next big thing

TANIŞIN: MANY ROOMS

Gitarı ile özdeşleşmiş, henüz daha yolun başında olan ve müzik piyasasının rekabetçi tüm yönlerinden ayrılarak saf bir şekilde müzik yapan müzisyenleri çok seviyoruz. Houston merkezli Brianna Hunt’ın müzik projesi Many Rooms da tam olarak bu alanda aradığımız kan. Brianna Hunt, aslen Ohiolu ancak henüz lisedeyken yaşadığı yerde canlı performanslar sergileyen tek kadın olduğu için fazlasıyla dikkat çekmiş. Küçükken annesinin kilise şarkılarıyla büyüyen Hunt, müziğe olan sevgisini bir kariyere dönüştürmeye karar verince Nashville’e taşınmış. Ancak orada da umduğunu bulamamış. Uzun süre finansal olarak sıkıntı yaşadıktan sonra ve tek bir şarkı dahi kaydedecek parayı denkleştiremediğinde ciddi bir sinir krizi geçirmiş. Hemen ardından bir arkadaşının ev stüdyosunda kayıt yapma fırsatı bulmuş ve ilk albümü için imzayı atabilmiş.

Kendisinin şu anda ortamlarda bulabileceğiniz Hollow Body adında bir EP’si var. İlk albüm trendlerinden tamamen uzaklaşarak, eski günlerin maksimum duygu minimum prodüksiyon inancını benimseyen 6 şarkılık harika bir EP Hollow Body. Sharon Van Etten, Julien Baker, Alela Diane, Laura Gibson ve Tiny Ruins ekolünün ilk albümlerini seviyorsanız mutlaka kaçırmak istemeyeceğiniz bir müzisyen olduğunu söyleyebiliriz. Özetle, akustik gitarı ile baş başa en içten şekilde hikayesini anlatan kadın müzisyenlere ayrı bir bayılıyoruz.

Many Rooms‘ un ilk uzunçaları şu anda yolda. Albüme ilk bakışı Which is to Say, Everything ile yaptık. Hollow Body EP’sinin devamı olabilecek bir kayıt gibi dursa da ilk kayıtların toyluğundan çıkarak prodüksiyona daha çok ağırlık verdiği bir albüm ile karşılaşmamız olası. Özellikle ambient tınılar ilk şarkıda öne çıkıyor. Bir Julianna Barwick tarzı olmasa ve gitar hakimiyetini sürdürse de Nordik havalara bir selam çaktığını söyleyebilirim. There is a Presence Here albümü 13 Nisan‘da tüm ortamlara geliyor olacak. Şimdiden bir yerlere not alın.

 

TANIŞIN: ULRIKA SPACEK

Evet, biliyoruz. Bir grup için fazlasıyla kötü bir isim Ulrika Spacek. Yine de Slowdive‘ın dönüş turnesinin açılış grubu ve müzik kritikleri tarafından yılın “en özgün” yeni grubu unvanını alan Ulrika Spacek ile tanışmanızı isteriz. Kendileri ilk albümleri Album Paranoia‘yı henüz daha geçen sene yayımladılar. Ardından ise turnelemek yerine daha fazla kayıt yapmayı seçerek bu seneki Modern English Decoration ile hayatlarımıza yerleştiler.

Grubun gitarist Rhys Williams harici diğer üyeleri 2002 senesinden beri Tripwires adı altında müzik yapıyormuş zaten. Hatta o kadar başarılı olmuş ki bu proje BBC desteğini alarak 2007 senesinde Reading & Leeds Festivali’nin keşif sahnesine konuk olmuşlar. İlk albümlerini kaydettiklerinde ise tüm çalışmaları silerek plak şirketinden ayrılmaya karar vermişler. Hemen ardından kendi çabaları ile 2 tane albüm yayımlamışlar. Ancak 2014 senesinde esas adam Rhys Edwards’ın Berlin’e taşınması ile dengeler değişmiş. Bu süre zarfında Edwards, eski dostu Rhys Williams ile Berlin’de yeniden müzik yapmaya başlamış. Diğer Tripwires üyelerinin de katkısı ile grup yepyeni bir sound ile kendilerine yeni bir yol çizmeye karar vermiş. Bir sene sonra ise ilk albümleri Album Paranoia‘yı kaydetmişler.

Bu sene yayımlanan Modern English Decoration ise ilk uzunçalara nazaran çok daha özgüvenli. Grubun deneyimli müzisyenlerden oluştuğunu daha ilk şarkıda anlamanız olası. Post-punk, psychedelic, shoegaze gibi birçok akımı içlerinde barındırmayı başarıyor İngiliz grup. Yine de albümü dinlediğinizde bir bütünün parçalarından daha fazlası olduğunu anlıyorsunuz. Deerhunter‘dan Slowdive‘a birçok grubun tınılarının homojen bir şekilde karışması ile ortaya çıkarılmış bir iş. Ancak grubun daha kariyerlerinin başında olması, acemilikleri zaman zaman kendini gösteriyor. Öncelikle iki albümleri de tamamen kendi çabaları ile Victoria döneminden kalma bir evde kaydedilmiş. Pahalı bir prodüksiyondan uzak, ancak emin ellerde. Ayrıca vokal Rhys Edwards’ın benliğini daha fazla vurgulaması, daha kendinden emin bir şekilde tınlaması gerekiyor. Gitarların- ki grubu özgün kılan yegane özellik- muhteşem uyumu ve cesaretinin yanı sıra esas adam biraz sönük kalıyor. Ulrika Spacek‘in en çok gelecek vadeden yönü ise canlı performanları. Bir efsaneye göre canlı performanslarının enerjisi o kadar yüksek ki grup bundan birkaç sene sonra festivallerin aranan punk isimlerinden olacak.

Kendileri şu sıralar Slowdive için açılışı yapmaktan fazlasıyla memnun. Sonbaharda da kendi turneleri için yola koyulacaklar. Drowned in Sound‘daki röportajına göre Rhys Edwards’ın gruptan en büyük beklentisi kendi özgün tınılarını oturtarak diğer gruplardan ayrışmaları. Kendileri aynı zamanda “türsüzlük” akımının takipçilerinden. Bu nedenle biraz deneysel takıldıklarını da belirtelim.

TANIŞIN: ROSE ELINOR DOUGALL

2017’nin ilk yarısının kapanışını yaparken keşfetmek için yeni isimler arayanlara güzel bir haberimiz var. Londra’nın kasvetli, yağmurlu havasından ilham almış, aslında fazlasıyla deneyimli ancak yine de istediği değeri göremediğini düşündüğümüz Rose Elinor Dougall ile tanışın. Kendisi bu senenin başında ikinci uzunçaları Stellular‘ı yayımladı. Mükemmel bir indie esintili, Blondie ilhamlı albüm dinlemek isteyenler için birebir. Albümün adının “küçük yıldız” olması ise tesadüf değil. Rosie gerçekten de büyük kitlelere daha ulaşamamış olsa bile 47 dakikalık ikinci uzunçaları ile kendi hâlinde parlamayı başarıyor.

Rose Elinor Dougall aslında 2000’lere Blondie havasını getirmek isteyen üç kızımızdan oluşan The Pipettes grubunun bir üyesi olarak başlamış kariyerine. The Pipettes her ne kadar büyük hayallerle kurulmuş bir grup olsalar bile istedikleri kitleye ve popüleriteye ulaşamamışlar. Hemen ardından 2008 yılında Rosie kendi solo projelerine odaklanmak için gruptan ayrılmaya karar vermiş. İşte, tam bu noktada da kızımızın Rose Elinor Dougall olarak kendi kariyerine yönelmesinin hikayesi  başlıyor. Grubun ardından Rosie ilk uzunçaları Without Why‘ı yayımlıyor. Start/Stop/Synchro, Come Away with Me gibi kritiklerden tam puan alan kayıtlara rağmen ilk albüm istediği etkiyi bırakamıyor başarı yönünden. Yine de Eleanor Friedberger’ı hatırlatan şarkıları, buğulu gitarları ve synthsizerlar’ ı ile oldukça başarılı bir albüm ortaya koyuyor Dougall. Yazdığı “dream pop” şarkıları Mark Ronson‘ın ilgisini çekiyor ve kızımızı 2010 tarihli Record Collection albümü için çalışmaya davet ediyor. Bu albümde çalışmak ise Rosie’ nin hayatında bir dönüm noktası oluyor.

Mark Ronson ile beraber 2 senelik bir turne hayatı yaşayan Rosie, müzik piyasasından harika insanlarla tanışıyor. Yine de çalışmalarını birazcık erteleyerek EP’ ler yayımlamak ile yetiniyor. Özellikle 2013 tarihli albümünde bu sene yayımladığı Stellular hakkında ilk izlenimleri ediniyoruz. Gelelim Stellular albümüne. Color of Water ile açılışı yapan albüm pop müziği indie ile özgün bir biçimde birleştiren en iyi kayıtlardan biri. The Pipettes ve Mark Ronson etkilerini yoğun hissettiğiniz, yine de kendine özgü gitar melodileri ile hepsinden ayrışan yapısı ile dikkat çeken bir uzunçalar. Eşlik etmek isteyeceğiniz ancak kişisel olarak kendinizden belli noktalar ile yüzleşeceğiniz bir terapi albümü etkisi bırakıyor dinleyicide.

Aynı zamanda hemen belirtelim, albümde birçok sanatçının da izini sürebiliyorsunuz. Boxed In’den Oli Bayston prodüktörlüğünde uzunçalar. Kendisini Dive şarkısında vokallerde de duyabilirsiniz. Answer Me‘deki iş birliği ise Andrew Wyatt imzalı. Kendisi Mark Ronson ile de son albümünde çalışmış bir isim. Son olarak da Kanada’ nın en indie ancak bir o kadar da çalışan ismi Sean Nicholas Savage‘ı All at Once‘ın yazım sürecinde görüyoruz. Müzik camiasından birçok isimden onay alan kızımız her ne kadar fazlasıyla indie takılsa da kendisine kulak vermenizi tavsiye ederiz. İkinci uzunçaları Stellular, 2017 yılında dinlediğiniz en başarılı “dream pop” albümü olmaya aday. Bizden söylemesi…