VE GÜNLER

+18: CUPCAKKE

Bize Geçelim Mi? Elizabeth Harris, daha çok bildiğimiz ismiyle cupcakKe olarak hayatımıza 2015 yılında Deep Throat ve Vagina isimli single’larıyla girdi. Kendisiyle henüz tanışmadıysanız bile şarkılarının fazlaca cinsel içerikli olduğunu şu an tahmin etmiş olmalısınız. Kariyerinin başından beri çıkardığı iki mixtape ve iki stüdyo albümünün ardından geçtiğimiz haftalarda yayınladığı albümü Ephorize ile ismini çok daha güçlü bir şekilde duyurdu ve büyük bir kitlenin radarına girmeyi başardı.

Evet! Fazla seks içerikli ve bazen bir o kadar da absürd olan şarkıları sadece cinsellik ve şiddet konularına dokunmakla kalmıyor. Öz eleştiri yaptığı inanılmaz gerçekçi sözleriyle dinleyicilerin kendisiyle bağlantı kurabileceği LGBTQ, genç-yetişkin olmanın getirdiği çekingenlik ve ağırlık, romantizm arayışı gibi temalara da bolca değiniyor. İhtiyaçlarını ve isteklerini çekincesizce belirttiği sözleriyle, seksin “kadına yapılan bir şey” olması anlayışından kurtulma yönünde ilerlemeye çalıştığımız şu zamanlarda özellikle değerli bir figür haline geliyor. Bu yüzden binlerce kez evet!

Pişman Mısın? Büyük müzik oluşumlarından tam puan alarak Ephorize ile 2018 yılı cupcakKe için harika başladı. Aynı şekilde devam edeceğini umarken bir yandan da acaba kendisini canlı izleyebilir miyiz diye meraklara düşüyoruz. Özellikle albümün en explicit sözlerine sahip şarkısı Duck Duck Goose’un klibini gördükten sonra, kim bilir konserleri ne kadar absürd geçiyordur diye düşünmemek elde değil. Videoyu şuraya bırakırken iş yerinde açmamanızı ve çocuklarınızı ekran başından almanızı tavsiye ediyoruz.

THE END OF THE F***ING WORLD

Özellikle Black Mirror 4. sezondan sonra tam hepimiz Netflix’ten nefret etmeye başlamış, tatil günlerimizi “Abi Netflix çok bozdu ya.” tadında geçirmeye başlamıştık ki The End of The F***ing World bir son şans olarak karışımıza çıktı.

20 dakikalık bölümleri bir nefeste biten kara mizah yüklü bu dizi ait olabilecekleri bir yere ulaşmaya çalışan iki ergen Alyssa ve James’in macera dolu yolculuğunu konu alıyor. Wes Anderson sinemasını andıran görüntüleri ve konuya başarıyla iliştirilmiş mizahı bir yana; beni en çok heyecanlandıran bu görüntülerle birleşmiş mükemmel soundtrack’ler oldu tabii. Gönül isterdi ki bu şarkıları dizide kullanıldıkları anlar ile beraber paylaşabileyim, ama belki de böylesi daha iyidir. Belki de kendini arayan bu iki gencimizin aslında milenyum çağına ait olmadıklarının bir işareti olan bu liste, sizi Alyssa ve James’i yolculuklarında yalnız bırakmamaya teşvik edecektir:

2018’DE YOLUNU GÖZLEDİKLERİMİZ

Bir yıla daha bol müzik ve yeni albüm umutlarıyla girmiş bulunmaktayız. Bir tarafta bu sene albüm çıkarmasına neredeyse kesin gözüyle bakılan Vampire Weekend, Arctic Monkeys, A Perfect Circle, My Bloody Valentine, Danny Brown ve Ah! Kosmos gibi isimler var; öbür tarafta ise “ha çıktı ha çıkacak” derken albümleri ertelenmekten bir hal olan ya da yıllardır güzel haberlerini beklemekten helak olduğumuz isimler var. Aşağıdaki liste işte tam da bu isimlerden oluşuyor. İlla ki atladıklarımız olmuştur; yorumlarda, mentionlarda buluşalım.

Soruyoruz: Nerede bu müzisyenler?

Sky Ferreira: Böyle bir liste yapma fikri, “Sky Ferreira nerelerde?” diye kendi aramızda konuşurken aklımıza gelmişti. Night Time, My Time yayınlanalı şaka maka neredeyse dört buçuk yıl olmuş. Ferreira’nın ikinci albümü Masochism’i herkes gibi biz de birkaç yıldır nefesimizi tuttuk bekliyoruz ama albüm bir türlü çıkmıyor. Ferreira en son kasım ayında albüm için umutlandıran bir tweet atmıştı, Bir de Fader’a verdiği röportajda Şubat-Mart gibi görsel bir EP yayınlayacağını söylemişti. 2018 sonlanmadan kendisinden yeni bir şeyler duymayı ümit ediyoruz.

Chromatics: “Çıkmak bilmeyen albüm” dendi mi Sky Ferreira ile birlikte akla gelen bir diğer isim de Chromatics. Grup ta 2014’ün sonunda yeni albümleri Dear Tommy’yi duyurmuştu, geçtiğimiz yıllar içinde albümden birkaç single da yayınlanmıştı. Fakat sonra öğrendik ki grubun esas adamı Johnny Jewel, 2015’in sonunda ölümden dönmüş (artık uyuşturucudan mıdır, bilmiyoruz) ardından da albümün bütün kopyalarını imha etmiş. Önceki albümleri Kill for Love’ın on farklı versiyonunu yapan, şarkıları devamlı değiştirip duran ve albümün çıkışını iki sene erteleten biri için pek şaşırtıcı değil tabii. Dear Tommy’nin akıbeti hala belirsiz ama çıktığında bizi hiçbir şekilde hayal kırıklığına uğratmayacağından eminiz.

La Roux: Kendi adını taşıyan ilk albümünü 2009’da, ikinci albümü Trouble in Paradise’ı isa 2014’te yayınlayan La Roux, elini hiç de çabuk tutmayanlardan. Kendisi şu sıralar ne yapıyor, ne ediyor hiçbir fikrimiz yok ve bu seneyi de boş geçirirse şaşırmayacağız, ama özledik valla.

Mutya Keisha Siobhan: Sugababes’in orijinal üçlüsü 2011’de bir araya gelmiş, 2012’de müthiş ilk single’ları Flatline’ı yayınlamışlardı. Kendilerinden uzun bir süredir haber alamıyoruz fakat ilk albümlerinde Blood Orange, William Orbit, Richard X, MNEK gibi isimlerle çalıştıklarını biliyoruz. Albümün ihtimali bile heyecanlandırıyor bizi, umarız ki gün yüzü görür.

Jai Paul: Son yılların belki de en gizemli müzisyeni Jai Paul, BTSTU ve Jasmine single’ları ile ortalığı yakıp yıkmıştı. 2013’te ilk albümünün demosu sızdığında “Bu benim albümüm değil, lütfen satın almayın” dese de albüm yılın en çok konuşulan işlerinden biri olmuş ve pek çok yıl sonu listesinde de kendine yer bulmuştu. Bu yıl içinde kendisinden yeni (ve resmi) bir şeyler duyar mıyız, göreceğiz.

Missy Elliott: Kendisinden yeni bir albüm beklemeyi uzun zaman önce bırakmıştık fakat önce WTF ve Pep Rally, sonra da I’m Better derken kendisi merakımızı hep yukarıda tutmayı başardı. Resmi bir açıklama ve tracklist görmeden inanmayacağız.

Boards of Canada: İkili 2013’te Tomorrow’s Harvest ile yıllar süren sessizliğini bozmuştu. Bu sene yeni bir şeyler yayınlasalar bile öncesinde çok seslerinin çıkacağını sanmıyoruz. Özledik!

FKA Twigs: Bu sene albüm çıkaracağı söylenen isimlerden biri FKA Twigs. Kendisinden herhangi bir açıklama yok şimdilik, ama biz de umutluyuz. Bekleyip göreceğiz.

Ladytron: Son albümleri Gravity the Seducer 2011’de yayınlanmış ve doğrusu pek de ses getirmemişti. Ekip geçtiğimiz günlerde şöyle bir tweet attı, bu sene güzel haberlerini bekliyoruz.

Cassie: RockaByeBaby isimli muazzam mixtape’inin üzerinden beş yıl geçti. Tam da “Cassie yıllardır nerelerde yahu?” derken 2017’nin sonuna doğru iki single yayınladı. Klibi daha dün çıkan Kaytranada destekli Don’t Play It Safe, güzel şeylerin habercisi olmalı.

Jungle: Geçtiğimiz Ekim ayında Harvest Fest’te ülkemize de uğrayan Jungle, ikinci albümlerini güya geçtiğimiz sene yayınlayacaktı. Bir sürpriz olmazsa albümün bu sene yayınlanması bekleniyor. Umarız olmaz.

Trust (TR/ST): O buz gibi soğuk ve karanlık synthpop harikası Joyland’in üzerinden dört sene geçmiş. Geçen sene yayınlanan iki single, bu yıl gelecek bir albümün habercisidir umuyoruz ki.

Robyn: Ah Robyn, seni çok seviyoruz ama sesini bu kadar az duymak bizi üzüyor. Do It Again ve Love Is Free’yi saymazsak son solo albümü Body Talk’un üzerinden neredeyse yedi buçuk yıl geçmiş. Bir iki şarkıya bile razıyız.

Annie: İskandinav popunun bir diğer çok sevdiğimiz ismi Annie’nin de pek sesi soluğu çıkmıyor. Son albümünün üzerinden sekiz, son EP’si Endless Vacation’ın (ki bunu da o kadar sessiz sedasız çıkardı ki) üzerinden de iki yıldan uzun zaman geçti. Yeni bir albüm istesek şımarıklık yapmış olmayız bizce.

John Talabot: Dinledikçe ormanlar içinde koşturup kaybolasımızın geldiği ilk albümü FIN, 2012’nin başlarında yayınlanmıştı. Bu rengarenk albümle elektronik müzik aleminde son yılların en iyi çıkışlarından birini yapan John Talabot’tan yepyeni bir güzellik beklemek hakkımız.

Lily Allen: Kısa süre önce ingiliz rapçi Giggs destekli Trigger Bang’i yayınlayan Lily Allen’dan yıl içinde hip-hop etkileşimli bir albüm gelmesi çok da şaşırtıcı olmaz. Doğrusu çok da umudumuz yok, Sheezus’ı da birkaç şarkı hariç hiç mi hiç beğenmemiştik ama özledik de kendisini.

Gesaffelstein: Sahi bir Gesaffelstein vardı, ne oldu bu adama yahu?

Janelle Monaé: Kendisini çok seviyoruz, oyunculuğuna ve duruşuna da hayranız ama müzik cephesinden haberlerini de özledik. Son albümü The Electric Lady çıkalı dört yıldan uzun zaman olmuş. Kötü bir işe asla elini sürmeyeceğinden eminiz fakat sabırsızlanıyoruz.

MNDR: Amanda Warner’ın muazzam elektro-pop albümü Feed Me Diamonds çıkalı beş yıldan fazla olmuş. Kendisinin adını (feat. MNDR) olarak duymaya alıştık bu aralar, ama yeni bir albüm istesek çok şey istemiş olmayız bizce.

Azealia Banks: Daha dün Instagram’da yeni mixtape’inin Mart ayında yayınlanacağını duyursa da sağı solu hiç mi hiç belli olmadığı için kendimizi umutlandırmıyoruz.

Dum Dum Girls: Uzun zamandır haber alamadığımız bir isim daha. Son albümleri Too True, 2014’te yayınlanmıştı. Bu seneyi boş geçmezler umarız.

Nas: 2012 yazında yayınlanan son albümü Life is Good, en iyi işlerinden biriydi. Kimilerine göre yaşayan en efsanevi rapçi olan Nas’tan yeni bir şeyler duymaya kimse hayır demez.

Kelis: Nas demişken, Kelis de uzun süredir sessiz. Dave Sitek prodüktörlüğünde, Ninja Tune etiketiyle yayınladığı son albümü FOOD’un üzerinden dört sene geçti. Son zamanlarda aşçılığa merak saldığını bildiğimiz Kelis’in artık alternatife de göz kırptığını düşünürsek, kendisinden şöyle Kaytranadalı, Cashmere Catli, Mura Masalı bir albüm duymak müthiş olmaz mıydı?

Bonus:

4 ADIMDA AHMET KAYA’DAN THE SMITHS’E

“Dünya küçük” ya da bilimsel söyleme şekliyle, “dünyadaki her insana en fazla altı adımda ulaşabilirsin” derler. Söyledikleri doğru ya da yanlış ama insanlar arasındaki bağlantıları incelemeyi hep merak etmişizdir. Tabii konu müzik olunca bu bağlantıları takip etmek çok daha eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Biz bu oyunu çok oynuyoruz ve bu sefer 4 adımda Ahmet Kaya’dan The Smiths’e ulaştığımız bu akışa sizi de davet ediyoruz:

Rakı masalarında hep bir ağızdan söylenen şarkıların sahibi, ülkücülerin gizli sevdası Ahmet Kaya ile yola başladık:

Efkarlı masaların vazgeçilmezlerinden olan bu düetin altına Selda Bağcan, Ahmet Kaya ile beraber imzasını atmıştı:

Bu insanlar Selda Bağcan’ı nereden tanıyor da biz dinleyememişiz dememize neden olan en büyük olaylardan biri kendisinin 2016 Primavera Sound’da sahne almasıydı şüphesiz:

Aynı sene aynı festivalde sahne alanlardan biri de hepimizi kederden kedere sürükleyen Radiohead’di:

Ve Radiohead yakın zamanda The Smiths’in buram buram Smiths kokan bu şarkısını coverlamıştı:

2017: GORILLAZ

Neden Değerli?: Damon Albarn’un çizgi karakterlere hayat verdiği projesi Gorillaz, 7 senelik aranın ardından 2017 baharında Humanz’la aramıza dönmüştü. Birçok sanatçının konuk olduğu bu sanal dünya, karşımıza güzelliğini karmakarışıklığından alan bir albüm çıkardı. 2016 ABD başkanlık seçimini eleştiren politik yorumları, konuk sanatçılarla ve kendi müzik kültürüyle harmanlayan Gorillaz, albümü uzun saatler boyunca loop’a almamızı sağlamayı başarmıştı. Hallelujah Money’den beklediğimizi bulamamıştık belki ama albümden beklediğimizden fazlasını aldığımız kesindi:

Neyi Değiştirdi?: Bu kadar çok farklı sanatçı, bu kadar farklı müzik türleri, hem eski albümlerin Gorillaz’ını anımsatan şarkılar hem dönüşmeye başlayan tarzlarının ipuçları nasıl oluyor da aynı albümde olabiliyor hala şaşkınız. Bunun yanında bir müzik projesi olduğu kadar bir çizgi dünya projesi de olan Gorillaz, bu kez bizi neredeyse şarkılarından çok klipleriyle etkisi altına almıştı. Daha uzunca bir süre eşi benzerine rastlanmayacak türden olduklarına dair inancım hala sürüyor.

2018’de Ne Alemde?: Sanıyoruz ki albümden alınan enerjiyle konserler hız kesmeden devam eder. Chicago’da “ Gorillaz Festivali” etkinlik planı yapıldığı da kulağımıza çalınanlar arasındaydı. Ayrıca Jamie Hewlett, 2018’de yeni bir albüm gelebileceğini de açıklamıştı ama buna inanmalı mıyız pek emin değiliz.

2017: THE HANDMAID’S TALE

Neden Değerli?: Margaret Atwood’un 1985 yılında yazdığı “Damızlık Kızın Öyküsü” romanının uyarlaması olan The Handmaid’s Tale, gerek anlattığı hikayeyle gerek de sinematografisiyle 2017’nin en dikkat çeken dizilerinden biri oldu. Yer yer araya girip geçmişe ve kadınların sadece doğurganlıklarıyla var olduğu distopik bir geleceğe dayanan güçlü anlatısıyla, toplumsal dönüşüm ve dinamikleri yorumlama ve izleyiciye geçirmedeki başarısıyla ve oyuncu performanslarıyla hepimizin dikkatini çekti ve 8 Emmy adaylığıyla adeta başarısını ispatladı. Henüz izlememiş olanlarımız 2017’nin son fırsatını kaçırmasın diyerek ilk sezon fragmanını şuraya bırakıyorum:

Neyi Değiştirdi?: Son yıllarda özellikle internet üzerinden yayınlanan dizilerin artması film eleştirmenleri arasında sinema kültürü-dizi sektörü tartışmalarını alevlendirmişti. 2017’de bu tartışmalarla beraber sinematografik ögeler taşıyan diziler izlemeye başladık, The Handmaid’s Tale de bu kervana katılan en başarılı dizilerden biriydi. İlk sezonun yayınlanma tarihinin Donald Trump’ın ABD başkanı seçildiği döneme denk gelmesi, The Handmaid’s Tale ile ilgilili “yakın gelecek Amerikası” yorumlarının yapılmasına neden olmuştu. Hakkındaki bu yorumlamalar ve içerdiği distopik ögelerle beraber yeni dönem politik/sosyolojik eleştiri dizilerine de yeni ve yaratıcı bir soluk getirdi.

2018’de Ne Alemde?: İlk gösteriminden itibaren aldığı yorumlarla bizim kadar yapımcıların da dikkatini çeken The Handmaid’s Tale ikinci sezon onayını aldı. Henüz kesin bir yayın tarihi bulunmayan ikinci sezonun 2018’de başlaması planlanıyor.

2017: FIRTINAYT

Neden Değerli?: Ülkemiz gençliği arasında geniş bir hayran kitlesi olan Büyük Ev Ablukada, Full Faça’dan sonra kendini oldukça özletmişti. Fırtınayt’tan uzunca bir zaman önce kendilerini şöyle bir hatırlatmak ve yeni “şekil”lerini duyurmak için zamanında yayınladıkları kendileri kadar tatlı olan şu videoyu tekrar izleyip Büyük Ev Abluka’nın nasıl hem hiç değişmeyip hem  de çok değiştiğine bir kez daha şaşıyoruz:

Neyi Değiştirdi?: Kendi tabirleriyle sürpriz parti tadında yeni Büyük Ev Ablukada şekli. Benim tabirimle ismine yakışır fırtınalıkta bir albüm. Kendi tarzlarını canlı- elektronik denebilecek bir noktaya getirerek hem kendilerinin hem sevenlerinin müzik zevkini tek albümle değiştirdiler sanki.

2018’de Ne Alemde?: Büyük Ev Abluka’da 2018’de konserlerine fırtınayt gibi devam edecek gibi gözüküyor. Yılın ilk aylarındaki konserler özellikle 2018’e hızlı bir başlangıç yapmak isteyenlerimiz için kaçırılmayacak fırsatlar olabilir.

2017: JACK ANTONOFF

Neden Değerli?: Kendisinin adını önce Fun ile, (Özellikle de bir aralar her yerde ama her yerde duyduğumuz We Are Young ile) sonra Bleachers ile, bir de Lena Dunham’la yaşadığı aşkla duyduk. Ardından 2014 yılında, Reputation’ı dinledikçe özlemle andığımız 1989’da albümün en iyisi Out of the Woods dahil birkaç şarkının prodüktörlüğünü yaptığında “Taylor Swift’in birlikte çalışmayı seçtiği adam” oldu, ismini daha sık duyar olduk. Jack Antonoff’un asıl parladığı yıl ise hiç şüphesiz ki 2017 oldu.

Neyi Değiştirdi?: Kafamızdaki “pop prodüktörü” imajını. Önce Lorde, sonra da St. Vincent yeni albümlerinde Jack Antonoff ile çalıştığını duyurduğunda bir hayli şaşırmıştık. Evet, Antonoff kötü bir prodüktör değildi ama o kadar da iyi miydi? Bu iki birbirinden farklı müzisyenin tek isimde buluşmasının bir sebebi olmalıydı. Albümleri dinlediğimizde gördük ki Antonoff’un belirgin bir tarzı vardı evet, belki o kadar çığır açıcı değildi ama şarkıları prodüksiyonu altında ezmek yerine birlikte çalıştığı müzisyenleri daha da iyisini yapmaya zorlayan, yeni seslere açan ve onlara yol gösteren bir prodüktör kimliği vardı Antonoff’un. “Ne yapacağını kesin olarak bilen, konu şarkı yazmak olduğunda insanı acıtacak denli dürüst olan kadın müzisyenlerle çalışmayı seviyorum. Birlikte çalıştığım müzisyenlere ‘Kahraman olma, kendin ol. Lafı dolandırma, ne kadar korkunç olsa da hikayeni anlat’ diyorum” diyen Antonoff’un hem Melodrama hem de MASSEDUCTION’ın bireysel hikayesine, doğrudanlığına ve bütünlüğüne katkısını yadsıyamayız. “Sadece müziğe bakışımı değil, hayata bakışımı da değiştirdi. İroninin ‘duyguların ölümü’ olduğunu gösterdi bana” diyen Annie Clark’tan ve “Melodrama, ikimizin de kariyeri boyunca yaptığı en iyi iş oldu” diyen Lorde’tan da anlıyoruz ki Antonoff, prodüktör olmanın yanı sıra bir mentor gibi de aynı zamanda. Kendisi bize hala her ne kadar antipatik gelse de sırf bu iki muazzam albümde payı olduğu için sevdik kendisini bu sene. Özellikle de Lorde’un Pure Heroine’in başarısının altında ezilmeden beklentileri kat be kat aşmasına yardımcı olduğu için.

Tabii kendisi 2017’de bunlarla da sınırlı kalmadı. Yeni bir Bleachers albümü yayınlamanın yanı sıra Pink ve Taylor Swift’in yeni albümlerinde de prodüktörlük yaptı. Reputation’ın en iyi birkaç şarkısında (Getaway Car, Dress, Call It What You Want, New Year’s Day) kendisinin imzasının bulunması da tesadüf olmamalı. “İnsanları üzerine yazmaya, konuşmaya iten pop şarkıları yazmaya çalışıyorum” diyen Antonoff, Taylor Swift ile işbirliğinde bunu pekala başarmış gözüküyor.

2018’de Ne Alemde?: Antonoff, yılın ilk yarısında Bleachers ile turluyor olacak. İsmini seneye hangi müzisyenlerle duyacağız, bu yıl sayesinde merakla bekliyoruz artık.

OST #47: ODALARDA IŞIKSIZ

Senenin en uzun gecesini geride bırakmış olsak da sabah karanlıkta evden çıkıp akşam güneş battıktan sonra dönmeye, d vitamini takviyesi almaya ve güneş ışığına hasret kalmaya bir süre daha devam edeceğiz. Bu durumla birlikte gelen ruh hallerimize yakışır, karartan şarkılarla dolu playlistimizi de arka planda çalmak üzere buraya bırakıyoruz. Keyifli dinlemeler.

KORAY KANTARCIOĞLU’NUN ALBÜMÜ LOOPWORKS, SPOTIFY’DA

Tektosag’ın kurucularından, sanatçı ve müzisyen Koray Kantarcıoğlu‘nun solo albümü Loopworks, sessiz sedasız Spotify’daki yerini aldı. 60 ve 70’li yıllardan yerli müzisyenlerin plaklarından alınan sample’larla örülü albüm, ambient ve drone türünden parçalarla Türkiye sahnesinde eşi benzeri bulunmayan bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. Geçen yıl kaset formatında yayınlanan ve Bandcamp üzerinden de ücretsiz dinlenebilen albümün sonunda Spotify’a da uğraması mutluluk verici. Hala dinlemediyseniz kaçırmamanız gerek.

SAYGI DURUŞU: HAYVANLAR

Aslında Bir Konu Var‘ın klibi televizyonlarda dönüyorken hatırlıyorum, daha gün gibi ama üstünden 10 sene geçmiş neredeyse. Hazır Hayvanlar albümü dijital ortamlarda yerinin tekrar almışken bu efsaneye bir saygı duruşu da bizden gelsin.

2008 yılında çıkardığı bu albümle radarımıza giren Yasemin Mori toplamı 30 dakikayı bulmayan 9 şarkısıyla bizi bir ömür etkilemeyi başardı. Üstüne düşünmeye iten şarkı sözleri, zamanın sıkışık melodilerine açtığı savaş ve Kuzgun parçasıyla; zaman geçtikçe kavrayacağımız Türkiye’nin alternatif müzikteki altın çağına önemli bir tuğla oldu.

Konserleri ise bir başkaydı Hayvanlar albümünün. Nolur Nolur Nolur şarkısıyla sahnede bir oraya bir buraya koşan Yasemin Mori, eline megafon aldığı zaman sırasının geldiğini anladığımız Aptal şarkısı. Bütün şarkılarını ezbere bilen bir dinleyiciyle küçük bir mekanda bu albümün konserini dinlemiş olmak büyük bir şanstı ve biz bu şansa birden çok kez eriştik.

İster eski anıları depreştirmek isteyin ister bu efsaneyle tanışmak için bu kadar geç kalmış olun; sizi buradan Spotify’a yollayalım;

SALI PAZARI: 12.12.2017

Bir haftayı daha geride bırakırken Avaz Avaz’ın Salı geleneğini bu hafta da sürdürüyoruz. İşte, geçtiğimiz hafta Avaz ahalisi olarak en çok döndürdüğümüz, bir türlü dinlemeden duramadığımız şarkılar…

BURÇAK’IN TEZGAHI

Tamino – Indigo Night

Finallere çalışma çabamız kimilerimiz için yavaş yavaş başladı bile. Bu çabaların en başındayken hala kendimi eve kilitleyip çalışabileceğime inanıyorum, hala kendimi eve kilitleyip çalışmak dışında birçok meseleye kafa yoruyorum. Son zamanlarda bu acı tatlı kafa yormalarıma en çok Tamino yakışıyor. Bu haftanın en yakışanı Indigo Night oldu.

Charlie Cunningham – You Sigh

Spotify hepimize 2017 yılında neler kaçırdığımızı göstermek için birer liste hazırladı, biz de dinleyip gerçekten neler kaçırmışız dedik. Yakalama fırsatını değerlendirip peşini bırakamadığım şarkılardan biri:

The Visual – Lost in Translation

Favorilerin favorileri ve benim favorilerim playlistlerinin kesişim kümesinden daha güzel bir şey olabilir miydi?

EGE’NİN TEZGAHI

Electric Bliss – Dandy

Benim için yılın son dakika gollerinden biri, Londra’da yaşayan müzisyen Bora Dayanıklı’nın Electric Bliss adıyla yaptığı ikinci albüm olan Pearl oldu. Dayanıklı, albümü ev stüdyosunda kaydetmiş ve bütün kayıtlar ve prodüksiyon kendisine ait. Bu açıdan aklıma hemen The War on Drugs’ın bu sene yayımlanan A Deeper Understanding’i geldi. İkisinde de inanýımaz bir bütünlük ve ince işçilik hakim. Dayanıklı, bol distorsiyonlu ve karanlık vokaliyle birlikte rock tarihinde bir yolculuğa çıkarıyor bizi; pek çok dönemden ve post-punk’tan space rock’a kadar bir dolu alt türden izler görmek mümkün. Bu açıdan nostaljik tarafı da yoğun bir iş olmuş. Dayanıklı’nın albüm için ne kadar emek harcadığını her saniyesinde hissedebiliyorsunuz. Kesinlikle kaçırılmamalı.

Charly Bliss – Westermarck

Her aralık olduğu gibi müzik açısından ortam nispeten durulmuşken yıl sonu listelerine bakıp gözden kaçırdıklarıma kulak vermeye çalışıyorum. Charly Bliss’in albümü Guppy, bu aralar sardıklarımdan. Grup 90’ların çiğ power pop/rock sound’unu günümüze taşıyor. Veruca Salt’ın 2017 şubesi demek hiç yanlış olmaz. Apaçık throwback niteliğindeki müziklerini farklı kılansa vokalistleri Eva Hendricks’in bir hayli karakteristik sesi. PC Music vokallerinin yapaylışında ama değil gibi de. Dinleyince ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Ceramic TL & Ipek Görgün – Magnitude of Oblivion, Refrain of Pacific Calm

Albümü şu an ilk kez dinliyorum, o yüzden yorum yapmak için erken ama fazlasıyla deneysel, ağır ve yorucu bir albüm olduğunu söyleyebilirim. Rahatsız ediciliği kasıtlı. Dinledikçe açılacaktır diye tahmin ediyorum. Bir kulak verin bence:

HANDE’NİN TEZGAHI

Mozart’s Sister – Eternally Girl

Grimes’ın kankası Mozart’s Sister’ı keşfetmek için geç kaldım belki de. Yine de 2 haftadır süregelen yoğunlukta yitmeyen tek şey bu şarkının güzelliği oldu.

Kim Ki O – Gülmek Yasaktı

İddia ediyorum, Kim Ki O’nun yeni albümü Zan yerli sahnenin bu sene çıkardığı en iyi işlerden biri.

Morrissey – I Bury The Living

İçi boş müzik yapmak Morrissey’in son birkaç seneki favori hobisi. Yine de bu şarkı ile Moz kalbimi ucundan yakaladı.

Taylor Swift – Delicate

Reputation Spotify’a düştü, mertlik bozuldu.

 

SALON İKSV: 2018

Geçtiğimiz sezon bizi konsere doyuran Salon İKSV, 2018’de de ajandalarımızı tıka basa doldurmaya geliyor. Daha önce açıklanan Wild Beasts ve King Gizzard & The Lizard Wizard gibi isimlerin yanı sıra bugün King Krule, Khruangbin ve Angel Olsen da dahil pek çok yeni ismi duyurdu Salon. Evet, King Krule! Önümüzdeki aylarda bizi hangi isimler bekliyor, en çok ilgimizi çekenleri bir derledik. Biletlerin 12 Aralık’ta satışa çıkacağını da söylemiş olalım. (daha&helliip;)

5 ADIMDA HEPSİ’DEN BJÖRK’E

“Dünya küçük” ya da bilimsel söyleme şekliyle, “dünyadaki her insana en fazla altı adımda ulaşabilirsin” derler. Söyledikleri doğru ya da yanlış ama insanlar arasındaki bağlantıları incelemeyi hep merak etmişizdir. Tabii konu müzik olunca bu bağlantıları takip etmek çok daha eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Biz bu oyunu çok oynuyoruz ve bu sefer 6 adımda Hepsi’den Björk‘e ulaştığımız bu akışa sizi de davet ediyoruz.

Bir zamanlar Türkiye’nin fenomen “kız grubu” Hepsi‘yi başlangıç noktamıza koyduk.

Gruptan ayrılıp solo işler yapmaya koyulan Gülçin Ergül yaptığı coverlarda Daft Punk‘a da el atmıştı.

Daft Punk ikilisi Thomas Bangalter ve Guy-Manuel de Homem-Christo Kanye West’in Yeezus albümünde 3 parçanın yapımcısı olarak yer almıştı.

Yine aynı albümde yapımcı olarak yer alan prodüktör Arca, son iki Björk albümü Vulnicura ve Utopia’nın da yapımında rol almıştı.

PODCAST: AND THE WRITER IS…

Podcast’lerin iyiden iyiye popülerleştiği şu günlerde müzik odaklı programların yaygınlaşması hiç de şaşırtıcı değil. Siz de bizim gibi şu sıralar podcast’lere saranlardansanız size harika bir tavsiyemiz var. And The Writer Is, Billboard listelerinin üst sıralarında görmeye alışık olduğumuz isimlerin birlikte çalıştığı yazarlara, yani popüler müziğin gizli kahramanlarına odaklanıyor ve endüstrinin nasıl işlediğine, kapalı kapılar ardında neler yaşandığına ışık tutuyor. Programın sunucusu ve yapımcısı Ross Golan, Justin Bieber ve Nicki Minaj’dan tutun da Snoop Dogg ve Icona Pop’a kadar onlarca isim için şarkı yazmış bir isim. Bir bakıma sayısız hit şarkı yazsa da ve mainstream müziğe yön verse de neredeyse kimselerin adını bilmediği müzisyenlerin adlarını duyurabilmeleri için bir platform sunmuş oluyor Golan. Konuştuğu isimler arasında R&B müzisyenlerinin sık sık kapısını çaldığı Babyface, bu sene adını çokça duyduğumuz Julia Michaels, tam sekiz tane bir numaralı hitte imzası bulunan Bonnie McKee ve alternatif müziğin Max Martin’i olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Jack Antonoff var ki özellikle onun konuk olduğu bölüm kesinlikle kaçırılmamalı. Tüm bölümlere buradan veya Spotify’dan ulaşabilirsiniz.

(daha&helliip;)

TANIŞIN: LUCA

Tabiri caizse damdan düşercesine bir tanışma. 27 yaşındaki Londralı şarkı yazarı LUCA, Leonard Cohen’in Suzanne’ini duyduğu an almış eline gitarı ve müzik hayatı başlamış. Çok sevdiği kitap karakterleriyle dolu hayal dünyasında büyüyen bir çocukmuş. Wales, önümüzdeki yıl ilk albümünü yayımlamak için hazırlıklarını sürdüren bu hayalperest çocuğun ilk single’ı.

LUCA’nın etkileyici sesinden midir, iç içe geçmiş enstrüman seslerinden midir, yoksa hayallerin duygusal yoğunluğundan nasibini almış olmasından mıdır bilemem ama Wales bir bütün olarak beni çok etkiledi. LUCA için bu şarkı, bir kaybediş hikayesi: Henüz hazır değilken gerçekten sevdiğin o şeyi bulmanın, ve kaybetmenin hikayesi. Ve çok sonra bu özel sevgiyi kaybettiğini fark ettiğin anın şarkısı.

Yeni güzelliklerin habercisi niteliğindeki bu ilk çalışmasından sonra, ilk albümünü sabırsızlıkla bekleyen sıkı takipçileriyiz. Kendi Wales hikayenizle aranıza daha fazla girmeden sizi baş başa bırakıyorum.

 

OST #44: STEAM İNDİRİMİ

Cüzdan boşaltan şanlı gün Black Friday geldi, önümüz arkamız indirimden geçilmez oldu. Tabi bu indirimlerden Steam de nasibini aldı ve büyük sonbahar indirimi başladı. Biz de fırsat bu fırsat, çok uzun zamandır yapmayı planladığımız Steam indirimi playlistini artık bir yapalım dedik. Hotline Miami ve Portal gibi sevdiğimiz birtakım oyunların OST’lerinden şarkılar da içeren bu playlist, sırf ucuz diye aldığı oyunları aylarca Steam kütüphanesinde tozlanmaya terk edenlere, mesela bize, gelsin. Bol müzikli, bol oyunlu indirimleriniz olsun.

SAYGI DURUŞU: TARKAN – KARMA

Tam 25 yıl önce ülke ve müzik piyasasına, hatta çocukluk ve gençlik hayallerimize hiç de kuzu kuzu olmayan bir giriş yaptı Tarkan. Henüz müzik kariyerinin ikinci senesindeyken tüm dünya Şıkıdım -uluslararası ismiyle Shikidim- ile dans ediyordu. Bununla yetinmedi ve ardından çıkardığı Karma albümünün ilk single klibiyle hayatımıza unutulmayacak bir şey daha kattı: Kuzu Kuzu dansı. Hayatımıza girişinin 25.yıl dönümünü kutlamaya sayılı günler kalmışken Tarkan‘ı bir kez daha anmak, en sevdiğimiz albümüne saygı duruşunda bulunmak istedik.

Megastar’ımızın albümleri arasından en iyiyi seçmek tahmin edersiniz ki hiç kolay olmadı. Tüm güzelliklerine rağmen Kuzu Kuzu’yla ülkemize ve gönlümüze geri döndüğü anı hiç unutamadık:

Albüm üzerine gül koklayamama sebeplerimizden biri:

Hepimizin aklında Milli Takım şarkısı olarak kalan Taş da bu albümün bir parçasıydı:

Şarkısı kadar klibiyle de bizi heyecanlandıran Tarkan’ı hep böyle hatırlayacağız:

Çeyrek asırdır her işiyle kendine hayran bırakan Tarkan’ın Karma albümü için: