VE GÜNLER

KASIM TAKVİMİ 2019: KASIMDA KONSER BİR BAŞKADIR!

Nispeten durgun geçen ekim ayı yerini kasıma bırakıyor. Kasım ayında Evgeny Grinko’yu ufak bir Türkiye turnesinde yakalayabilir ya da ay sonunda dört gözle beklediğimiz Mac DeMarco konseri için şimdiden biletini alabilirsiniz. Konserlerin bazılarında Avaz ekibi olarak biz de yer alacağız. Şimdiden iyi eğlenceler!

(daha&helliip;)

PRÖMİYER: THE SHANGHAI RESTORATION PROJECT – SOFT DIAMOND

The Shanghai Restoration Project, Brooklynli iki müzisyen Dave Liang ve Sun Yunfan’ın 1930’ların Şangay caz sahnesinden esinlenerek başlattığı bir elektronik müzik duo’su. İkili önümüzdeki ay yayınlayacağı yeni albüm Flashbacks in a Crystal Ball öncesi son single’ını ilk kez burada paylaşıyor. Birçok insanın hayatı boyunca bir noktada tecrübe ettiği aydınlanma anlarına odaklanmayı hedefleyen albümün bu parçasında bir çocuğun ilk kez aile problemleriye baş etmek zorunda kalışı işleniyor. Retro futuristik tınılarla dolu parçayı dinlemek için şöyle buyurun:

 

İNCELEME: ANGEL OLSEN – ALL MIRRORS

Bundan tam üç sene önce üçüncü stüdyo albümü MY WOMAN hakkında yazarken “hayatın içinden kopup gelen şarkı sözleri ve samimiyeti ile indie folk müzikteki en iyi örneklerden biri” olarak bahsetmiştim Angel Olsen‘dan. Dördüncü uzunçalar All Mirrors ile aslında senelerden beri değişmeyen bir çizginin ilerideki bir noktasına baktığımızı fark ediyorum. Artık gelecekteyiz. Ancak geçmiş kendini tekrar ediyor ve lineer bir zaman çizgisinde ilerliyoruz. Değişim, gerçekten de kaçınılmaz mı? Yoksa değişim aynı durumun kendini farklı biçimlerde göstermesi midir? (daha&helliip;)

PRÖMİYER: KASPER BJØRKE – WATER (FEAT. TOBY ERNEST)

Bir önceki albümü “The Fifty Eleven Project” Guardian tarafından senenin en iyi 5 ambient albümünden biri seçilen Kasper Bjørke bu sene yeni bir EP ile geri dönüyor: Nothing Gold Can Stay (Part A). 25 Ekim’de tamamını dinleyebileceğimiz EP’den ilk single’ı Water ise bugün ilk kez burada. Keyifli dinlemeler!

Fotoğraf sanatçısı Dennis Morton tarafından çekilen ve “kalıplaşmış maskülinite”ye meydan okumayı amaçlayan klipte ünlü Danimarkalı model Morten Palm oynuyor.

25 Ekim’de yayınlanacak albüme buradan ulaşabilirsiniz.

İNCELEME: LANA DEL REY – NORMAN FUCKING ROCKWELL!

2012 yılında Lana Del Rey, Born to Die ile ilk çıkışını yaptığında herkesin ondan nefret ediyor oluşundan nefret etmiştim. Sharon Van Etten’in Tramp albümü, Sylvia Plath’in Sırça Fanus’u ve kendi yazılarımla Lana Del Rey, benim için yeni bir hikaye anlatıcısı ve duygularını metaforikleştirmede mükemmel bir örnekti. Sevdiği her şeyi şarkılar arasında döndürmesi ve üzgün melodileri nedeniyle sıkıcı ve yapma bulunmasını şaşırtıcı buluyordum. Bence geleceğin en büyük potansiyele sahip şarkı sözü yazarı olabilirdi. Yeni albüm Norman Fucking Rockwell!‘in yayımlanması ile yedi senenin sonunda nihayet haklı olduğumu söyleyebilir miyim?

(daha&helliip;)

PRÖMİYER: BLAUE BLUME – LOVABLE

Danimarka alternatif art pop sahnesinin gelecek vadeden grubu Blaue Blume yeni şarkısı Lovable‘ı ilk kez burada görücüye sunuyor. Genç grubun bir sonraki albümü hakkında ipucu veren şarkı vokallerin sahibi Jonas Schmidt‘in sözleriyle “olaylara dışarıdan bakmak ve ne kadar yanlış anlaşıldığını görebilmek” teması üzerine yazılmış. Video ise Danimarkalı sanatçı MayaSB tarafından hazırlanmış. İskandinav havasını ilk saniyesinden hissettiren melodiler ve melankolik ama heyecanlı vokallerle uyum yakaladığı şarkıyı ve klibini hemen buradan dinleyebilirsiniz:

Yeni singleları kaçırmamak için grubu farklı mecralardan takip etmek isteyenleri şöyle alalım.

SALI PAZARI: 26.08.2019

Yaz döneminin getirdiği rehavet bizim üzerimize de çöktü. Son bir aydır salı günleri tezgahlarımızı açmaz olduk. Daha fazla arayı açmak istemedik, yeniden buluşalım dedik. İşte, Avaz ekibi olarak son zamanlarda dinlediğimiz her şey tezgahlarımızda. Tüm şarkıların olduğu playlist de en aşağıda. Buyurun:

BUSE’NİN TEZGAHI

Black M (feat. Heuss L’enfoiré, Soolking) – Dans Mon Délire

Konserinde can pazarı yaşanan Soolking’i güzel bir birlikteliğin içinde görerek müziğine olan inancımızı tazeleyebiliriz. Black M ile yaptıkları ortak çalışma DansMon Délire, 80’lerden çıkıp gelen bir dans şarkısı. Videosunun aşırı renkli ve hareketli olması da şarkıya olan sempatiyi artırıyor.

Seretan – Lost in Time

Seretan’ın 4 parçalık EP’si Summer Coustics yayınlandı. Transferans etiketiyle yayınlanan EP’den çok önce yayınlanan videosu ile Lost In Time’ı şuradan hatırlayalım.

HANDE’NİN TEZGAHI

Taylor Swift – False God

Geçtiğimiz cuma gününden beri over-Tayloring yapıyorum. (Bence aralıksız Taylor Swift dinlemeyi tanımlamak için böyle bir terim kullanılmalı.) Çıkan single’lar ile karşılaştırınca albümün geri kalanının alakasız olması ile büyük bir rahatlama hissettim. Hepsini ayrı ayrı çok seviyorum ama False God’ın o Delicate kıvamı melodisi bir tarafa.

Clairo – Sofia

Yepyeni bir isim olmasına rağmen Clairo’yu bir çırpıda tükettik resmen. Kendisi ile ilgili kapsamlı bir yazı da yazacağım. O zamana kadar ısınma turlarına devam edebilirsiniz. Enfes davullarda Danielle Haim var.

Bon Iver – We

Justin Vernon’ın geri dönüşü ve albüm üzerine uzun uzadıya yazdım zaten. Bu şarkı distopik melodisi ile kalbimin tam ortasına konumlanıyor.

Beyoncé (ft. Kendrick Lamar) – Freedom

Lemonade’i çok geç dinlemiş biri olarak bu şarkıyı tüm dünyadan geç keşfetmiş olmak bana hayatta her şeye geç kalmaya duyduğum anksiyetemi hatırlatıyor.

Nilgün Özer (ft. Brownie) – Burnt Like a Polaroid

BacktotheSound Festival’de sahne alan ve o günden beri hiç durmadan dinlediğim bir isim Nilgün Özer. Kendisinin en iyi arkadaşı olmak istiyorum mümkünse. Ya da ukulelesini taşıyan kişi de olurum.

EGE’NİN TEZGAHI

Sleater-Kinney – The Dog/The Body

Şu hayatta ennnn sevdiğim gruplardan Sleater-Kinney’in yeni albümüne dair karışık hisler beslesem de bu şarkıyı apayrı bir yere koydum.

DIA – WOOWA

K-pop keşiflerim tam gaz devam ediyor. Şarkının sözlerinden hiçbir şey anlamasam da dinlerken suratımda kocaman bir gülümseme beliriyor. Bu açıdan şarkının amacına ulaştığını söyleyebilirim sanırım.

Katy Perry – Small Talk

Katy Perry’i normalde hiç mi hiç sevmem ama bu yıl yayınladığı iki şarkıyla benim için ikide iki gidiyor. Bir tazelik hakim iki şarkıya da, sanki Katy sonunda kendi sesini bulabildi gibi. Yeni albümünü çok beğeneceğim gibi hissediyorum.

Caroline Polachek – Ocean of Tears

Chairlift’ten tanıdığımız Caroline Polachek’in yeni şarkılarını mutlaka ama mutlaka dinlemeniz gerek. Kendisinin de albüm çıktıktan sonra mutlaka ama mutlaka Salon’a uğraması gerek.

Boy Harsher – Fate

Salon demişken resmen Boy Harsher geliyor yahu. Siyahları çekip kudurmaya hazırım.

Tkay Maidza – Awake (feat. JPEGMAFIA)

Apokaliptik, muazzam bir beat ve enerjik, muhteşem uyumlu performanslar. Adını yeni duyduğum Avustralyalı rapçi Tkay Maidza ile JPEGMAFIA’nın iş birliği için daha ne desem bilemiyorum. Dinlenmeli.

Jenny Hval – High Alice

Jenny Hval’ın Alice in Wonderland temalı ve kendi tabiriyle Kylie Minogue esintili yeni şarkısı High Alice, bana daha çok Madonna’nın Justify My Love’ını hatırlatıyor. Daha doğrusu, Justify My Love’ın tecavüzcü bir seri katili anlatan bir gerilim filmi için paralel bir evrenden çıkıp gelmiş hali gibi. Hissiyatım bu tam olarak.

Bat for Lashes – Jasmine

6 Eylül’de çıkacak yeni albümünden yayınladığı bu 4. single’da Bat For Lashes, insanı (en azından beni) her zaman yakalayan vokal performansıyla bu sefer bir hayli karanlık bir electropop şarkısında döktürmüş. Çok beğendim.

İNCELEME: BON IVER- i,i

Justin Vernon‘ın sesinde sizi güvende hissettiren bir tanıdıklık var. Bunun sebebi nostaljinin günümüz ile buluştuğu noktada beliren indie tınılarının eşsiz bir örneğini icra etmesi olabilir mi? Kanye West iş birliği, Grammy ve bu başarının altından tek hamlede kalktığı bir resmin arkasına çizdiği gizemli bir imaj. Kısacası, bir zamanlar indie olarak adlandırılan ve şu aralar eski tanımının tam da karşısında duran bir konumlama. Yep, klasik bir Justin Vernon.

(daha&helliip;)

1 ŞARKI, 19 HAFTA: OLD TOWN ROAD

Bundan birkaç yıl sonra 2019’u kuvvetle muhtemel Old Town Road‘un yılı olarak anacağız. Lil Nas X‘in viral hiti, arkasına remixlerinin de desteğini alarak tam tamına 19 hafta boyunca Billboard listesinin en tepesine hükmetti. Karşısına ne yiğitler çıkmadı ki. Taylor Swift, Ed Sheeran, Shawn Mendes, Ariana Grande, Post Malone gibi dev isimlerin Old Town Road karşısında diz çöküp tövbe istemesini izlemek oldukça eğlenceliydi doğrusu. Ta ki düne kadar. 9 haftadır 2. sırada sıkışıp kalan Billie Eilish’in Bad Guy’ı, Lil Nas X’in tahtını ele geçirip 1 numaraya yerleşiverdi.

13 Nisan‘da başlayan bu Old Town Road çılgınlığı boyunca neler yaşamadık ki. Son 19 haftanın geniş özetine buyurun.

Game of Thrones’un final sezonu başladı ve bitti.

İstanbul seçimlerinin iptal edilmesi kararı alındı. Kendimizi yeniden seçim atmosferinin içinde bulduk. Seçimler oldu bitti, her şey güzel oldu.

Bebek, cinsiyet değiştirme ve yaşlandırma filtrelerinin hayatımıza girmesiyle çıkması bir oldu.

Notre Dame katedrali alev alev yandı.

Şöyle bir şey yaşandı *glupglup*:

Lise ve üniversite sınavları yapıldı, sonuçları bile açıklandı.

Vampire Weekend’in albümü çıktı nihayet. Üzerinden çok zaman geçmiş gibi geliyor, değil mi?

Şeyma Subaşı’nın kitabı Sadece Şeyma çıktı ve hatta 40 bin adet sattı.

Lokmacı furyası sona erdi.

Cyberpunk 2077’nin trailer’ı yayınlandı.

Galatasaray, Süper Lig 2018-2019 şampiyonu oldu.

Kamasi Washington, Franz Ferdinand, Joss Stone, Agar Agar, HVOB, Future, J Balvin, Loreena Mckennitt, Courtney Barnett ve daha bir dolu isim İstanbul’da konser verdi.

Moby’nin Then It Fall Apart isimli kitabı çıktı. Lana Del Rey ve Natalie Portman ile yaşadığı (?) ilişkilere dair yaptığı talihsiz açıklamalar sebebiyle kitabının adına yaraşır bir biçimde devamında çıkacağı turu iptal etmek zorunda kaldı.

Twitter’da bolca şu meme’lerden gördük:

Bahar Candan’ın bile şarkısı çıktı ama Sky Ferreira’nın yeni albümü hala çıkmadı.

FREE FRIDAY (EGE)

Merhaba. İlk Free Friday‘im için çok heyecanlıyım. Hem başımdan hem de kafamdan geçenleri aktardığım yazım bolca lubunluk ve geeklik de içermekte. Simay, Tuğçe, aşko babay.

Norm Ender‘in şarkısını her ne kadar çok beğenmiş olsam da bu tartışmanın özüne dair kafamda bazı soru işaretleri var. “Birinin Amerikan özentisi rap’e dur demesi gerekiyordu” açıklaması nereden tutsan elinde kalıyor bence. Hiç mi hiç sevmediğim Ben Fero’yu tek yönlü flow’undan ve yavan sözlerinden değil de “Amerikan özentiliğinden” eleştirmek çok antika geliyor bana. Lil Nas X’in 17 haftadır Billboard’un tepesinde olduğu, soundcloud rap’in, sayısız alt türün, Playboi Carti’lerin alıp yürüdüğü günümüzde bu gelenekçi kafaları anlayamıyorum bir türlü. Trap’in ülkemize sıçraması pek tabii kaçınılmazdı bence. Keşke öncüsü Ben Fero gibi vasat bir isim olmasaydı, Norm Ender de onun üzerinden koskoca bir alt türü hiçe saymasaydı. 2019’da “kim has be has rap yapıyor?” tartışmalarına kaldıysak işimiz iş. Neyse, Mekanın Sahibi en azından Ben Fero’nun yapıp yapabileceği her şarkıdan daha iyi. Glup glup’a ise pek girmek istemiyorum. Killa Hakan ve Ceza neden Ben Fero’yu ciddiye alıyor ki?

One Love hep mi böyleydi, ben gençliğin verdiği gazla mı festivaldeki sıkıntıları umursamıyordum, bilmiyorum ama bu yılki One Love faciadan halliceydi. Sanırım koca gün toplamda yarım saat falan eğlenebildim. Giriş sırası, yemek sırası, bira sırası, tuvalet sırası, çıkış izdihamı, hiçbir şeyden haberi olmayan yetkililer, son dakika iptalleri, fazlaca satılan biletler yüzünden hiç yaşamadığım kadar korkunç bir festival deneyimi yaşadım. Tek iyi yanı Years & Years, Red Bull sahnesi ve biranın 15 lira olmasıydı sanırım. Alabilirseniz tabii.

Birleşik Krallık’ın en prestijli müzik ödülü Mercury Prize‘ın adayları açıklandı. Ne liste yarabbim! Anna Calvi, Cate Le Bon, Foals, IDLES, The 1975, Slowthai derken son yılların en çekişmeli geçecek Mercury Prize’ın tanık olabiliriz. Gönlümde yatan aslansa:

Farkındaysanız 2010’ların sonuna hızlıca yaklaşıyoruz. Bu da bu yıl sonunda “son 10 yılın en iyi albümleri ve şarkıları” listelerinde kendimizi kaybedeceğiz demek. Şu sıralar ben de biraz geçmişe daldım ve ihmal ettiğim isimleri tekrar hatırlamaya başladım.

LGBTQ+ meseleleriyle ucundan kıyısından ilgiliyseniz ve kendisiyle hala tanışmadıysanız size kainatın en önemli Youtuber’ını takdim etmek istiyorum.

LGBTQ+ demişken, tarzını “genderless clown” olarak tanımlayan bubblegum bass öncüsü (akıllara hemen Charli XCX ve SOPHIE gelebilir) Dorian Electra‘nın muazzam ilk albümü çıktı sonunda. Birtakım cinsiyet ve stereotip bükmeler, beyin parçalayan davullar üstüne binen heavy metal gitarlar, kulağa cinsiyetsiz gelsin diye bütün stüdyo imkanlarıyla evrilip çevrilen vokaller, müthiş zekice yazılmış sözler ve akla çakılan nakaratlarıyla karşımızda 2019’un en heyecan verici albümlerinden biri duruyor. Kliplerindeki Orta Çağ/hentai/drag estetiği hakkında sayfalarca yazmak istiyorum. Yeni crushım kendisi.

Drag demişken, bu akşam Türkiye’nin en önemli etkinliği olan Dudakların Cengi var. Sahnede özgürleşen insanlara tanık olup siz de kendi zincirlerinizden birkaçını kırabilirsiniz.

Yazımı Türkiye’de benim haricimde Veep izleyen 5 kişiye selam göndererek sonlandırmak istiyorum.

PERFORMANS: SPOON

Kainatın en cool olduğu ölçüde underrated da olan rock grubu Spoon, 25 yılı aşkın kariyerini geçtiğimiz günlerde yayınladığı Everything Hits At Once isimli Best Of albümüyle taçlandırdı. No Bullets Spent isimli yeni bir şarkı da içeren albümün tanıtımı için Jimmy Kimmel‘a çıkan grup burada bir de televizyonda yayınlanmayan, 25 dakikalık bir performans sergiledi. They Want My Soul‘dan ve önceki albümlerinden klasik üçer şarkı çalan grubun nasıl efsaneleştiğini görmek için harika bir fırsat.

Yukarıdaki fotoğraf ta 2002’den.

SALI PAZARI: 30.07.2019 (FEAT. KAAN ARSLAN)

En sevdiğimiz gün Salı. Bu sefer yanımızda İstanbul sahnesinden bir çok isme gitarıyla eşlik eden ama yakın zamanda ilk şarkısı Başka Biri’yi çıkaran Kaan Arslan var. Kendisinin tezgahı da pek güzel. Neyse lafı uzatmıyoruz ve eski yeni bu sıralar kimleri dinliyorsak işte burada Salı Pazarı ile karşınızdayız.

(daha&helliip;)

LINE-UP: MIX FESTIVAL 2019

Kışın festival açlığımızı dindiren ve adına yaraşır bir şekilde farklı müzik türlerini aynı çatıda buluşturan Mix Festival, dördüncü yılında 15-16 Kasım tarihlerinde yine Zorlu PSM‘de gerçekleşecek. İlk isimleri açıklanan festival bu sene şimdiye kadarki en iyi line-up’ı ile geliyor gibi.

Kusursuz müziğin ana vatanı İsveç deyince ilk akla gelen gruplardan The Radio Dept. iki yıllık bir aradan sonra (ki kendileriyle şöyle bir röportaj yapmıştık) yeniden İstanbul’da. Alman house efsanesi Booka Shade ile bu sene LP5 isimli albümünü yayınlayan ve bu sefer solo olarak izleyeceğimiz Apparat, festivalin diğer iki ağır topu. Son yıllarda yükselen lo-fi house türünün öncülerinden Ross From Friends, medar-ı iftiharımız Islandman, günümüz festivallerinin olmazsa olmazı Fransız elektro pop grubu kontenjanından Isaac Delusion ve Photomaton şarkısıyla tanıdığımız Jabberwocky‘nin yanı sıra N’TO, Worakls, Joachim Pastor, SX ve Teleman festivalde izleyeceğimiz diğer isimlerden. Mix Festival için biletler burada.

Nils Frahm, Balthazar, Kobosil & FJAAK, Vendredi Sur Mer ve Nosaj Thing ise Zorlu PSM’nin 7. sezon programında bizim şimdilik en çok dikkatimizi çeken isimler. Programın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

BON IVER’İN GERİ DÖNÜŞÜ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKEN HER ŞEY

Justin Vernon‘ın en sevdiğimiz projesi Bon Iver geri döndü. 2007’den bu yana indie müzik algısına yepyeni bir şekil vermeye başaran grup, en son 2016 yılında uzunçalar 22, A Million‘ı yayımlamıştı. Her ne kadar Vernon’ın en güçlü yanlarından doğan tınılara sahip olsa da sevdiğimiz Bon Iver tınılarını biraz aratmıştı. 3 senenin ardından ise beklentilerimiz fazlasıyla yükseldi ve yeni kayıt özlemi çeker olduk.

(daha&helliip;)