Cemre Coşkun

PRÖMİYER: BEATLOVE – TRAIN

Sevilla merkezli Electro-pop ikilisi BeatLove, yeni single’ını Türkiye’de ilk kez dinleyicilerin beğenisine sunuyor.

2016 yılında yayınladıkları EP “Save” ile minimalist bir tarz yakalayan ikili BeatLove, bu kez daha daha güçlü ve geniş spektrumda bir sound hedeflediklerini belirttikleri yeni projelerini dinleyicileriyle buluşturmaya hazırlanıyor. Dört şarkıdan oluşacak yeni EP’leri Gorilla‘nın ikinci parçası Train de güçlü basları ve house’a kayan tınılarıyla bu çabalarının başarıyla sonuçlandığını kanıtlar nitelikte. Geçtiğimiz haftalarda, İspanya’nın prestijli müzik ödüllerinden biri olan Villa de Bilbao‘ya layık görülen grubun gelecek işlerini takip etmekte fayda var, hiç zaman kaybetmeden buyurun yeni şarkıları Train ve eşlik eden etkileyici klibiyle buradan başlayın:

BeatLove’ın yeni EP’si Gorilla, 23 Kasım’da bütün müzik platformlarından dinlenebiliyor olacak.

ASTROSOUNDS: 29.10.2018

Astrosounds nedir? Burcunun haftalık seyrinin müzikle süslenmiş hali. Müzik dinlemek için başka bir yol, yeni bir opsiyon, en temizinden yepyeni bir bahane. Üstelik bu kez çok sevdiğimiz twitter hesaplarından Astro Poets‘in haftalık tweetleri ilhamımız.

Her adımından önce yıldızları kontrol edenlere, Cumhuriyetimizin 95. yılı şerefine, afiyetle.

KOÇ

BOĞA

İKİZLER

YENGEÇ

ASLAN

BAŞAK

TERAZİ

AKREP

YAY

OĞLAK

KOVA

BALIK

ASTROSOUNDS: 08.10.18

Astrosounds nedir? Burcunun haftalık seyrinin müzikle süslenmiş hali. Müzik dinlemek için başka bir yol, yeni bir opsiyon, en temizinden yepyeni bir bahane. Her adımından önce yıldızları kontrol edenlere, üstelik bu kez Carly Rae Jepsen bonusuyla, afiyetle.

Koç

Bu hafta dinlenmek için küçük bir kaçamak yapma fırsatın olabilir. Ama dikkat et tatili fazla abartırsan ek işlerini yetiştirmeye vakit kalmayabilir.

Boğa

Bu hafta biraz yalnız kalmak ve kendinle zaman geçirmek isteyebilirsin. Uzun süredir ertelediğin diyete, spora başlamak gibi sağlığınla ilgili planları sonunda gerçekleştirmek için doğru zaman!

İkizler

Partnerinle veya arkadaşınla stresli bir durum içinde olabilirsiniz. Fakat iletişime açık olursan büyük bir engeli aşacaksınız ve sonucu iki taraf için de olumlu olacak.

Yengeç

İşin ile ilgili gelişmelerin yoğunlukta olacağı bir hafta seni bekliyor. Önemli kararlar vermen gerekebilir ama özel hayatını geri planda bırakıp işine yoğunlaşırsan en doğrusunu seçeceğine şüphe yok.

Aslan

Finansal anlamda olumlu gelişmeler yaşayacaksın, verdiğini unuttuğun bir borç sonunda geri ödenebilir. Uzun süredir almayı planladığınız o şeyi alıp kendini şımartmak için uygun bir zaman.

Başak

Önemli insanlarla görüşebilir ve bir teklif alabilirsin. Bu hafta senin için çok sürprizli geçecek. Umarız hepsi olumlu sonuçlar doğurur.

Terazi

Beklenmedik bir seyahat söz konusu olabilir. Bu yolculuk sana yeni kararlar almak için düşünme zamanı tanıyacak, ama çok düşünüp girilmemesi gereken konuları da pek kurcalama.

Akrep

Bu hafta yaratıcı yanının maksimum performans gösterdiği bir zaman olacak. Uzun süredir başlayamadığın ya da yaratıcı anlamda düğümlendiğin o projeyi bu hafta tamamlayacak gücü bulacaksın ve bunun verdiği enerjiyle harika bir hafta sonu geçireceksin!

Yay

Sosyal ilişkilerin için zorlu bir süreç olabilir. Özellikle hayatındaki özel kişi hakkında, uzun vadede senin için olumlu bir sonuç doğuracak değişiklikler yaşanacak, hang in there!

Oğlak

İlişkinde halihazırda varolan problemler tekrar gün yüzüne çıkacak ya da crushından bir haber alacaksın. Ya batacaksınız ya çıkacaksınız. Her durumda canını sıkma, arkadaşlarının desteğiyle her şeyin üstesinden geleceksin.

Kova

Toksik bir iletişim içindesin ama içinden çıkmaya de niyetin yok gibi. Bu konuda seni sıkan bir durum yaşayacaksın. Sana çok zarar vereceği bir noktayı gelmeden önce bunu aşman için gözlerini açacak bu olay.

Balık

Seni biraz kıran olaylar yaşadın son zamanlarda ama bu hafta daha iyi olma yolunda büyük adımlar atacaksın. Zamanla aşılamayacak hiçbir şey yok unutma, bu durumu da atlatacak kadar güçlüsün.

(OFF THE RECORD): VOL. LXV

1. Uzun süredir aklıma takılan bir soru vardı: Kanye West hala severek dinleniyor mu? Zira kendim insan olarak hiçbir zaman fan’ı değildim ama hala dinliyorum. Sonunda twitter aracılığıyla bu merakımı cevaplandırdım. Sonuçlar beni şaşırttı, nefret edenlerin sevenlerden çok olmasını beklerdim. Ne yapıyorsan yapmaya devam et Kanye, görünüşe göre yeteneğin iğrenç bir insan oluşunu görmezden gelmemize yetiyor.

2. Dün Banksy’nin ünlü “Girl with Balloon” tablosunun açık arttırmayla 1 milyon dolardan yüksek bir fiyata satılmasını takiben kendi kendisini yok edişine şahit olduk. Çok ileride bile bahsedilecek şeylere zamanında şahit oluyor olmak beni heyecanlandırıyor:

3. İşe giderken otobüste, işten dönünce evde, hafta sonu dinlenirken, kısacası bir an bile gözümüzü ayıramadığımız Netflix’in, fragmanlarınından sonra heyecanla beklediğimiz yeni dizisi Maniac bu hafta yayınlandı. Henüz binge etmediyseniz bu hafta 10 bölümü tüketip Emma Stone’a biraz daha aşık olabilirsiniz.

4. Rashida Jones ve Ezra Koenig in birkaç ay önce bir bebeklerinin olduğu haberini aldık. Henüz bir fotoğrafı bile olmamasına rağmen bu bebeği çok seviyor oluşum bir kez daha fangirl’lük konseptini sorgulatıyor bana.

5. Yılın en sevdiğimiz zamanlarından ve etkinliklerinden biri Filmekimi sonunda başladı. A Star is Born ile festivali açtık, siz ne ile açmayı düşünüyorsunuz?

6. Geçtiğimiz hafta dönemimizin en parlak popçularından Charli XCX ve bu sene başarılı işbirliklerine imza atan Troye Sivan yeni şarkıları 1999’u paylaştı, bunu bütün hafta looplarız.

YENİ VİDEO: AH! KOSMOS – WIDE (FEAT. ÖZGÜR YILMAZ)

Yeni projelerini her zaman merakla beklediğimiz isimlerden Ah! Kosmos, 5 Ekim’de yayınlanacak olan yeni albümü Beautiful Swamp‘tan ilk single’ı “Wide”ı paylaşmıştı. Özgür Yılmaz‘ın gitarda eşlik ettiği parçanın, bu kez de Harun Güler‘in yönettiği videosu yayında. Henüz dinlememiş ve izlememiş olanlar için videoyu aşağıya bırakıyoruz, buyurun:

İlk saniyesinden itibaren kalp atışlarımızı hızlandıracak kadar kendini içine çeken ve gittikçe yükselen temposuyla bu şarkı bizi albüm hakkında daha fazla heyecanladırdı ve yeni albüm acaba böyle bol gitarlı mı olacak gibi sorularla baş başa bıraktı. Merakla 5 Ekim’i beklerken Ah! Kosmos ile geçmişte yaptığımız röportajları buradan ve şuradan okuyabilirsiniz.

RÖPORTAJ: RHYE

2015’te, Woman’ın yayınlanmasından iki sene sonra, canlı izlemek için heyecanla beklediğimiz Rhye ilk kez Salon’da sahne almış ve hala hatırladığımız bir performansa imza atmıştı. Bu performanstan önce kendisiyle konuşma fırsatımız olmuştu, şuradan okuyabilirsiniz.

Photo Credit: Ali Güler

Rhye bu kez ikinci albümü Blood‘ın turnesi kapsamında Salon’da iki gün üst üste sahne alacak. Bu vesileyle kendisiyle son konuşmamızdan beri hayatında neler değişmiş sormak istedik; Mike Milosh’un güncel müzik dünyasıyla ilgili fikirlerini, ilk sevgilisinin Türk olduğunu, bir sonraki Rhye kaydının ne zaman çıkacağını ve kendisine dair daha bir sürü ilginç ayrıntıyı öğrendiğimiz kısa bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Kendisini bir kez daha izlemek için bizim kadar sabırsızlananlar; 8 Eylül’de gerçekleşecek olan performans için biletler tükenmiş olsa da 9 Eylül’de kendisini canlı izlemek için hala şansınız var. Buyurun röportaja:

Merhaba! Nasılsın? Her şey yolunda mı, turne nasıl gidiyor?

Her şey harika. Bu sene çok fazla konser verdik o yüzden genel olarak oldukça meşgulüz. Ama bir bakıma bu harika bir şey tabii. Çok başarılı performanslar izleyip bir sürü yer gördük.

Üç sene kadar önce bir röportaj daha yapmıştık, o zaman bir sorumuza albüm yaparken insanların ne düşüneceği hakkında kafa yormadığını söylemiştin. Ama şimdi, Blood için, insanların büyük beklentileri olduğunu biliyordun. Bu durum yaratım sürecini etkiledi mi herhangi bir şekilde?

Hayır aslında, insanların ne düşüneceğini çok takınca kötü kararlar vermeye başlandığını düşünüyorum. Bence müzik yaparken bulunduğun noktanın sana iyi hissettirmesi ve sadece şarkıya odaklanmış olman gerekiyor. İnsanların ne düşündüğü önemsiz demek istemiyorum ama insanları memnun etme yoluna girmek de bir müzisyen için çok tehlikeli.

Woman yayınlanalı 5 seneden fazla bir zaman geçti, niçin bu süreç bu kadar uzundu? Bu beş sene senin için nasıl geçti, hayatında olanlar müziğini nasıl etkiledi?

Gerçekten çok şey değişti. Albümü çıkarabilmek için bir kayıt şirketi almak zorunda kaldım, bunun için de bir sürü bürokratik işlerle uğraşmak zorunda kaldım, boşandım ve sonrasında da Genevieve ile tanışıp ona aşık oldum. Blood’ın kapağındaki de o. Hayatım baştan aşağı değişti diyebilirim!

Yakın zamanda bir EP yayınlamayı planladığınızı duydum, doğru mu bu?

Evet, bir Rhye EP’si üzerinde çalışıyorum, aslında her an bir şey üzerinde çalışıyorum diyebilirim. Asla duramıyorum çünkü gerçekten müzik yapmak, yeni fikirler üretmek çok hoşuma giden bir şey. Benim için günlük yaşam bu.

Woman’ı 5 yıl boyunca yüzlerce mekanda pek çok kez çaldın, Blood için turne planın nasıl, yine bu şekilde uzun bir süre canlı dinleme fırsatı bulacak mıyız?

Açıkçası neler olacağını hep birlikte göreceğiz. Güzel yerlerde çalma fırsatları sunulmaya devam ettikçe turlarız diye düşünüyorum, yolculuk yapmayı ve gitme şansı bulduğum bütün bu harika şehirlerde konser vermeyi çok seviyorum. Yani insanlar albümü çalmamızı istediği sürece turlayacağız. Yakında yeni şeyler de yayınlayacağımız için bir süre daha yolda olacağız diye düşünüyorum, önümüzdeki sene için halihazırda planlanmış bir sürü konser var.

Eminim konserden konsere değişiyordur ama son zamanlarda canlı olarak çalmayı en çok sevdiğin şarkı hangisi?

En çok şunu çalmayı seviyorum demek biraz zor, çünkü bütün şarkıların olayı farklı. Canlı bir performans esnasında bazen insanları dans ettirecek, eğlendirecek bir şey çalmak istersin ama bazen de insanları neredeyse ağlatacak bir şeyler çalmak istersin. İşte ben tam bu şekilde insanı bir yerden bir yer götüren, dinamik performansları seviyorum, yani her şarkının bir amacı var performansın içinde. Zaten sadece çalmaktan hoşlandığım şarkıları çalıyorum diye de cevaplayabilirim bu soruyu.

Yakın zamanda keşfettiğin, sevdiğin ve önerebileceğin müzisyenler ya da gruplar var mı?

Son zamanlarda çoğu müzik beni biraz hayal kırıklığına uğratıyor. Aklımı alacak güzellikte bir müzik dinlemiyorum uzun zamandır.

Çoğu müzisyenden aynı şeyi duyuyoruz…

Evet, aslında dinlediğin şeyleri yeterince etkileyici bulmamak da insanı müzik yapmaya iten sebeplerden. Tabii hala güzel müzik yaptığını düşündüğüm müzisyenler de var, mesela Black Coffee’nin son albümüne bayılıyorum, BadBadNotGood da sevdiğim gruplardan. Ama dediğim gibi hala beni çok etkileyecek, ilham verecek bir şeye denk gelmeyi bekliyorum.

Son olarak İstanbul’a daha önce gelmiştin, önceki deneyimlerin nasıldı? Bu seferki ziyaretin için planların var mı?

2010’de Türkiye’de bir ay kadar kaldım, arabayla ülkenin farklı yerlerini dolaştım. Arkeolojik kazılar yapan birilerini tanıyordum, biraz onlarla zaman geçirdim. Geçen sene bir festivalde çaldık Göreme’de. İstanbul’da da iki kez çalmıştık. Burası benim için özel bir yer çünkü ilk sevgilim Türk’tü ve İstanbul hakkında çok şey öğrendim ondan. Türkiye’ye de hep bir merakım ve ilgim var çünkü Kanada’da da belli bir Türk popülasyonu var. Tabii, muhtemelen en ilgi çekici bulduğum şey Türk yemekleri diyebilirim. Dolaşırken bir restorana girip bir şeyler denemeyi çok seviyorum.

(OFF THE RECORD): VOL. LXIV

1. Geçtiğimiz hafta Azealia Banks, Elon Musk‘ın evinde olduğuna ve işbirliği yaptıkları şarkıyı tamamlamak üzere Grimes‘ı beklediğine dair bir InstaStory attı ve olaylar gelişti. Azealia’nın açıklamalarına şu flood’dan ulaşabilirsiniz:

Bu küçük sinir dışavurumunun üzerine bugün Elon Musk “Evet, evimden çıkan birini gördüm ama emin değilim Azealia Banks’ti herhalde” minvalinde bir açıklama yaptı. Evinin, içinde birkaç ayrı malikane barındıran bir saray olduğunu tahmin ettiğimiz için karşılaşmamaları çok anlaşılır bir durum.

Grimes ise hala sessizliğini koruyor fakat Musk ve Banks’i instagramda takipten çıkarmış durumda. Bu olay nereye bağlanacak gelecek günlerde göreceğiz.


2. Parks & Rec ile birlikte iyice hayranı olduğumuz Aubrey Plaza ve Flight of the Conchords‘un yarısı Jemaine Clement’in buluştuğu film “An Evening With Beverly Luff Linn“in fragmanını izlediniz mi?

3. Eddie Vedder seven romantik rock’çılar buralarda mı? Bu sene büyük festivallerde ismini gördüğümüz ve her performansını yeni bir cover’la renklendiren Pearl Jam dün Chicago’daydı, bu kez de David Bowie coverladı. Buyurun:

4. High Fidelity, About a Boy gibi filmlerin uyarlandığı hikayelerin yazarı Nick Hornby‘nin bir hikayesi daha sinemaya uyarlanıyor: Juliet, Naked. Ethan Hawke‘u başrolde göreceğimiz filmin bu hafta yayınlanan soundtrack’i harika görünüyor:

5. Winona Ryder’ın Entertainment Weekly‘ye yaptığı son açıklamaya göre, oyuncu Dracula’daki partneri Keanu Reeves’le -filmdeki nikah sahnesinde gerçek bir rahibin oynamış olmasından ötürü- gerçekten evlenmiş olabileceklerini iddia ediyor. Bizce ikili gerçekten çok yakışırdı:

6. Lady Gaga‘nın çıkış albümü The Fame bugün 10 yaşına girdi. Zaman ne kadar hızlı geçiyor diye düşünmemeye çalışarak 10 yıldır etkileyiciği hiç azalmayan albümü baştan sona dinliyoruz:

Bir de story‘de size bir sorumuz var!

Photo Credit: Ariana Grande – God Is A Woman

(OFF THE RECORD): VOL. LXIII

1. Bugün çığır açan pop şarkılarından biri “…Baby One More Time” tam 20 yaşına girdi. Fun fact: Şarkının çarpıcı sözü, yazarlarından biri olan ve her fırsatta ne kadar sevdiğimizi belirttiğimiz Max Martin‘in “hit me” kalıbının “ara beni” anlamında kullanıldığını sanması sonucu ortaya çıkmış.

2. Haftanın en beklenen yenilerinden biri Nicki Minaj‘ın Queen‘iydi. Barbie Dreams‘de bütün rap dünyasına bir güzel giydirirken içinizi yağlarının eriyeceğini garanti edebiliriz. Üzerine bir de bu eleştirilerin hedefi olanlardan tebrik tweetleri görmek ayrıca keyifli:

3. Uzun ısrarlar sonucu Weezer‘ın Toto‘nun zamansız hit’i Africa‘yı coverladığının haberini vermiştik. Buna karşılık olarak Toto da bir Weezer şarkısı coverlayacağını duyurmuştu. Toto’nun yorumuyla Hash Pipe bu hafta itibariyle yayında, bakalım bu da Africa’nın cover’ı kadar sevilecek mi:

4. Çok gecikmeli bir şekilde bu hafta Queer Eye‘a sarmış bulunuyoruz. Bu sırada Antoni‘nin The National ve The Strokes sevgisi de gözümüzden kaçmadı tabii ki. (Evet, Antoni’ye biraz daha aşık olundu…)

5. İlki 2008’de çıkan ABBA‘nın müziklerini harika bir hikayeyle birleştiren ikonik müzikal film Mamma Mia‘nın devam filmi Mamma Mia! Here We Go Again vizyondaki üçüncü haftasına girdi, izlediniz mi? İzleyen ve izlemeyenler için soundtrackini hemen şöyle bırakalım, biz bütün hafta dinliyor olacağız:

Photo Credit: Aphex Twin – T69 Collapse

ORADAYIZ: GEZGİN SALON – KING GIZZARD & THE LIZARD WIZARD, WOLF ALICE, AMYL AND THE SNIFFERS

Geçtiğimiz sene Eylül ayında Kiasmos, Pional, Pantha Du Prince gibi isimlerin geldiği ve bir günlük festival havasında geçen Gezgin Salon bu kez 5 Ağustos‘ta Küçükçiftlik Park‘ta gerçekleşiyor. Mart ayında 3 gece arka arkaya Salon’da sahne alan ama yine de dinlemeye doyamadığımız King Gizzard & The Lizard Wizard‘ın headliner olarak sahne alacağının haberini birkaç ay öncesinden almıştık. Geçtiğimiz hafta ise line-up’a  son albümüyle Mercury Prize’a aday olan Wolf Alice‘in ve bir süredir King Gizzard & The Lizard Wizard’ın ön grubu olarak sahne alan Amyl and The Sniffers‘ın da eklendiği müjdesi geldi. Gelecek pazar çekilmez bir uzaklıkta görünürken ikinci Gezgin Salon deneyimine playlistimizle hazırlanabilirsiniz:

OST #57: BURALARA YAZ GÜNÜ KAR YAĞIYOR

Tamam, kar değil biraz abarttık ama temmuz ayının ortasında kopan fırtınalara tepkisiz kalamazdık. Uykuları kaçıran gök gürlemelerine, sabah işe giderken sıcaktan ceket giyemediğin halde yanına şemsiye alma zorunluluğuna alışmaya çalışırken ettiğin küresel ısınmayı muhattap alan küfürlere eşlik etmek üzere playlistimiz hemen burada, keyifli dinlemeler.

SALI PAZARI: 26.06.2018

İstanbul’daki konserlerin ve ülkedeki genel havanın etkisinde kaldığımız bu hafta yine modumuza uygun olarak kulağımıza takılanları, keşiflerimizi, dinleye dinleye doyamadıklarımızı ve yeni çıkanları listeledik. Ne olursa olsun hayat devam etmek zorunda, keyifli dinlemeler:

GÖRKEM HAN’IN TEZGAHI

Sleep Party People – 4th Drawer Down

Bir kaç gün önce yayınlanmış olmasına rağmen sanırım 100 kere dinlemişimdir. Özellikle piyanonun tonu beni benden aldı. Çok fazla şey anlatıyor bu şarkı.

James Vickery – Until Morning

Youtube’da bir kanalda keşfettim bu sanatçıyı. İnanılmaz bir performans.

Dusky, Pedestrian – Spruce

Çok çok iyi vokal melodileri. İlk dinlediğim anda bağladı beni. Bu ara takıntım.

RY X – Salt

Acid’in üyelerinden biri kendisi. Mükemmel bir sound. Mükemmel bir ses. Çok güzel yerlere götürüyor insanı.

Burial – Rodent

Her gün bir kez daha aşık oluyorum Burial’in müziğine… Sanırım benim için müzikte en üst noktadaki kişilerden birisi.

HANDE’NİN TEZGAHI

NoMBe – Wait

Benim için Almanya’nın yeni incisi. Kendisinin hâla patlamamış olmasına fazlaca içerlemiş bulunmakla beraber sene sonuna kadar kendisini benden sık sık duyabilirsiniz.

Amy Winehouse – Rehab

Yılın belirli dönemlerinde Amy Winehouse damarım kabarır. İşte, bu aralar öyle bir dönemdeyim.

Franz Ferdinand – Always Ascending

Bu sene yayımlanan albümün hastası olmakla beraber açılış şarkısının güzelliğini yeni yeni keşfediyorum. (Az önce bu şarkının single olduğunu öğrendim. Huzurlarınızda Franz Ferdinand’dan tekrardan özür diliyorum)

of Montreal – it’s different for girls

Kadınlar hakkında yazılmış en gözlemci şarkı olduğunu düşünüp bazı noktalara katılmıyorum. Melodi ise ha-ri-ka!

EGE’NİN TEZGAHI

Brek – Dead Dance

Brek’ten her ne kadar biraz geç haberim olsa da sizlerle tanıştırmasam içimde kalacaktı. Brek, yerel sahnede pek çok albümün prodüktörlüğünü yapmış olan Berk Sivrikaya’nın uzun zamandır evinde tek başına yaptığı, çoğunlukla karanlık hissiyatlı şarkıları gün yüzüne çıkarma isteğiyle hayat bulmuş bir proje. Kendisi yapım sürecinde kıyamet, rüyalar ve çocukluk gibi imgelerden ilham aldığını söylemiş, bu açıdan ilk single Dead Dance ile yapmak istediğini başardığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Akla doğrudan John Maus ve Ariel Pink’i getiriyor Dead Dance. Kapağın da cuk oturduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Albümü 7 Temmuz’da çıkıyormuş, bekliyorum heyecanla.

Massive Attack – Daydreaming

Dünkü müthiş konserden sonra ara ara olduğu gibi yine Massive Attack’a sarmasam olmazdı. En sevdiğim şarkıları olmasının yanı sıra, ismine bu kadar uyan başka bir şarkı daha var mıdır merak ediyorum.

Ben Rath – Anything is Possible

Bandcamp’in derinliklerinde kaybolduğum bir gün keşfettiğim Ben Rath’ı daha çok insana ulaştırma zorunluluğu hissettim dinlediğim gibi. Özellikle Tim Hecker tarzı ambient sevenler kaçırmamalı.

Saska – Adasuzın Turalım

Saska’yı hatırlar mısınız? 2005 tarihli albümleri Tingla, sonunda Spotify’a gelmiş! Göktürkçe trip-hop/dub’ın dünyadaki, sanıyorum ki, tek örneği olarak albüm yeniden keşfedilmeyi bekliyor. Bu diyarlardan çıkmış en özgün işlerden biri olduğu su götürmez.

Nas – Adam and Eve

Nas’ın yeni albümünde bana eski Nas’ı hatırlatan tek şarkı bu. Albüm hayal kırıklığı ama şu şarkı tek başına kaç yıllık beklentime değdi sanki.

Christina Aguilera – Pipe

Bu da eski Xtina’yı özleyenlere gelsin o zaman.

AHMET’İN TEZGAHI

Gorillaz – Hollywood feat. Snoop Dogg & Jamie Principle

Gorillaz ve Snoop Dogg birlikteliği her zaman işe yarıyor. Hayal kırıklığına uğratan bir albüm duysam da bu şarkı günü kurtarıyor.

The Kooks – All The Time

Kooks yeni bir albümle geri dönüyor. Let’s Go Sunshine ismini verdikleri albümle asiliklerini bir kenara bırakmış gibiler. En azından All the Time için;

The Kinks – Sunny Afternoon

Ortalıkda The Kinks tekrar toplanıyor söylentisi dönüyor. Kulaklarım da bu fırsatı ıskalamıyor.

Görkem Han – Turn Back Time

Görkem Han, The Journey of a Thousand Miles isimli EP’sini yayınlayı bir ay geçmiş şimdiye kadar dinlememiş olmak ise benim ayıbım. Turn Back Time ise şimdilik favorim.

Grimes – Oblivion

Şu şarkıdaki rastgelelikti beni kendine çeken.

Caribou – Sun

Yaklaşan bir Caribou konseri var ama tek sevdiğim şarkısı (ama çok) bu olduğu için gidip gitmeme konusunda büyük hesaplar içerisindeyim. Neyse şimdilik bu güzelliğe kulak kabartalım.

CEMRE’NİN TEZGAHI

Julien Baker – Turn Out The Lights

Gerçekten bu ülkede sadece 24 saat boyunca bile mutlu ve umutlu hissetmek mümkün değil sanırım. Yine de “There’s always tomorrow I guess“.

Massive Attack – Safe From Harm

Konserin etkisinden çıkamayanların biri de burada.

Jorja Smith – Don’t Watch Me Cry

Haftalık Keşif listelerimi neredeyse hiç dinlemem. Son dinlediğimde Blue Lights vardı listemde, çıkalı henüz bir hafta bile olmamıştı. Şimdi Jorja’nın koskoca bir albümü var. Sırf kendisini hiç zaman kaybetmeden dinleyip sevmeye başlamamı sağladığı için bile bile sonsuza kadar Spotify’cı olabilirim.

Edis – Roman

Bir hafta Türkçe Pop’a düşmeden duramıyorum, “Uzaktan sevilir mi bir asır” deyip nakarata girerken sizin de kalbiniz hızlanıyor kabul edin.

The Carters (Beyoncé & JAY-Z) – 713

Çıktığından beri dönüp dönüp bu albümü dinlemeyi bırakamadım. JAY-Z’nin figüran olmadığı tek şarkıda, sadece nakaratla bile rol çalabilmiş Beyoncé. “Ain’t no way to stop this love/Ain’t no space if everything is lovekısmıyla beni alıp neredeyse Destiny’s Child zamanlarına götürüyor.

BUSE’NİN TEZGAHI

maNga – 1000 Parça (feat. Kamufle, Joker, Tankurt Manas, Fate Fat, Dj Hırs)

Manga’nın yeni video klibi 1000 parça yayınlandı. Takibinde olduğumuz isimler Kamufle, Joker, Tankurt Manas, Fate Fat ve Dj Hırs’ın iş birliğinde hazırlanan 1000 Parça’nın klibi konser görüntülerinden oluşuyor.

Şarkıların hepsi de toplu olarak hemen burada:

OST #54: DOLARIN ÖNLENEMEZ YÜKSELİŞİ

Bu sabah siz de aklınızı kaybedip “ben zaten 50 liralık alıyorum” insanının IQ’suna düşmeyi dilediniz değil mi? Çaresizce virgülden sonraki rakamların artışını izlerken yine en iyi bildiğimiz işi yaptık; bu problemimize de bir playlist hazırladık. Moral düzeltmeyi başarabileceğini sanmıyoruz ama en azından her sabah sürpriz rakamlara uyanmaya alışmaya çalışırken yanınızda olacak. İyi dinlemeler.

SALI PAZARI: 22.05.2018

Bu hafta da ne dinlediysek hepsi Salı Pazarı’nda, her hafta yenisi çıkan playlistlerimize göz atmayı unutmayın!

Ahmet’in Tezgahı

Roisin Murphy – All My Dreams

Hem Moloko ile hem de yaptığı solo albümlerle seviyeyi arşa çıkaran Roisin Murphy biraz savsakladıktan sonra tekrar form tutmaya başlamış. All My Dreams ise kanıtı.

Pharell Williams x Camila Cabello – Sangria Wine

Şarkının iyi mi kötü mü olduğuna karar veremedim ama insanda tekrar dinleme isteği doğurduğu kesin. Beyine değil de kalçaya hitap ettiğinden olabilir. Buyrun dansa;

Metric – For Kicks

Sevdiğiniz grupların albümlerine geri döndüğünüzde “ben bunu nasıl atlamışım” kontenjanı her zaman olur. Pagans in Vegas’tan bu kontenjana bir aday For Kicks;

Ladyhawke – Magic

2000’lerin müziği anlatılırken atlanmayacak bir isim Ladyhawke bu hafta hep kafamda döndü durdu. 2008 çıkışlı kendi ismini taşıyan albüme bu şarkıdan sonra geçiş yapabilirsiniz.

Nova Norda – Boşver!

Nova Norda çıktığı yolda ilk klibini yayınladı. Arkasına aldığı rüzgarla İstanbul alternatif sahnesinin önemli isimlerini de yanında görmek mümkün.

Hande’nin Tezgahı

Eleanor Friedberger – I Don’t Want to Bother You

Kendisinin yeni albümünü henüz dinlememiş olmanın utancını yaşıyorum. İçinde bulunduğum ısınma turunda ise favori şarkısı bana eşlik ediyor.

Wye Oak – I Hope You Die

Sevdiceği tarafından kandırılmış, hayalleri yıkılmış, acı çeken herkese gelsin. İsmi fazlasıyla manidar.

Best Coast – The Only Place

Yaza “hoşgeldin” şarkım. Her sene bu dönemlerde bu şarkıyı döndürerek önümüzdeki güneşli günlere saygı duruşunda bulunuyorum.

Editors – Cold

Editors’ın bu seneki albümü Violence bu hafta en çok dinlediğim uzunçalardı. Tarzlarını normalde pek sevmesem de bu albümü çok beğendim. Açılış kaydı ise bu senenin “en” şarkılarından biri oldu benim için.

Cemre’nin Tezgahı

Frank Ocean – Close To You

“But we’re getting older baby/How much longer baby?” kimseyi bu kadar üzmeye hakkın yok Frank Ocean.

Cardi B – Be Careful

Yeni klibiyle birlikte bütün hafta loop’ladığım şarkılar arasına tekrar girdi. Konuş Cardi, hepimiz için konuş!

J. Bernardt – The Question

Balthazar‘ı ne kadar sevdiğimi herkes bilir, dolayısıyla J. Bernardt konseri için çok heyecanlıyım. Bütün hafta albümü onlarca kez dinledim, bugünkü favorim bu şarkı:

Carly Rae Jepsen – Making The Most Of The Night

Tüm zamanların tartışmasız en iyi pop albümü. Her şarkıyı en az bir kez paylaşmış olana kadar burada görmeye devam edeceksiniz, bu seferki de bu parça:

DJ Koze – Baby (How Much I LFO You)

En sevdiğim 2018 albümü sorulunca bir saniye bile düşünmüyorum.

Bütün şarkıları bir arada bulabileceğiniz playlist için şöyle buyurun:

ORADAYIZ: RIJEKA & BADMIXDAY, ATI VE AŞK ÜÇGENI, RSPC, REDRICE

Özellikle düzenlediği ilgi çekici konsepli konser serilerinin yanı sıra radarın dışında kalmış sanatçılarla tanışmamızı sağlayan etkinlikleriyle tanıdığımız In the Void, bu kez Maglibertine ile birlikte Rijeka & Badmixday, Ati ve Aşk Üçgeni, RSPC ve Redrice‘ı bu akşam Peyote’de bir araya getiriyor. Her ismin bize farklı bir deneyim yaşatacağına inandığımız bu etkinlik için çok heyecanlıyız. Bu akşam Peyote’de olacağız, sizi de bekleriz!

Sanatçılarla ilgili daha fazla bilgiye In The Void’un yazısından, etkinlik ile ilgili ayrıntılara ise buradan ulaşabilirsiniz.

#TBT: FOALS – TOTAL LIFE FOREVER

İyi bir çıkış yaptıktan sonra ikinci albümü yapmak aşılması gereken en büyük zorluktur derler. Takip edilmesi gereken albüm Antidotes olunca durum Foals için gerçekten de böyleydi. Ama tam 8 sene önce bu hafta çıkan ikinci albümleri Total Life Forever ile tek albümlük bir grup olmadıklarını ve çok daha yakından takip edilmeye değeceklerini hiç şüphe bırakmayacak şekilde kanıtladılar. Albüm, yaş günü vesilesiyle bu hafta bizim loop’umuzdaydı. Haftanın geri kalanında bize katılmak isterseniz albümü ve sevdiğimiz bir performansı hemen aşağıya bırakıyoruz. İyi dinlemeler.


Spanish Sahara’nın stüdyo kaydını da dinleyin tabii, kısaltılmamış introsu ve outrosuyla birlikte son derece etkileyici.

İNCELEME: ARCTIC MONKEYS – TRANQUILITY BASE HOTEL & CASINO

Geçen sene Matt Helders ve ardından Alex Turner, yeni bir Arctic Monkeys albümü üstünde çalıştıkları hakkındaki haberleri doğruladığından beri albüm çıksa da bir güzel çekiştirsek diye bekliyordum. Bu sene çıkacağı belli oldu ve tarih ileriledikçe daha da heyecanlanmaya başladım. Yeni fontuyla Arctic Monkeys logosu yayınlandı, “İnanılmaz kasıntı bir şey olacak” düşüncelerime hakim olamadım. Albümün isminin “Tranquility Base Hotel & Casino” olacağı ve hiçbir single yayınlanmadan 11 Mayıs‘ta dinlemeye açılacağı belli oldu, “Eveet, kesin felaket bir şey geliyor”du.

Albüm çıktığı an dinledim ve anladım ki “demek o kadar kötü ki önden bir şarkı çıkarıp beklentileri düşürmek istemiyorlar” diyerek eleştirdiğim single çıkarmama politikasının albümün pazarlamasıyla hiçbir ilgisi yokmuş ve shittalk yapalım diye umarken aslında albümün iyi olmaması durumunda yaşayacağım hayal kırıklığını örtmeye çalışıyormuşum, içimdeki Arctic Monkeys fangirl’ü AM’le birlikte ölmemiş, bu anı bekliyormuş.

Alex Turner bize bu kez Ay’dan sesleniyor. Evet, Arctic Monkeys değil, sadece Alex Turner sesleniyor -zira bu albüm fazlasıyla içsel ve kişisel bir proje olmuş ama kesinlikle şikayetçi değiliz. İlk şarkıyla birlikte elimizde ismimizin ilk harflerini taşıyan bavulumuz, Tranquility Base Hotel & Casino‘ya kaçıyoruz. İlk parçadan bile albümü sevip sevmeyeceğimiz anlaşılıyor bence. Çünkü bu bir şarkı değil, bu çok daha büyük bir hikayenin girişi. Bu fikir aklına yatıyorsa albüm akıp gidiyor zaten ama albüme başlarken farklı bir beklentin varsa devamını dinlemek için kendini zorlaman gerekiyor gibi görünüyor. Hikaye ilerledikçe sessiz bir odada kafası karışık bir müzisyenin verdiği konserden çıkıp üst katta taco yemeğe gittiğimiz bir yolculuk yapıyoruz. American Sports‘da girdiğimiz karanlık koridordan, Tranquility Base Hotel & Casino‘da resepsiyondan geçerek Science Fiction ile bir bilim kurgu yazarıyla sohbet ederken buluyoruz kendimizi. Bu uzay yolculuğumuzun içine Alex Turner bir şekilde hayatının son 12 yılda nasıl değiştiği, yaşadığı kimlik karmaşası, medyanın insanlar üzerindeki etkisi, Trump, gentrification ve çok daha fazla konu hakkında fikrini katmayı başarıyor.

Albüm hakkında şarkı şarkı fikir belirtmek imkansız ve gereksiz. Tranquility Base Hotel & Casino bir konsept albüm ve 11 parça tek bir bütünün parçası. Bunların arasından parlayan, daha sonra dinlemek üzere herhangi bir playliste katılabilecek bir parça bulmayı ummak manasız, konserlerde bağıra bağıra söylemek üzere bir nakarat ezberleyeyim gibi bir arayışa çıkmaksa sonuçsuz olacak. Eminim herkes çoktan albümü dinledi ve şu an bir fikri var ama umuyorum ki herkes zihnini açıp Arctic Monkeys’in böylesine tek tek dinleyince bir şey ifade etmeyip bir bütün halinde akıp giden ve insanı alıp aya götürebilen bir albüm yapmayı cesaret edebilecek kadar büyük bir grup haline gelmiş olmasını takdir etmeyi başarıp bu albümden kendine bir şeyler çıkarabilir.

THE “IN THE VOID” SHOW

Takip ettiğimiz, severek okuduğumuz mecraların nasıl ortaya çıktığını, neler yaptığını, belli konularda neler düşündüğünü merak ediyoruz. Bu ilgimize ortak olanlar için yarattığımız The Truman Show serimize, bu kez In The Void‘un kurucusu Sibel Engingök ile konuşarak devam ettik.

Bu konuda bilinçli bir insan olduğumu düşündüğüm halde etrafımızda güzel müzik yapan insanların sayısının sandığımdan ne kadar fazla olduğunu fark ettiren, gerçekten harika müzik yapıp çok az dinleyicisi olan müzisyenleri kendi odalarından çıkarıp dinleyicilerine ulaştıran ve bu anlamda neredeyse kutsal denebilecek bir iş yaptığını düşündüğüm In The Void‘un arkasındaki isimle konuşmak gerçekten çok uzun süredir istediğim bir şeydi. Birkaç ay önce Sibel Engingök ile bir araya gelip blogunun oluşum süreci ve bugüne gelişinden, müzik sahnemizin eksiklerine kadar bir sürü şey hakkında bir hayli uzun bir sohbet ettik, hem kendisini hem de In The Void’u daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Sohbetimizin olabildiğince bilgilendirici bir kısmını da hemen aşağıdan okuyabilirsiniz. In The Void’la hala tanışmamış olanlarınız içinse ulaşabileceğiniz linkler yazının sonunda. Keyifli okumalar!

Cemre: Önce biraz seni ve In The Void’u tanıyalım, ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

Sibel Engingök: 2011 yılında, henüz üniversite ikinci sınıftayken -Bahçeşehir Üniversitesi’nde Fotoğraf & Video bölümü terkim- müzik yapan, müzikle ilgilenen bir arkadaş grubum oldu. Elektronik müziğe ilgim o sıralar başladı. Birlikte inanılmaz müzikler keşfedip birbirimize çalıyorduk. Evlerde bir araya gelip kendi partilerimizi düzenliyorduk. İleriki senelerde bunları mekanlara taşımaya başladık. Onun öncesinde ise lise son sınıftayken o dönem psytrance’le ilgilenen arkadaşım, Baran’ın övgüyle bahsetmeleri üzerine Beyoğlu’ndaki Pixie’ye gitmeye başlamıştım. Tam da dubstep’in patladığı zamanlardı. Müzik, ortam, kısacası tamamıyla o dünya beni çok etkiledi.

Bir süre sonra bir sürü insan müzik yapıyor, bir yerde çıkıp bunları çalıyor ve dinleyicileri var ama hala bir eksiklik var gibi hissetmeye başladım. İnsanların birbirinden haberdar olacağı ya da bu tarzda müzik dinleyen insanın İstanbul’da, Türkiye’de herhangi bir şehirde elektronik müzik adına neler olduğunu takip edebileceği bir mecra yoktu. O zamanlar Ali Gültekin bana “Sibel, sen böyle bir şey yapsana” demişti. O zamanlar anlamamıştım ne yapmam gerektiğini ya da neden benim yapmam gerektiğini. Sonra Alican Karalar, o da DJ’lik yapıyordu bir dönem, ve Elif Eltutar bu olayın oluşması ve gelişmesinde bana çok yardımcı oldular. Enter the Void o zamanlar izleyip çok etkilendiğim bir filmdi, oradan geliyor yani isim de. Ama tamamen anlamını gerçekten düşünmeden bir anda öylesine oluşmuş bir şeydi, sonradan çok daha anlamlı gelmeye başladı. Sonrasında, zaten halihazırda hep müzik dinlediğim için, bir süre SoundCloud’da dinlediğim insanları bir Facebook sayfasından paylaşmak şeklinde ilerledi. Bu şekilde başlamış oldu In The Void.

E: Sadece Facebook sayfası mıydı?

Sibel Engingök: Tabii tabii, sonra blog’da da mixtape’ler paylaşmaya başladık. Bir de SoundCloud’un global bir buluşma gecesi olmuştu, oradan bir şeyler paylaşmıştık. Sonrasında da şu anki haline geldi site. İster istemez bir açıdan misyon edindiğimi düşünüyorum. Bunu çok içimden gelerek ve hiçbir karşılık beklemeden yapıyorum, müzik yapan insanları ve müziği seviyorum çünkü. Beni çok besleyen bir şey, o yüzden sanki beni bu kadar besleyen olguya bir teşekkür etmek gibi hissediyorum bu yaptığım ve yapmaya çalıştıklarım hakkında. Harika insanlarla tanışıyorum.

E: Biraz oradan oraya dolaşıyorum demiştin, ne anlamda yani?

Sibel Engingök: Bir dönem İstanbul’da genel durumlardan ötürü hepimizin bir enerjisi tükenmişti ya hatırlarsınız, bir etkinliğe gidiyorsun ama oradaki herkes aslında oraday-mış gibi, sanki hiç kimse hiçbir şeyden keyif almıyor gibiydi. O zaman ben de bir süre uzaklaşmak istedim, ailem Bodrum’da yaşıyor zaten. Ne olacağını düşünmeden, hiç gelecek planı yapmadan onların yanına gittim. Benim için çok da iyi oldu, kafamı toparlayıp çok daha iyi çalışma fırsatı buldum.

C: Birden çok yerde, İstanbul’da, Ankara’da, Eskişehir’de In The Void etkinlikleri görüyoruz mesela, sürekli olarak bulunmadığın şehirlerde nasıl idare edebiliyorsun bunu?

Sibel Engingök: In The Void’u tek yürütmediğim zamanlarda, birçok insan girip çıktı aslında bu alana. Herkes gönülden destek verdi. Ama siz de anlıyorsunuzdur, bir noktada o artık senin bebeğin gibi oluyor, her gün belli bir şeyleri yapmak zorundasın onun için, bir parçan haline geliyor. Benim için de öyle oldu ve bana destek olan kişilerden de hep o sorumluluğu almasını bekledim sanırım, o yüzden bir türlü sabit bir kadro tutturamadık bir süre. Son olarak Alper Yıldırım, Ege Tülek ve Sezin Özkılıç ile çoğunluğu Ankara’da, onlar orada olduğu için daha rahat ilgilenebiliyor ya da kalkıp Eskişehir’e gittiğimiz oldu. Bu şekilde idare edebildik, hepimiz mobil halde kalarak.

In The Void Presents: Session #5 – Garage/Punk etkinliğinden. Photo Credit: İpek Çınar

C: Bir de radyo programı var, buna benzer başka projeler de var mı yakın zamanda göreceğimiz?

Sibel Engingök: Her zaman çok daha fazlası yapılabilir gibi düşünüyorum. Kafamda dolanan bir sürü fikir var, bunları hayata geçirmek ve insanlarla paylaşmak için epey heyecanlıyım. Toplama albüm yayınlamakla ilgili çalışmalar devam ediyor.

C: In The Void başka sanat dallarıyla da ilgileniyor mu mesela? Bazen instagram profilinizde çok güzel fotoğraflar görüyorum, bunun gibi başka alanlara dokunuyor musunuz?

Sibel Engingök: Çok teşekkür ederim. Müzik ve fotoğraf beni en çok besleyen şey. Beni daha çok çeken müzik ve görselliğin bütünü. Aslında o yüzden fotoğrafın da In The Void için ayrı bir önemi var. Bazen kendi çektiğim bazen de diğer insanların çalışmalarıyla bağ kurup onları müzikle eşleştirmekten keyif alıyorum.

E: Peki keşif aşaması nasıl oluyor senin için?

Sibel Engingök: Artık bir iş (sevdiğim) gibi bu her sabah kalkıp SoundCloud’u ve BandCamp’i açıyorum takip ettiğim tag’lere, insanlara bakıyorum, burada yaşayan insanları bulmaya çalışıyorum, yılların alışkanlığıyla daha rahat oluyor artık. O kadar fazla insan var ki ulaşılmayı bekleyen ve hatta yaptığı şeyleri yüklemeye çekindiği için ulaşamadığımız. Çok da güzel şeyler yapıyorlar. Ama kimisi var ki çok iyi müzik yapıyor ama ortaya çıkmak istemiyor canlı olarak. Ya da gerçekten çok iyi ama biraz dinlenildiğini bilse, biraz daha özgüven kazansa çok daha harika şeyler yapacak, onları da çekip çıkarmak gerekiyor.

C: Çok teşvik edici de bir şey aslında bu yaptığın, sonuçta bu konuda bir fikri olan bir mecra takdir ediyor senin yaptığın işi, çok daha hevesle devam edersin.

Sibel Engingök: Fark edilmek aslında işin özü, bu insan müziğimi dinledi ve sevdi. Bir bağ kurdu. Önemli olan tek şey bu değil mi?

E: Peki In The Void’u kurduğundan bu yana yerel sahnedeki ilerlemeyi nasıl buluyorsun?

Sibel Engingök: Bence kesinlikle çok güzel gelişmeler oluyor. İnsanlar çok daha fazla ortaya çıkıyor artık, birbirleriyle tanışıyorlar, kimse birbirinden haberdar değildi. Her şeyden önemlisi bu insanların bir araya gelebilmesi için bir mekan gerekiyor, hep aynı mekanlarda çalmak, insanların hep aynı mekana gelmesi bir sorundu. Bir nebze ilerlenildi bu konuda da ama tabii hala yeterli değil. Ekonomik durumlar ya da egoları insanları etkilemese, herkes iş birliği içinde olmaktan yana olsa herkes için bir sürü kapılar açılabilir, çok daha güzel şeyler yapılabilir diye düşünüyorum.

Teknik açıdan çok kaliteli yerler var İstanbul’da ama mesela nasıl desem, belli bir sınırı geçmiş sanatçılar için açık sadece kapıları. Öyle bir anlayış olmamalı bence. Asıl amacım da böyle bir şeye girişmek aslında, Andy Warhol’un The Factory’si gibi. Herkes orada ve herkes özgür, tabii o zamana özgü bir şey çok da aynı durumdan bahsetmiyorum ama, herkesin hakkını alabildiği, adil, iyi ses sistemi olan bir yer hayali hep var aklımda, herkes gibi. Özellikle Berlin’e gidip geldikten sonra daha da netleşti her şey. Müzik bir deneyim sonuçta, bunu olabildiğince kapsamlı ve iyi bir şekilde deneyimletebilmek lazım.

E: Ben de Berlin’i gördükten sonra İstanbul’u hep olmamış bir Berlin olarak görmeye başladım.

Sibel Engingök: O da işte poser’lık, o kıyafeti giydiğinde bir şey oluyorsun ya da bir şeye ait oluyorsun gibi hissetmekten oluyor sanki.

E: Her janradan besleniyor gibi In The Void ama kendine daha yakın bulduğu bir müzik türü var mı?

Sibel Engingök: Daha çok elektronik müzik diyebilirim. Diğer gruplarla; indie, rock, punk, alternatif türevleri müzik türlerini destekleyen haberini yapan bantmag var, bir baba indie var, siz varsınız, bir sürü bloglar var. Elektronik müzik ise eksikti o yüzden temelde hep o oldu. Sonrasında başka türlere de yöneldik tabii. Genel olarak bilindik isimlerin dışında kalanlardan bahsediyoruz. Ama elbette işin özünde bağ kurduğumuz her sesi, her titreşimi bu alanda yaymaya çalışıyoruz.

2015 yılında yayınlanan In The Void Compilation Albüm

C: Şu sıralar Türkiye’den hangi isimleri dinliyorsun mesela diyeceğim ama eleyip isim söylemek çok zor biliyorum. Şöyle diyelim, son zamanlarda keşfettiğin ve bulduğun için çok heyecanlandığın isimler kimler?

Sibel Engingök: Tek tek isim belirtmek konusunda gerçekten başarısızım çünkü birçok ismi seviyorum ve dinliyorum fakat kişisel olarak bu aralar beni en çok heyecanlandıran isimler / gruplar: Okay Vivian, Blank Zero, Drunk High Jinks, Dark’o Bairo, Deniz Erdem, Destroy Earth, Redrice, Elz & the Cult, Ati ve Aşk Üçgeni, Bam Bam Bam, Scenes We Have Missed, Rijeka, Saint Aegean Heart, Fluctuosa, Robogeisha, dear machine, Aportrait, Voyd, SETH…

E: Aslında herkesin tahmin ettiğinden çok daha fazla müzik yapan insan var yani SoundCloud’da da.

Sibel Engingök: Evet kesinlikle öyle, iyi müzik demek istemiyorum ama mesela bir insan orada tek bir sesten bir parça yapıyor ama anlattığı şey sana bir çok şey ifade edebiliyor.  O müziğin, bir şey ifade edebileceği insana ulaşması lazım ama işte. Müzik evrensel bir şey, birleştirici, iyileştirici, bu dünyaya ait ama başka bir boyutta yaşayan bir alan, bir iletişim biçimi. Kendim hiç müzik yapmadım o yüzden müzisyenlere ayrı bir hayranlık besliyorum. Aynı anda birkaç insan bir enstrüman çalıyor ve o an kimse konuşmuyor ama öyle bir iletişim halindeler ki, çok etkileyici.

Biri bir başkasından duyduğunu deniyor ve yeni bir şeyler çıkarabiliyor. İnsanların iletişimde olması çok güzel. Yani ilk anda dinleyip çok etkilenmediğim ama  “Burada bir şeyler var, üzerine gitmeye devam et” diyebilmek bile çok güzel.

Görünürlüğü arttırmak ya da ülkeler arası sınırları kaldırmak gerekiyor ideal bir dünyada. Çok fazla ön yargı var.. Daha önce başka ülkelerde de bulundum ama hiç son zamanlarda gördüğüm gibi bir sınıflandırma görmemiştim Türkiye’ye karşı. Şu an en son olarak aklımda o örnek olduğu için söylüyorum ama arkaoda Berlin gibi mekanlar açıldıkça artık bu kafamızdaki gerçek olmayan sınır ve engelleri aşmamızda yardımcı olacak, köprü görevi görecek diye düşünüyorum.

C: Gelecek planları neler In The Void için, yeni bir etkinlik serisi gibi bir şeyler var mı?

Ne olursa olsun yapmaya devam etmek. Tek plan bu.

In The Void’a ulaşabileceğiniz linkler:

Facebook / Soundcloud / Instagram / Bandcamp / Mixcloud