VE GÜNLER

GELİYOR: DJ KOZE

Geçen sene Sonar Istanbul’da izlediğimiz DJ Koze, dualarımızı işitmiş olacak ki arayı fazla açmadan bir kez daha İstanbul’a geliyor! Bu ayın başında çıkardığı bol konuklu muazzam albümü Knock Knock‘ı takiben çıktığı turnede 22 Haziran‘da It’s Chiller Time katkılarıyla İstanbul’da yazı güzelleştiren nadir mekanlardan biri olan Suma Beach‘te izleyeceğiz DJ Koze’yi. 70 TL olan biletleri daha da pahalılaşmadan buradan kapabilirsiniz, etkinlik sayfası ise burada.

İNCELEME: BEACH HOUSE – 7

Yedi albüm ve 13 senelik bir kariyer… Baltimore’dan dream pop ikilisi Victoria Legrand ve Alex Scally’den oluşan Beach House‘un bunca zamandır yayımlanan albümlerindeki yedi farkı bulabilir misiniz? Grup, genellikle aynı tınıları yeni şekillerde yayımlayıp dream pop’ta kendilerine ait bir krallık kurdukları için eleştiriliyorlar. Ancak grubun her yayımlanan albümünün dört bir gözle beklenmesinin ve türünde bir önceden yayımlananı tahtından indirmesinin elbette bir sebebi var.

(daha&helliip;)

İNCELEME: ARCTIC MONKEYS – TRANQUILITY BASE HOTEL & CASINO

Geçen sene Matt Helders ve ardından Alex Turner, yeni bir Arctic Monkeys albümü üstünde çalıştıkları hakkındaki haberleri doğruladığından beri albüm çıksa da bir güzel çekiştirsek diye bekliyordum. Bu sene çıkacağı belli oldu ve tarih ileriledikçe daha da heyecanlanmaya başladım. Yeni fontuyla Arctic Monkeys logosu yayınlandı, “İnanılmaz kasıntı bir şey olacak” düşüncelerime hakim olamadım. Albümün isminin “Tranquility Base Hotel & Casino” olacağı ve hiçbir single yayınlanmadan 11 Mayıs‘ta dinlemeye açılacağı belli oldu, “Eveet, kesin felaket bir şey geliyor”du.

Albüm çıktığı an dinledim ve anladım ki “demek o kadar kötü ki önden bir şarkı çıkarıp beklentileri düşürmek istemiyorlar” diyerek eleştirdiğim single çıkarmama politikasının albümün pazarlamasıyla hiçbir ilgisi yokmuş ve shittalk yapalım diye umarken aslında albümün iyi olmaması durumunda yaşayacağım hayal kırıklığını örtmeye çalışıyormuşum, içimdeki Arctic Monkeys fangirl’ü AM’le birlikte ölmemiş, bu anı bekliyormuş.

Alex Turner bize bu kez Ay’dan sesleniyor. Evet, Arctic Monkeys değil, sadece Alex Turner sesleniyor -zira bu albüm fazlasıyla içsel ve kişisel bir proje olmuş ama kesinlikle şikayetçi değiliz. İlk şarkıyla birlikte elimizde ismimizin ilk harflerini taşıyan bavulumuz, Tranquility Base Hotel & Casino‘ya kaçıyoruz. İlk parçadan bile albümü sevip sevmeyeceğimiz anlaşılıyor bence. Çünkü bu bir şarkı değil, bu çok daha büyük bir hikayenin girişi. Bu fikir aklına yatıyorsa albüm akıp gidiyor zaten ama albüme başlarken farklı bir beklentin varsa devamını dinlemek için kendini zorlaman gerekiyor gibi görünüyor. Hikaye ilerledikçe sessiz bir odada kafası karışık bir müzisyenin verdiği konserden çıkıp üst katta taco yemeğe gittiğimiz bir yolculuk yapıyoruz. American Sports‘da girdiğimiz karanlık koridordan, Tranquility Base Hotel & Casino‘da resepsiyondan geçerek Science Fiction ile bir bilim kurgu yazarıyla sohbet ederken buluyoruz kendimizi. Bu uzay yolculuğumuzun içine Alex Turner bir şekilde hayatının son 12 yılda nasıl değiştiği, yaşadığı kimlik karmaşası, medyanın insanlar üzerindeki etkisi, Trump, gentrification ve çok daha fazla konu hakkında fikrini katmayı başarıyor.

Albüm hakkında şarkı şarkı fikir belirtmek imkansız ve gereksiz. Tranquility Base Hotel & Casino bir konsept albüm ve 11 parça tek bir bütünün parçası. Bunların arasından parlayan, daha sonra dinlemek üzere herhangi bir playliste katılabilecek bir parça bulmayı ummak manasız, konserlerde bağıra bağıra söylemek üzere bir nakarat ezberleyeyim gibi bir arayışa çıkmaksa sonuçsuz olacak. Eminim herkes çoktan albümü dinledi ve şu an bir fikri var ama umuyorum ki herkes zihnini açıp Arctic Monkeys’in böylesine tek tek dinleyince bir şey ifade etmeyip bir bütün halinde akıp giden ve insanı alıp aya götürebilen bir albüm yapmayı cesaret edebilecek kadar büyük bir grup haline gelmiş olmasını takdir etmeyi başarıp bu albümden kendine bir şeyler çıkarabilir.

YENİ VİDEO: LSD – GENIUS FT. SIA, DIPLO, LABRINTH

Sia, Diplo ve Labrinth birlikteliği yeni süper grubumuz LSD, ilk videosuyla müzik dünyasına teşrif etti. Diplo ve Sia yaptıkları işlerle hep radarımızda oldukları için biz de bu haberi atlayamadık. Diplo’nun kendi tanımı ile dünya dışı gelişigüzel pop müzik olarak tanıttığı şarkı Genius ve videosuyla sizi başbaşa bırakıyoruz.

BUY NO TEARS LEFT TO CRY ON ITUNES

“Stan Twitter” denen şey gerçekten bambaşka ve acayip komik bir dünya. Pop dünyasına az çok hakimseniz Twitter’ın derinliklerinde kahkahalar eşliğinde saatlerce çürüyebilirsiniz (Örn: Skinny Legend). Bu topluluğun alamet-i farikalarından biri, fanı oldukları isim yeni bir şarkı/albüm yayınladığında hiç usanmadan, yorulmadan reklamını yapmaları ve insanları satın almaları ya da dinlemeleri için zorlamaları. Öyle ki Ariana Grande bizim de fazlasıyla beğendiğimiz yeni single’ı No Tears Left to Cry‘ı yayınladığından beri şarkıyla ilgili atılan “Buy No Tears Left To Cry On Itunes” temalı tweetlerin haddi hesabı yok. Biz de birkaçını burada derleyelim dedik. Araya bir iki tane de bonus sıkıştırdık. Kanyeli olan benim kişisel favorim.

YENİ ALBÜM: COMPUTER MAGIC – DANZ

Müzik yapmayı kendi kendine öğrenen Danielle “Danz” Johnson 2010 yılında başladığı müzik üretimini bu sene yeni bir albümle taçlandırdı. Müzik yayınlarken kendi ismi yerine Computer Magic ismini kullanan Danielle albüm ismi olarak ise bir nevi lakabı olan Danz‘ı seçmiş. Synth pop ile bilim kurgunun iç içe geçtiği bir noktada duran albüm duyguların sentetik halleriyle kulaklara yansıyor. Albümün açılış şarkısı Amnesia‘yı videosuyla beraber şöyle bırakırken beğenenler için de albümün spotify linkini aşağıya bırakıyoruz.

Albümü buradan dinleyebilirsiniz;

SALI PAZARI: 24.04.2018

Salı günü demek hafta boyunca kulağımıza çarpan şarkıları sizlerle buluşturma günü demek. Açtık yine tezgahlarımızı.

Burçak’ın Tezgahı

Ati ve Aşk Üçgeni – Yaşlı Köpek

Yakın zamanda Beni Yanına Al ile tanıştığımız Ati ve Aşk Üçgeni hızlı bir ilk albüm çıkışıyla aramızda. Bu haftanın tezgahını, Türkiye müziğinde nadir duyduğumuz seslere yeni bir soluk kazandıran Gecenin Karanlığında’nın en sevdiğim parçalarından biriyle açıyorum.

The Veils – Swimming with The Crocodiles

The Veils, 2004 yılında çıkan The Runaway Found albümlerinde yer alan Lavinia ile birkaç sene öncesine kadar Türkiye’de gizli bir hayran kitlesine sahipti. Bu kitle yine nerelere gizlendi bilmiyorum ama iki sene önce hakettiği yankıyı uyandırmamış Swimming with The Crocodiles’la kendilerine bir uyanış mesajı göndermek istiyorum.

Eels – Sweet Scorched Earth

Nisan başında gelen baş döndürücü yeni güzel albüm bolluğundan kalanlar yavaş yavaş tezgahlarımıza dökülmeye başlıyor.

Calvin Harris, Dua Lipa – One Kiss

İtiraf köşemizde bu hafta One Kiss var. Uzun zamandır önüme gelene çok kötü dediğim bu iş birliği ürününü hafta sonundan beri dinliyorum ne yazık ki. Çok kötülediğimiz şarkıları günlerce dinleten nedir bir bilen varsa açıklasın lütfen.

Berna’nın Tezgahı

Kings of Convenience – I’d Rather Dance With You

Kings of Convenience çabucacık tüketilebilecek bir müzik yapmıyor. Yıllardır yeni bir albüm yapmamış olmalarına rağmen eskileri bıkmadan usanmadan dinliyoruz. Bu, özellikle bahara çok yakışan bir şarkı.

Mariya Takeuchi – Plastic Love

Japonya’ya değişime giden bir arkadaşım sayesinde tanıştığım müthiş şey! Akla gelebilecek en efsane üçlü: Japonya, 80’ler, pop müzik! Şahane disko ritimleri ve kulaklarımıza egzotik gelen diliyle bu hafta aklımı başımdan aldı, döndürüp döndürüp dinledim.

Buse’nin Tezgahı

Smitech Wesson – Scream

Smitech Wesson’dan yeni EP Scream çıktı! Denhaku Records’tan yayınlanan Scream’i hafta içi work out, hafta sonu warm up olarak playlistlerinize ekleyin!

Ahmet’in Tezgahı

Ellie Goulding – Lights

2010’ların temelini atan bir şarkı düştü aklıma. Unutmuş gibi olanlar varsa hemen hatırlasın.

Ariana Grande – No Tears Left To Cry

Ters düz videosuyla No Tears Left To Cry geldi. Farklı kapılar açmaya hazırlanıyor.

Zaza Fournier – Vodka Fraise

Fransızca müziğe ilgimi çeken şarkılardan birini sizle de paylaşayım. Fransızca vokalin ne kadar etkili olabileceğinin bir kanıtı.

Serge Gainsbourg – Comme un Boomerang

Mister Serge’in pek bilinmedik bir şarkısı ama bence en güzeli.

Toplu bir Spotify listesini de şöyle bırakalım;

TOP 10: ESKİ TÜRKİYE – YENİ TÜRKİYE

Belki yalnızca geçmişi anarken iyi olanı hatırlamaya yatkın oluşumuzdan, belki de bundan 20 sene önceki Türkiye ile bugün arasında dağlar kadar fark oluşundan son zamanlarda eski güzel günleri anmak epey moda oldu. Tabii biz de bu akımdan nasibimizi aldık ve bu modayı kendi ilgi odağımıza çektik. Acaba dünden bugüne Türkiye’de popüler müzikler ve klipleri nasıl değişti diye düşünmeye başladık. Aklımıza gelen isimler çok kısa sürede kahkahalar ve üzülmeler eşliğinde beynimizden fırladı. İşte son 20 yılda Türkiye’de neler yaşandığının -en azından müzik sektöründe- kısa özeti:

10) Hakan Peker – Bir Efsane (2016) vs. Bir Efsane (1998)

Üzülerek söylüyoruz ki Hakan Peker’in 2016 yılında Bir Efsane şarkısına çektiği klip günümüzün en “cesur” kliplerinden. Müziğinin değişmemesi her ne kadar iyi bir şey olmasa da bu liste için bu istikrarı iyi bir şey olarak görüyoruz sanıyorum.

9) Petek Dinçöz – Foolish Kazanova vs. Kabusun Olurum

Ülkemizde çizgisini korumayı başarmış nadir şarkıcılardan biri de Petek Dinçöz. Sürekli olarak partnerine tehditkar mesajlar gönderiyor anladığımız kadarıyla. Her ne kadar bir neslin kötü İngilizce öğrenmesinde etkili olsa da biz onu pullu abiyeler içinde değil de liseli kıyafetleri ile dans ederken görmeyi tercih ediyoruz.

8) Sezen Aksu – Seni Yerler vs. Vay

Sezen Aksu hem en neşeli hem en kederli geçmişi anma anlarımızda üzücü bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. İzmir deliliğini özledik minik serçe, duy sesimizi!

7) Hadise – Sıfır Tolerans vs. Sıfır Tolerans (Akustik) 

Konsepte pek uymuyor gibi gözükse de bu içeriğin bir yanı bize günümüzde medyanın kadın bedenine karşı ne kadar “hassas” olduğunu gösteriyor. Hal böyleyken Hadise, Sıfır Tolerans klibi ve klibe gelen eleştirilere karşı sağlam duruşu bir nebze içimizi rahatlatmıştı. Peki neden akustik klibinde siyah beyazlarla rengini yitirip bizi üzdün Hadise? Biz hala arkandayız.

6) Teoman – Duş vs. Tuzak

Evet biliyoruz, Teoman serseri doğdu serseri ölecek. Ama 2004 yılında gazetelere “Teoman’dan Erotik Şarkı!” manşetleri attıran Duş ile bizim gibi geçmişin güzel tozlu sayfaları arasında dolanan Tuzak’ı bir tutmak mümkün mü? Yine de günümüz koşullarında yine Teoman olarak kaldığı için kendisini tebrik ediyoruz.

5) Serdar Ortaç – Dansöz vs. Posta Güvercini

Dansçı kızsız bir Serdar Ortaç ne kadar Serdar Ortaç’tır?

4) Mustafa Sandal – Aşka Yürek Gerek vs. Aşk Kovulmaz

Sanıyoruz hiçbirimiz onu önü açık gömleğiyle dans ettiği kliplerden sonra montuyla karda yürürken görmeyi hayal etmiyordu. Ama oldu. Arkadaş ortamında Mustafa Sandal dansı izlemek dışında seçeneğimiz kalmadı gibi gözüküyor.

3) Tuğba Ekinci – O Şimdi Asker vs. Türkiye’nin Aslanları

Tuğba Ekinci’nin askerliğe olan bakışını değiştirmesine sevindik. Yıllar kendisine politik bir yaklaşım katmış olsa gerek.

2) Tarkan – Hüp vs. Beni Çok Sev

Oryantal dansıyla ortalığı sallayan, spagettili öpüşmelerden french kiss’e bir zamanların çocuk ve ergenlerini şoka uğratan Tarkan’ı bir klipte damatlıkla görmek gençlik hayallerimizde yoktu tabii. Yalnız ufak bir noktayı kaçırmışız arkadaşlar: Megastarlar da baba olur. Ve hayat gençlik anılarımızın yüzüne büyük bir tokat atar.

1) İsmail Yk – Bombabomba.com vs. Meyhoş oldum

Kuvvetle muhtemel Tarkan’ı bu listenin ilk sırasında bekliyordunuz, en azından biz öyle bekliyorduk. Ancak hayat sürprizlerle dolu. Umuyoruz bir sürpriz sebebiyle sonumuz online ilişki sitelerinden pencere önünde bakışmaya sürüklenen İsmail YK gibi olmaz.

BEKLENMEDİK GİTAR SOLOLARI

Şu hayatta kim sürprizleri sevmez? Kim? Retorik olsun diye sormadık bu soruyu. Buna cevabı evet olanlar buradan sonra devam etmesin çünkü bu yazı size göre değil. Sürprizleri seven insanlar ile devam edeceğiz bu yazıya. Peki kim şu hayatta gitar sololarını sevmez? Kim? Gitar solosu sevmeyenler de şöyle kenara ayrılsın. Geriye kalanlarla “Beklenmedik Gitar Soloları” listemizi dinlemeye geçebiliriz.

Beklenmedik gidişatıyla bizi ters köşe yapan veya söyleyenin ismine bakıldığında buradan gitar solosu çıkmaz dediğimiz şarkılardan oluşan küçük listemize (gitar soloları gelince şaşırıp bizi hatırlayın) buradan buyurun:

BURASI DERYA DENİZ: ARABIC INDIE

Peşin not: Yazı boyunca kullanılacak olan ‘Arap’ sıfatı dışardan empoze edilen tektipleştirici bir tanım olmaktan ziyade, Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz halklarının etno-kültürel çeşitliliğini kabul eden, ancak bu halklardan toplu olarak bahsetmedeki zorluğu ortadan kaldırmak amacıyla bütün bu coğrafyaya yayılmış olan Arap dili ve kültürünün ortak bir unsur olarak kabulünün bir ifadesidir.  (daha&helliip;)

İNCELEME: IN HOODIES – CIRCLING THE CAGE

In Hoodies’in ikinci albüme giden yoldaki yeni EP’si Circling the Cage’in tanıtım resimlerini gözünüzün önüne getirin. Dış dünyayla yüzleşmeye çalışan bir adam. Ancak maskesini takmış ve yüzleşirken maskesini çıkarmayacağından neredeyse eminsiniz. Üstelik o kişiyi tanımıyorsunuz bile. İşte, yeni EP Circling the Cage tam olarak dinleyiciye bunları hissettiriyor. (daha&helliip;)

İNCELEME: CURRENT JOYS – A DIFFERENT AGE

Daha önce benimle içinde “en sevdiğin” tamlaması geçen herhangi bir müzik sohbetinde bulunduysanız yahut herhangi bir “Salı Pazarı”mıza denk geldiyseniz Current Joys’u ve özellikle Kids’ini ne kadar sevdiğimi az çok biliyorsunuzdur.

Tanıştığım an itibariyle hakkettiği değeri görmeyen müzisyenler listemde ilk sıralara yerleşen bu Amerikalı grubun yeni albümleri A Different Age beklentimin çok üzerinde oldu. Genelde albüm akışı sırası olmasına özen göstererek albüm içinde en sevdiğim ya da farklılık yaratmış olan parçaları incelemeye özen gösteriyorum. Ancak A Different Age ritimlerden sözlere, video kliplerden akışa kadar asla birbirinden koparılamayacak bir bütünlük içeriyor.

Become the Warm Jets’le başlayan albüm bizi aynı anda gerçekleşen sevme ve sevilme durumlarının insana nasıl her duyguyu yaşattığını gösteren bir yolculuğa çıkartıyor adeta. İzlediğimiz video klip tam da olmak isteyeceğimiz yer aslında.

İlle bir favorim olması gerekecekse pek düşünmeden Fear’ı seçerdim sanırım. Hissettirdikleri üzerinden konuşmaya pek gerek yok; insanın nasıl en çok kendinden korkabildiğini iliklerimize kadar hissediyoruz. Görüntü ve sözlerin anlamını bir yana bırakıp yalnızca ritmiyle korkuyu, gerginliği ve doğallığı içimize işleyen Fear.

Bir yolculuk albümü demiştik,Alabama ile  yolculuğumuza dışardan bir göz olarak bakıyoruz.

Bulunduğumuz yeri değiştirdiğimiz gerçek yolculukların sonunda vardığımız noktanın pek farklı olmadığını anladığımız o an.

No Words adını doğrudan yansıtan, minik esprili enstrümental bir şarkı. Duygusal olarak albümün geçiş parçası gibi. Yolumuzun ilerisi daha az endişeli ve umutlu.

In a Year of 13 Months benim için tek bir cümleyle sakin akustik tını ve vokalin çatışmasından doğan mükemmel uyum.

Her şarkıda farklı bir paralel evrende olduğumuzu biliyorduk, bu da kanıtı.

Albümü belki onuncu dinleyişim ama her defasında aynı ikilemi yaşıyorum. Her defasında kesinlikle en çok Fear’ı sevdim sanıyorum, My Nights Are More Beautiful Than Your Days’e kadar.

Uzun zamandır tamamını bu kadar beğendiğim, görselliğinden şiirsel sözlerine; depresifliğinden umut vaadine bu kadar uyumlu ve tamamlayıcı bulduğum bir albüm olmamıştı. Her şeyiyle didik didik etmenizi şiddetle tavsiye ettiğim bu albüm yolculuğunun sonuna geldik, umarım siz de bu seyahatten benim kadar zevk almışsınızdır.

SALI PAZARI: 13.03.2018

Haftanın Avaz günü! Bu hafta da en sık dinlediğimiz yeni ve eski şarkıları seçtik. İyi dinlemeler:

EGE’NIN TEZGAHI

Kacey Musgraves – Space Cowboy

Bana country dinletebilen tek insan.

Massive Attack – Daydreaming

Massive Attack’ ın gelişini en sevdiğim şarkılarını loop’a alarak kutladığım bir gün oluyor.

David Byrne – Everybody’s Coming to My House

David Byrne’ ın yeni albümü çıktı ama ben hala ilk single’ına takılıp kalmış durumdayım. İçimdeki James Murphy fanboy’u beni nakaratında “Everybody’s coming to my house… my house!” diye bağırrmaya zorluyor.

Hercules & Love Affair – Controller (feat. Faris Badwan)

Çok sevdiğim Hercules & Love Affair’˝n geçen sene yayımlanan albümü Omnion, bence self-titled’dan beri yaptıkları en iyi albümdü ama nedense pek kıyıda köşede kaldı. Controller misler gibi, tertemiz bir electropop eseri ve vokalde The Horrors’ın frontman’i var, daha ne olsun?

The Voidz – All Wordz Are Made Up

Bunu söylemeyi hiç beklemiyordum ama The Voidz’un yeni albümü için inanılmaz heyecanlıyım. Casablancas gerçekten sınırları zorladığına, yepyeni şeyler denediğine ikna etti beni. Yayımlanan single’ların neredeyse hepsi, dinlediğim hiçbir şeye benzemiyor. Bir şarkı içinde on farklı şarkı varmış gibi. Yılın en ne iddialı¸ belirsiz olduğu kadar güzel albümü geliyor sanki.

AHMET’İN TEZGAHI

Lily Allen – Three

Lily Allen yeni albümü No Shame’i duyurduktan sonra albümden parçaları da dinletmeye devam ediyor. Three ise albümün hüzünlü kısmından kopup gelmiş bir parça.

Missy Elliott – Get Ur Freak On

İnsanın aklına Missy Elliott düşmesi kadar güzel şey az bu dünyada.

Taylor Swift – Delicate

Taylor Swift’ten ben de insanım klibi gelmiş ama güzel gelmiş. Kamera oyunları, danslar, hikaye bir klipten beklediğim her şeyden fazla fazla var.

Oh Land – White Nights

Artık bizden biri Oh Land’in doğuşunda gidiyoruz. Kendisini 2012 yılında Mono Festival’de dinleyen kitle bugünlerde emeklilik planı yapıyor.

HANDE’NİN TEZGAHI

Beach House- Dive

Yeni albümlerinden beklediğim her şey sadece bu şarkının içinde bile mevcut.

Porches- Leave the House

Bu şarkıyı ilk çıktığı günden beri düzenli aralıklar ile döndürüyorum. Yeni Porches albümü ile artık tüm albüm dönüyor üstelik. Teşekkürler Porches!

Soccer Mommy- Cool

Soccer Mommy’i övmelere doyamadığım yeni bir yazım var Avaz’da. O yazı konuşsun benim yerime.

Sophia Kennedy- Being Special

Yine nereden keşfettiğimi hatırlayamadığım ama beni şüphesiz mutlu eden bir şarkı. Bu haftanın en güzel sürpriz Spotify keşfi.

Son Lux- Resurrection

Konserlerine gitmediğim için deli gibi pişmanım sevgili Avaz okurları! Yine her zamanki gibi köprünün altından çok sular aktı. Pardon, Salon IKSV’nin.