlu PSM olması kafaları karıştırdı sonrasında. Bu konudaki yorumu da sizlere bırakalım.

13503110_544010132449232_1670974070197516298_o

Konser sırasında Patti Smith’in hayranlarla kurduğu bağ, baştan sona canlı kaldı; gittikçe güçlenmeye devam etti. Patti, elini uzatan her bir hayranı ile tek tek tokalaştı; kimseyi geri çevirmedi. Bu bağ karşılıklı olsa gerek ki, Patti ikinci bir encore için sahneye geri döndü ve dinleyicinin en çok duymak istediği şarkılardan birini The Who‘dan My Generation‘ı söyledi. Babelogue/RocknRoll Nigger ile de konserin kapanışını yaptık.  Sahneden ayrılırken gecenin onun için ne kadar özel ve güzel olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi. Ne mutlu bize ki bizim için de öyleydi.

23 Haziran akşamı, Zorlu PSM’in festivalleri aratmayan konser zincirinde Patti Smith’in sırasıydı. Efsaneleşmiş ve müzik ile özel bir bağ kurmuş olan herkesin dört gözle beklediği bir konserdi. Tüm gece dinleyicilerin hiç durmadan dans edip şarkı söylediği, 70 yaşında enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen bu ikon isim ile geçirilen özel bir geceydi. Umarız ki Patti’yi gelecekte de sahnede canlı izleme şansına erişiriz. Patti Smith konserini de geride bıraktığımıza göre Damien Rice için geri sayıma başlayabiliriz.

Fotoğraflar, Zorlu PSM Facebook sayfasından alınmıştır.

ORADAYDIK: PJ HARVEY& LOW- ZORLU PSM

Zorlu PSM, bu sene birçok sürprizle yüzümüzü güldürdü; güldürmeye de devam ediyor. Tindersticks ile başlayan heyecanımız, PJ Harvey ve Low ile aynı hızda devam etti 8 Haziran akşamı. Üstelik Sigur Rós, Patti Smith, Damien Rice gibi isimlerle bu rüzgar yaz boyunca esmeye devam edecek. Bu isimlerin ortak noktası, hiç şüphesiz ki, insanların özlem duyduğu, sık sık canlı izleyemediğimiz ve güçlü bağlarımızın olduğu isimler olması.

92 yılında Dry albümü ile kariyerine başlayan PJ Harvey de işte bu köklü isimlerden. Yayınladığı hiçbir albüm ile dinleyicisini hayal kırıklığına uğratmayan, yenilikten ve maceradan korkmayan güçlü bir kadın. Yeni albümü The Hope Six Demolition Project‘i yazmadan önce Kosova, Washington, Afganistan gibi dünyanın birbirinden uzak diyarlarını cesurca dolaşmış; gördüğü dramları, hikayeleri, dünyanın adaletsizliğini, çocukların ızdırabını şarkılarına dökmüş bir sanatçı. Ortaya çıkan albüm ise yılın şu ana kadarki en iyilerinden.

Gelelim konsere; PJ Harvey’in açılış grubu Amerikalı rock üçlüsü Low idi. Başlı başına bir hayran kitlesi olan, esas grup oldukları takdirde bile salonu doldurabilecek bir grup. Geçtiğimiz sene yayınladıkları Ones and Sixes albümü, bas melodileri ve melankolik tınıları ile sizi uzak diyarlara götüren eşsiz bir albümdü. Konserde de ağırlıklı olarak bu albümden şarkılar çaldılar. Özellikle, albümün favorisi No Comprende salonu başka bir evrene taşıdı, dinleyiciyi hipnotize etti. Bu büyülü atmosfer ise maalesef bazı dinleyiciler tarafından bozguna uğradı. Nedenini tam anlayamadığımız bir huzursuzluk, tartışma çıktı; dinleyicilerin dikkati dağıldı, keyif kaçtı. Zorlu görevlilerinin müdahalesi ile ortam yatıştırıldı neyse ki. Sonrasında yinelenen enerjimizi grup üyelerine de geçirmiş olmalıyız ki solist Alan Sparhawk, performansın sonlarına doğru bize bir de ufak bir gitar gösterisi yaptı.

IMG_4086

Low sahnede.

 

PJ Harvey ise beklediğimizin çok ötesinde bir yerdeydi. Primavera konserinin ne kadar özel ve eşsiz bir konser olduğunu okuyup gittikçe sabırsızlanıyordum. Açıkçası dün akşam, beklediğimden de fazlasını bulduğumu söyleyebilirim. Performans boyunca Polly Jean Harvey’nin başka bir gezegenden gelen, bizim için ulaşılması oldukça uzak bir tanrıça olduğunu düşündüm. Harvey, açılışı albümdeki favori şarkım olan Chain of Keys ile yaptı. Grubu ve saksofonu ile görkemli bir girişti. Sonrasında da Ministry of Defence ile devam etti performansına. Konserdeki şarkılar, son albüm Hope Six Demolition Project’te yer alan şarkılardan oluşuyordu. Bunlara ek olarak Harvey, 2011 tarihli Let England Shake albümünden aynı adlı parçaya, ilk single The Words that Maketh Murder ve The Glorious Land‘e yer verdi; sadece İngiltere’yi değil, tüm konser alanını salladı. Diskografisinin tozlu raflarından çıkardığı şarkılar ise klasik seçimlerdi: 50 ft. Queenie, To Bring You My Love, Down by the Water, When Under Ethel. Hepsi PJ Harvey’nin kemikleşmiş, tarihe geçmiş şarkılarıydı; bu yüzden de salonun enerjisi bu şarkılarda daha yüksekti. Özellikle Down by the Water’da tüm salon PJ Harvey’e eşlik etti.

13415496_538678732982372_455387191083175773_o

Konser sırasında özellikle akıllara yer eden özel anlar vardı. Bunlardan ilki, encore öncesi son şarkı River Anacostia performansı idi. Harvey’i eşsiz kılan bir diğer şey de soprano sesini güçlü baritone arka vokallerle güçlendirmesi. Yeni albümden River Anacostia da bunun -hem albümde hem de konserde- en güzel örneklerinden biriydi. İkinci bir diğer özel an ise encore için geri dönüştü. Near The Memorials to Vietnam and Lincoln‘a başlayacakken PJ Harvey sözleri karıştırdı, birazcık afalladı. Konserin başından beri sessizliğini korumasına rağmen seyircinin alkışları ile gülmeye başladı, samimi bir an yaşandı. Alkışlara rağmen ikinci bir encore olmadı ne yazık ki.

Daha önce böyle özel ve büyülü bir konser deneyimini 2 sene önce Jack White ile yaşamıştım; bir daha da ne zaman yaşarım bilemiyorum. Ancak PJ Harvey, hem albüm kayıtlarında hem de canlı performansında eşi benzeri olmayan çok özel bir isim. Konsere gidenler, bu eşsiz deneyimi yaşadıkları için çok şanslı. Gidemeyenler ise umarım, bir dahaki sefere bu fırsatı yakalayabilirler. PJ Harvey’i de ülkemizde ağırladığımıza göre, artık Sigur Rós ve Patti Smith için heyecanlanmaya başlayabiliriz sanırsam.

PJ Harvey fotoğrafları Zorlu PSM etkinlik sayfasından alınmıştır.

 

BLUR: NEW WORLD TOWERS

2003 tarihli Think Tank albümünden sonra, geçen seneye kadar, Blur‘den haber alamaz olmuştuk. Grup üyeleri arasındaki çatışmalar (Graham ve Damon özellikle), birbirinden başarılı solo çalışmalar derken İngiltere’nin ve 90’ların bize en büyük hediyelerinden olan bu dörtlüyü unutmuştuk. Sonra Magic Whip geldi bir anda. Geçen sene yayınlanan albüm, büyük ses getirdi; çoğu sene sonu listelerinde üst sıralarda yer aldı. Geçmişte adı sürekli yankılanmış  ve derin izler bırakmış müzik grupları bir anda geri geldiklerinde sürprizleri kötü olabiliyor. Kimi zaman özensiz albümler ya da fazla uzun sürmeyen birlikteler görebiliyoruz. Ya da sadece maddi amaçlı, damaklarda acı bir tat bırakan sevimsiz kısa turneler. Blur için de bu kaygılar vardı tabii ki. Ancak grubun dönüşü, korkulanın aksine, müzik dünyasına yeni bir heyecan getirdi.

tumblr_o30p0lpyvT1qb3xkxo8_540

Blur: New World Towers, belgesel film olmanın yanı sıra, iyi kurgulanmış bir dostluk hikayesi gibi. Önce albümün yazım sürecinden bahsediliyor. Hong Kong‘da sudan bir sebeple iptal olan bir konserin ardından grup üyelerinin, yan gelip yatmak yerine birazcık enstrümanları ile uğraşmak istediklerini ve Magic Whip’teki şarkılar için ilk fikirlerin ortaya çıktığını öğreniyoruz. Amaçları aslında sadece doğaçlama yapmak. Bir albüm fikri, henüz ortada yok o sıralar. Daha sonraki ayrılıklarında ise grup üyelerinin içi el vermemiş o şarkıların çöpe gitmesine ya da öylece ham bir şekilde bir kenarda durmalarına. En çok da grubun gitaristi ve enerjisi hiç bitmeyen adamı Graham Coxon, bu durumdan rahatsız olmuş. Coxon, bu şarkıların üzerinde uzun süre çalışmış ve yeni fikirler ile diğer grup üyelerinin karşısına çıkmış. Böylece, Magic Whip üzerinde – resmi olarak- çalışmaya başlamışlar.

tumblr_nwhqzrqrqX1t1xlleo5_250

Geçmişlerinde No Distance Left to Run gibi bir filmleri olduğunu düşündüğümüzde – ki onu da izlemenizi tavsiye ederiz- beklentimiz yüksekti. Ancak, film hem görsel, hem kurgusal hem de müzikal anlamda beklentinin üzerine fazlasıyla çıktı. Grubun albümü hazırlama, stüdyo görüntüleri ve üyelerin ayrı ayrı görüşleri bir araya geldiğinde oluşan hikaye, oldukça akıcıydı. Hiçbir atlama, kopukluk ya da eksiklik hissi yoktu. Konser görüntüleri, genelde bu tarz filmlerde seyirciyi bayar, evde izlenen filmlerde atlama hissi oluşturur. Neyse ki konser anları da en az hikaye kadar sürükleyiciydi. Hyde Park’ta dans eden seyircinin enerjisini, durgun koltuğumda sık sık hissettim. Özellikle Song 2‘da son noktaya ulaştı bu enerji. Ayrıca sadece yeni albümden görüntülerin olmaması, klasik şarkılara da yer vermeleri grubun köklü olduğunu düşününce oldukça sevindiriciydi.

Bir zamanlar birbirine kırılmış, birbirinden yetenekli ve içten içe oldukça istekli bu dört adamın yeniden bir araya gelişini izlerken hikayedeki samimiyeti hissedebiliyordunuz. Damon Albarn, hiç çekinmeden bir zamanlar Graham Coxon’a ne kadar sinirlendiğini ve kırıldığını söylüyor My Terracotta Heart‘ın hikayesini anlatırken. Sonra Alex James giriyor söze: Graham’ın ne zaman delireceğini bilemiyorsunuz. Albümü etkileyen şehrin görüntüleri ve şarkıların kendisi arasına sıkıştırılan yorumlar, grubun dinleyici ile güçlü bir bağ kurmasını sağlıyor. Bir konser filminden çok, bir zamanlar bir şekilde birbirine darılmış bir grup arkadaşın bir araya gelme öyküsünü izliyormuşuz izlenimi beliriyor ister istemez. Biz de en zayıf ve doğal hallerinde kahramanların bu hikayesine şahit oluyoruz.

tumblr_o30pg66UE21qb3xkxo6_540

Blur: New World Towers, gelmiş geçmiş en iyi konser filmi sayılmaz; ancak oldukça başarılı kurgulanmış ve ciddi emek verilmiş bir film. Binlerce insanın karşısına çıkmadan önce konserine bisikletle gelen bir Damon Albarn ya da yumurta kıran bir Alex James görmek istiyorsanız, ya da sadece grup ve Magic Whip hakkında yeni şeyler öğrenmek; New World Towers izlemeniz gereken bir film. İzlerken oldukça zevk alacağınızı tahmin ediyoruz. Blur’u ve bu filmi biz çok sevdik, umarız siz de seversiniz.

tumblr_nxnso8g5fQ1qb3xkxo1_r1_500

WE ARE BLUR!

 

RÖPORTAJ: OUGHT

2014 yılında Montreal kökenli Ought grubu ilk albümleri More Than Any Other Day ile hayatımıza girdiklerinde politik sesleri ve McGill protestoları ile oldukça ses getirmişlerdi. Günlük hayatın detaylarına saklanmış küçük mutlulukları anlatan şarkılarını pek sevdiğimiz, punk tınılı grup, arayı fazla açmadan bu sene Sun Coming Down albümlerini yayınladılar. Albüm, birçok platformdan tam not aldı, gönülleri fethetti. 14 Nisan‘ da Salon IKSV‘ de canlı kanlı bu yeni şarkıları dinleyeceğimizi öğrendiğimizden beri pek sevinçliyiz. Siz de seversiniz diye düşündük, 14 Nisan’ a hazırlık olsun diye sizin için Ought ile biraz lafladık.

İlk olarak, nasılsınız? Yeni bir albümle hayat nasıl gidiyor? Şu ana kadar aldığınız tepkiler nasıl?

Merhaba. Bizim için harika bir yıl oldu. Yeni albüme gelen tepkiler oldukça gurur verici.

İlk albümünüz politik yapısıyla ve etkileriyle oldukça ses getirdi. Bu özellikle yapmaya çalıştığınız bir şey miydi, yoksa kendiliğinden olan bir şey mi?

Kendiliğinden oldu. İlk albüm, son şarkılarımızdan oluşuyordu sadece. Bir tematik albüm ya da punk albümü yazmaya özellikle çabalamadık. Şarkı sözleri açısından bakarsak, şarkılardaki konular benim albüm yazım sürecinde düşündüğüm şeylerdi ve çoğu politikti tabii ki.

“Today More Than Any Other Day”, oldukça anlamlı mesajlar veren harika bir şarkı. Sözler çoğunlukla sıradan şeylerden duyduğumuz mutluluk ve politik eleştirinin yanı sıra günlük hayat problemleri üzerine kurulu. Bu sözleri yazmak için size ilham veren neydi? Gündemde yer alan isyanlar, savaşlar ve politik olaylardan ilham aldınız mı? İnsanların ne kadar kötü durumda olsalar da mutluluğu bulabileceklerine gerçekten inanıyor musunuz?

Bu şarkı, aslında bir anda ortaya çıkan şarkılarımızdan biri. Sadece iki akordan oluşuyor ( ve bir de harika bir bas melodisinden). Bu yüzden de macera dolu bir vokali ve birçok sözü üstüne koymak için oldukça iyi bir platformdu. Süpermarketler, oldukça tenha ve insanları yabancılaştıran mekanlar. Aynı zamanda biz, insanlar, çevremizdekilere pozitif ve negatif duygular aşılayan güçlü bir potansiyele sahibiz. Aslında şarkı, aciz hissetmek ile ilgili ama bir yandan da umut verici.

Daha önceki röportajlarınızda şarkılarınızın sahne performanslarınız sırasında daha da gelişip değiştiğini ve bazı şarkıların albüm kaydı hakkında pişmanlıklar yaşadığınızı söylemiştiniz. Eğer şu anda bir zaman makineniz olsa ve zamanda yolculuk yapıp sadece bir şarkıyı değiştirebilseniz, bu hangi şarkı olurdu? Neden?

Böyle şarkılar her zaman olacak. Turne ve yazım aşamalarında, şarkılarımızı canlı çalarken her zaman farklılıklar oluyor. Bence bu aslında grubumuza olan yaklaşımımızın doğal bir sonucu. Bizim nihai amacımız her zaman canlı performanslar yapmaktı, albüm yapmak değil. Bu kararımız, bir albüm teklifi aldığımızda değişti aslında. Hepimiz, bir sanat eseri olarak albüm üzerinde çalışmak için daha fazla heyecanlıyız ki bu, bence, bir şarkının bizim için ne kadar sağlam olduğunu değiştirebilir. Daha şimdiden “Sun Coming Down” da yer alan şarkılardaki değişimi hissedebiliyorum.

Kolektivist ruha sahip gürültülü bir grupsunuz. Bu kolektivist ve aktivist ruhun tınılarınızı ve grubunuzu nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

Biz sadece herkesin aynı fikirde olduğundan emin olmak istiyoruz. Bu şekilde yazmanın birçok dezavantajı var. Ancak bu şekilde yazmasaydık, albümlerimiz de kesinlikle böyle olmazdı.

İkinci bir albüm yazmanın daha zor olduğunu ve daha çok emek istediğini söylerler. İlk albümünüz “More Than Any Other Day” ve yeni albümünüz “Sun Coming Down” u karşılaştırdığınızda, bu süreç sizin için nasıl geçti? İlk albümün yazım aşamasından ne kadar farklıydı?

En büyük fark, öncekinin 1/12’ si kadar bir zamanda yazmamızdı. Hepsi geçtiğimiz kış yaklaşık bir aylık bir sürede ortaya çıktı ( vokaller ve sözler haricinde ki onlar da gruptan ayrı bir aylık süremi aldı. ). O kadar kısa ve yoğun bir dönemde yazmak, gerçekten ilginç bir deneyimdi. Bizim için güzeldi çünkü bir sene boyunca aynı şarkıları turnede çalınca oldukça yaratıcı bir enerji depolamıştık.

Montreal’ de, başlıca Grimes, Mac Demarco ve Sean Nicholas Savage’ dan oluşan, dünyaca ünlü bir müzik sahnesi var. Sizin tınılarınız bu sanatçılardan oldukça farklı. Ancak siz de kendinizi bu topluluğun bir parçası olarak görüyor musunuz? “Ought” grubunun bu sahnenin punk/rock temsilcisi olabileceğini düşünüyor musunuz?

Grimes ve Mac, artık Montreal’ de yaşamıyor bildiğim kadarıyla ama evet, buradan geldiklerini anlayabiliyorum. O kadar da iletişim halinde değiliz aslında, onlar bizden birkaç sene daha önde. Öğrenciyken Sean ve Grimes konserlerinde birçok unutulmaz tecrübe yaşadım ve ikisi de harikalar. İkisi için de en iyisini isterim. Gerçekten garip ama biz, Montreal’ deki bu sahnede yer alan sanatçılardan çok daha uzak bir yerde yer alıyoruz. Bu yüzden, bizi herhangi bir şeyin temsilcisi olarak düşünmek gerçekten zor. Bence bizi sevdiğiniz halde Montreal’ deki diğer müziklerden hiç haz etmeyebilirsiniz, ya da tam tersi de olabilir.

Umarız İstanbul’ da güzel vakit geçirirsiniz. Konserinize hazırlanan hayranlarınıza vereceğiniz tavsiyeleriniz var mı? Neler beklemeliyiz?

Teşekkürler! İstanbul’da çalmak için sabırsızlanıyoruz. Uzun zamandır istediğimiz bir şey. Yılın ilk konserlerinden biri olacak. O yüzden, bence iyi bir enerji olacak. Barış ve teşekkürler.

 

YENİ ŞARKI: BON IVER- HAVEN,MASS

Bon Iver‘ in 2009-2010 civarlarında kaydedilmiş yeni bir kaydı sürpriz bir şekilde ortaya çıktı. Haven, Mass adındaki şarkı,  Eaux Claires Music & Arts Festivali organizatörlerinin festivalde yer alan isimlerin şarkılarına yer verdiği bir kasette yer aldı. Bryce DessnerBruce HornsbyJon Hopkins gibi daha pek çok ismi içeren kasedi hemen aşağıda bulabilirsiniz.

Yeni- aslında eski- Bon Iver şarkısı ise bildiğimiz o hüzünlü, “yorganı kafana kadar çek uyu” modundaki şarkılardan biri. For Emma, Forever Ago’ya da koysanız cuk diye oturur. Uzun zamandır arada olduklarını düşününce yeni bir şarkı bizi ümitlendirmişti ancak eski bir b-side olması açıkçası biraz üzdü. Yine de güzel haberler beklemeye devam ediyoruz sevgili Justin Vernon’ dan.

 

TANIŞIN: OLD MAN CANYON

İlk albümlerini henüz yayınlamış, Kanada’ nın bağrından kopup gelmiş bir grup Old Man Canyon. Dört senelik bir kariyerleri var henüz. Çok yeniler, çok toylar. Ancak yeni albüm Delirium ile bizi şaşırtıp, kalplerimizi çalmayı başardılar. Biraz baştan alırsak; Old Man Canyon, Vancouver tabanlı bir dörtlü. Grubun vokali, beyni ve neredeyse tüm işlerini yapan Jett Pace, başı çekiyor. Her ne kadar aslında bir grup olsalar da sosyal medya hesaplarında, röportajlarda, kayıtlarda neredeyse sadece Jett Pace’ i görüyoruz. İlk dinleyişte solo bir proje izlenimi uyanıyor insanda ister istemez; ancak Old Man Canyon, bir grup müzisyenin ortak projesi.

Grubun başı ve beyni Jett Pace, Kanada’ da sanat eğitimi almış ve sonrasında kendi şarkılarını yazmaya başlamış. Önceleri hip-hopa ilgi duysa da sonraları melodiye ve gitarlara yönelmiş. Amerika ve Avrupa’ yı turladıktan sonra da şehirlerden ilham alıp, o zamanlarki grubu ile güzel müzikler ortaya koymuş. Ancak lokal sahnede kazandıkları popülarite uzun sürmemiş ve grup dağılmış. Jett Pace, neyse ki, pes etmemiş ve solo materyal yazmaya başlamış. İşte bu solo çalışmalar, Old Man Canyon’ ı bizle tanıştıran 2014 tarihli Phantoms and Friends adlı EP. EP’ de yer alan şarkılar; Awkward, Shameless, Suits gibi dizilerde gün ışığına çıktı, gruba belli bir hayran kitlesi kazandırdı.

2014 tarihli bu ilk EP’ de 5 adet şarkı var. Şarkılar; daha çok hayallerin peşinde koşma, pes etmeme, çabalama üzerine kurulu folk şarkıları. Ancak popüler ergen dertlerini ele alırken, klişeleşmekten çok ötedeler. Akıcı melodiler ve hayattan kopma şarkı sözleri ile Wiser, Mumford and Sons‘ ı anımsatırken, The Road’ da Laura Marling‘ e göz kırpıyorlar. Ancak Old Man Canyon, diğerlerinin aksine köklerinden kurtulup ayrı bir yolda gidiyor.

İlk EP’ nin ardından kapsamlı bir turne yapan grup, konserlerdeki yeni materyallerle beklentileri yükseltmişti. Yeni albüm ve ilk LP Delirium geçen hafta itibari ile ortamlara düştü ve Old Man Canyon, herkesi oldukça şaşırttı. Konserlerde her geçen gün daha fazla klavyeye yer veren ve synthesizer ağırlıklı şarkıların tanıtımını yapan grubun yeni albüm tınısı, beklenildiği gibi, bu yönde oldu. Delirium, bir grubun ilk albümü olmaktan çok uzak. Bir “ilk albüm” e göre çok cesur, olgun ve profesyonel. Ancak bazı şeyleri ham bırakmaları daha güzel olurdu sanki. Bazı yerlerde keşke daha az synthesizer olsaydı ya da daha çok Jett Pace’ in sesini duysaydık diyebiliyorsunuz. Özellikle albümü baştan sona, bir çırpıda dinlediğinizde üzerinize ağır bir yorgunluk çöküyor. Bunun sebebi, muhtemelen, ilk EP’ nin sahip olduğu sade ama dinamik yapının yanında LP’ nin fazla tekdüze ama bir o kadar da karmaşık kalması. Yine de insanda dans etme isteği uyandıran albümleri Delirium, beklentiyi karşılıyor, kulakları şenlendiriyor. Özellikle ilk single Hollow Tree, kaçırmak istemeyeceğiniz bir kayıt, hemen aşağıya sizin için bırakalım.

 

Biz Old Man Canyon’ ı çok sevdik, bağrımıza bastık. Umarız, siz de onları sever ve hemen şarkı listelerinize eklersiniz.

YENİ ALBÜM: PARQUET COURTS- HUMAN PERFORMANCE

2012′ de Light Up Gold albümleri ile hepimizi kucaklayan, punk müziğe yeni bir soluk getiren Parquet Courts‘ tan yeni albüm haberi geldi. Human Performance adındaki albüm, 8 Nisan‘ da piyasada olacak. O zamana kadar ise, aşağıda bulabileceğiniz yeni single/video Dust ile ısınabilirsiniz. Toz bir hayalet tarafından rahatsız edilen bir çalışanı izlediğimiz video, biraz garip itiraf etmek gerekirse. Ancak şarkı, güzel bir albümü müjdeleyip keyiflerimizi yerine getiriyor. Nisan ayını dört gözle beklemek için yeni bir sebebimiz daha var.

Human Performance:

01 Dust
02 Human Performance
03 Outside
04 I Was Just Here
05 Paraphrased
06 Captive Of The Sun
07 Steady On My Mind
08 One Man, No City
09 Berlin Got Blurry
10 Keep It Even
11 Two Dead Cops
12 Pathos Prairie
13 It’s Gonna Happen

YENİ ALBÜM: TIM HECKER- LOVE STREAMS

Ambient müziğin en sevdiğimiz isimlerinden Tim Hecker, yeni albümünü müjdeledi. Love Streams adındaki albüm, ambient müziğin kutsal toprakları Reykjavik, İzlanda’ da kaydedilmiş. 8 Nisan‘ dan itibaren de piyasada olacak.

Tim Hecker, 2013’ te Virgins adında enfes bir albüm yayınlamış, tanıtım kapsamında bu topraklara da uğrayıp bizi pek bir sevindirmişti. Şimdi de yeni albümü ile bir kere daha umutlanıp, yollarını gözleyebiliriz bizce.

Tracklisti de şöyle bırakalım:

Love Streams:

01 Obsidian Counterpoint
02 Music of the Air
03 Bijie Dream
04 Live Leak Instrumental
05 Violet Monumental I
06 Violet Monumental II
07 Up Red Bull Creek
08 Castrati Stack
09 Voice Crack
10 Collapse Sonata
11 Black Phase

YENİ ALBÜM: TLSP – EVERYTHING YOU’VE COME TO EXPECT

Geçtiğimiz günlerde yeni şarkıları Bad Habits ile geri döndüklerini ilan eden The Last Shadow Puppets, bazılarımızı azıcık hayal kırıklığına uğratmıştı. Alex Turner ve Miles Kane‘ in artık büyüdüklerini ve koca adam olduklarını biz halen kabullenme aşamasındayız ama yeni albümleri çoktan yola çıktı.

James Ford prodüktörlüğündeki albüm, yukarıda da görebileceğiniz gibi dünyanın en garip albüm kapaklarından birine sahip. Turner ve Kane, her türlü bizi şaşırtmayı başarıyor. Albümdeki diğer şarkıları tahmin etmek de çok güç o yüzden. Aşağıda tracklistini de bulabileceğiniz albüm, 1 Nisan‘ da piyasada olacak.

‘Aviation’
‘Miracle Aligner’
‘Dracula Teeth’
‘Everything You’ve Come To Expect’
‘The Element Of Surprise’
‘Bad Habits’
‘Sweet Dreams, TN’
‘Used To Be My Girl’
‘She Does The Woods’
‘Pattern’
‘The Dream Synopsis’