Cemre Coşkun

RÖPORTAJ: KÖKLER FİLİZLENİYOR

Hala tanışma fırsatınız olmadıysa Kökler Filizleniyor, Ezhel olarak da tanıdığımız Ömer Sercan İpekçioğlu‘nun, Onur Gürsoy, Deniz Özden, Eren Alkan, Ezgi Pehlivan ve Canberk Hacıbaloğlu ile bir arada devam ettirdiği, hip-hop ile reggae’yi, Anadolu müziğiyle alternatif rock’ı buluşturan Ankara‘da kurulmuş bir müzik grubu. Henüz bir albümleri, hatta spotify’dan ulaşabileceğimiz şarkıları olmadığı halde, katılımcıların hep bir ağızdan sözlere eşlik ettiği, üstelik biletleri de tükenen ve yaklaşık 3 saat süren Salon performanslarının hemen öncesinde bu enerjik grupla buluşma fırsatı bulduk. Grubun kuruluşundan, gelecek projelerinden, her ne kadar gruba odaklanmak istesek de kaçınılmaz bir şekilde Ezhel’den, alternatif sahneden, Ankara’dan ve daha bir sürü şeyden bahsettik. Kökler Filizleniyor hakkında internette bulabileceğiniz en kapsamlı içeriğin bu röportaj olduğu iddiasındayız, grubu daha yakından tanımak için buyurun:

Cemre: Önce nasılsınız, nasıl gidiyor? Biraz sizi tanıyabilir miyiz, hakkınızda bilgi bulmak biraz zor, nasıl bir araya geldiniz nasıl başladı Kökler Filizleniyor?

Sercan: İyiyiz, çok teşekkürler. Benim daha önce bir grubum vardı, Afra Tafra. Daha sonra dağıldı ve ben de biraz daha rap’e odaklandım. Ankara’da sık gittiğimiz bir kafe vardı Araftafaray diye biraz orası vesile oldu gibi. Onur ve Deniz’le daha önceden tanışıyorduk, hepimizin de aklında bir grupla müzik yapma düşüncesi vardı. Sonra davulcumuz Derun da katıldı -o zamanlar Eren yoktu-, bu şekilde yavaş yavaş başladık. Amacımız eğlenmek, farklı şeyler yapmaktı. Eren de dahil olduktan sonra çalışmalarımız, provalarımız arttı. En son olarak da Canberk girdi ve tamamlanmış olduk böylece.

Cemre: Müziğinizi tür olarak sınırlandırmak zor, dediğin gibi hep yeni bir şeyler deniyormuşsunuz gibi duyuluyor. Hip-hop ve reggae karışımı diye bahsedildiğini duyuyorum ben. Ama aslında bu bile sınırlı çünkü çok Anadolu’dan ve belki daha da oryantal tınılar var müziğinizde; ve açıkçası böyle bir karışım bulmak biraz zor. Bu sound nasıl oluştu? Yani eskilerden Afra Tafra’dan gelen bir reggae yatkınlığınız vardır mutlaka ama neden reggae mesela, sizi etkileyen isimler var mı?

Sercan: Afra Tafra biraz daha reggae grubu gibiydi, cover da yapıyorduk. Ama Kökler’de ikisinin arasında bir şey yapıyoruz ne tam cover diye bileceğimiz ne de tam olarak orijinal işler yapıyoruz, düzenleme diyebiliriz sanırım.

İsmimizin de geldiği yere dayanıyor aslında bunun cevabı, kök bir müzik reggae de. Kültürel açıdan kendimizi yakın buluyoruz, çalarken de keyif alıyoruz ve her zaman bir mesajı olduğu için reggae ağırlıklı olarak müziğimizin yöneldiği bir tür. Ama reggae grubu musunuz diye sorulsa biraz öyleyiz ama biraz değiliz derim.

Deniz: Doğaçlama çok büyük bir yer kaplıyor sahnede, stüdyoda. Sercan freestyle’larla giriyor biz de belirli bir ritim ve melodi oturtuyoruz.

Eren: Mesela “sınav” konseptimiz var, Sercan mesela bazen arkasını dönüp sınav var diyor -seyircimizle de paylaşıyoruz tabii bunu- sahnede ilk defa bir şey çalıyor oluyoruz. Bu şekilde başlayıp geliştirdiğimiz çok şarkı var.

Sercan: Reggae tanımının dışında kalan kısımlar da bunlar aslında. Hepimiz farklı türlerde her şeyi dinleyen insanlarız. Reggae grubuyuz denebilir ama daha da fazlasıyız aslında.

Eren: Bizden hiç haberi olmayan birini getirip dinletsen, rock grubu olarak da kategorize edebilir, ya da rap yapıyorlar da diyebilir.

Buse: Ama dinleyicileriniz tarafından hep Anadolu etkisinin altı çiziliyor sanki.

Sercan: Evet, köklerimiz buraya dayanıyor çünkü. Aynı zamanda işte kök müziklerden sayabileceğim rock, reggae, caz gibi türler ne kadar etkilerse müziğimizi o kadar tamamlanmış olduğumuzu düşünüyorum ben.

Cemre: Etkilendiğiniz isimler kimler mesela bu türlerden?

Sercan: Çok fazla var aslında.

Deniz: Nekropsi geldi ilk olarak aklıma.

Sercan: Aşık Veysel, Frank Zappa, King Crimson, daha da bir sürü isim sayılabilir.

Deniz: Özellikle Onur’la progresif rock çok dinliyoruz mesela.

Buse: Uzun süredir insanların bir araya gelip grup oluşturma eğilimi azaldı sanki, solo kariyeri de olan isimlerin bir arada farklı bir şeyler ürettiğini görmek çok değerli. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Sercan: Ankara’da kendi çevremizde politik bir şeyler anlatabilelim, bir şeyler deneyelim ama en önemlisi de birlikte eğlenelim diye oluştu bu grup. Bu bahsettiğin azalmanın ben de farkındayım, eskiden çaldığımız belli başlı mekanlarda çok daha aktif bir müzik sahnesi vardı.

Eren: Ankara müziği denir ya hani, o anlayış da oldukça azaldı.

Sercan: Gruba bakışımız hepimizin benzer olduğu için kendimizi, müziğimizi bulmamız kolay gelişti. Kendimizi sınırlamak istemiyorduk, müziğimize dahil edeceğimiz ögeleri de belirleyince organik bir şekilde gelişti. Planlı programlı bir şey değildi aslında. Ama tabii o bahsettiğiniz azalma üzücü, keşke insanlar bir araya gelip daha farklı işler çıkarmaya devam etse özellikle 2013 öncesi Ankara bu konuda çok verimliydi.

Buse: Ankara’da insanlar ne dinliyor şu sıralar?

Eren: Ankara’da eskisi gibi bir bara gidip güzel müzik dinleyeyim anlayışı pek kalmadı eskisi gibi.

Sercan: Yurt dışından gruplara bile rastlayabiliyorduk eskiden ama artık öyle bir durum yok ne yazık ki.

Cemre: Genel bir durum bu sanırım. Peki bu Ankara’nın sizin çıktığınız zamanlardaki sahnesinde seyirciler nasıldı, mesela yeni bir şeyler deniyorduk dediniz, başlarda nasıl karşılandı bu?

Deniz: Araftafaray’da pişti denebilir, düzenli olarak çıktığımız mekan orasıydı.

Sercan: Dekorumuz bile vardı, köklerden bir mikrofon sehpası yapmıştık. Bizim Ankara’daki bütün seyircilerimiz arkadaşlarımızdı zaten başta, uzun süre onlara çaldık. Ama tabii bu kitleye Ankara’nın alternatif camiası da dahil. O yüzden seyircimizle hep bir bağımız vardı. Yavaş yavaş şehir dışında çalmaya başladıkça biraz daha farkını anlayabildik. Ankara seyircisi bambaşkaydı tabii ama Kars’ta ve Mardin’de de çaldık mesela, hep olumlu karşılandı müziğimiz.

Eren: Gruba ilk girdiğimde hatırlıyorum aynı günün sabahında akşam bir mekanda çalmaya karar verdiğimiz bile oluyordu. Zaten akşam oturmaya gideceğimiz mekanda çalıyoruz gibi bir bakıma.

Sercan: Her şey böyle samimiyet içinde gelişti o yüzden sonra başka yerlerde çalmak da daha rahat oldu bizim için.

Cemre: Ankara müzik sahnesinden bahsetmişken birazcık Ezhel soracak olursam, bir anda çok tanındın, bazen inanlar sevdikleri bir sanatçı bir anda herkes tarafından dinlenmeye başlayınca bu durumdan hoşlanmayabiliyor. Eskilerden beri varolan takipçi kitlende böyle bir tavır olmuş mudur sence, hiç takip edebiliyor musun?

Sercan: Her gün yeni yeni insanlara ulaşıyor bence hala albüm, şu anki kitlemden memnunum. Bazen yanlış ya da eksik anlaşılıyorum gibi bir durum oluyor sadece. Sanki tek şarkım “Şehrimin Tadı”ymış, başka hiçbir şarkım, başka bir söylemim yokmuş gibi bir değerlendirmeye maruz kalıyorum biraz üzücü bir şekilde. Her şeye mi klip çekmemiz lazım? Bunun dışında çok mutluyum dinleyicilerimden. Dünyanın farklı farklı yerlerinden Türklerden mesajlar alıyorum, bir sürü yere ulaşabilmişim. Tabii bunun yanı sıra malzeme de olabiliyorsun, bir sınır var ve o sınırı aştıktan sonra artık herkes senin hakkında istediğini söyleyebilir gibi bir durum var. Ama her türlü eleştiri beni geliştireceği için olumlu karşılıyorum bu durumu.

Buse: Her çeşit, farklı janraların da dinleyicilerinden feedback alabiliyor olman açısından çok olumlu bu durum aslında.

Sercan: Evet, doğru. Rap yapan çevremden duyduğuma göre albümün böyle bir geri dönüş almasının ardından Türkçe rap’te güzel bir yükselme olmuş. Artık spotify’da da listelerde yukarılarda görebiliyoruz. Hiç rap dinlemem diyen insanlar bile nasılmış diye merak edip sevebiliyor bile. Bu benim için çok sevindirici.

Buse: Bu ilgi biraz reggae’ye de kaydı, eskiden daha kapalı bir komüniteyken şu an herkesin kolayca haberdar olabileceği bir sürü etkinlikler düzenleniyor.

Eren: Sercan’ın Ezhel olarak yaptığı en önemli şey rap’i alternatif, underground gören kitle için meşrulaştırması oldu bence.

Sercan: Rap müzik mi diyen insanların o algısını kırmaya çalıştık özellikle.

Eren: Çok yüzeysel eleştiriler görüyorum. Mesela ekşisözlük’teydi yanılmıyorsam, “küvette seks” sözüne takmış “bu adamı mı takip ediyorsunuz” gibi bir sonuca varmış. Halbuki hiç ön yargısız bir şekilde oturup dikkatini vererek dinlememiş bile. Ben davulcuyum, ritimleri dinlerken adamlar burada ne yapmış diye hayran kaldım bazı parçaları dinlerken. Çok ince ince işlenmiş bir albüm aslında.

Buse: Bir röportajında “evde oynarken yaptığım bir albüm” gibi bir açıklaman var belki onu çarpıtarak bu hale getirmiş olabilirler.

Sercan: Olabilir, yaparken eğlendik evet ama sonrasındaki çalışma çok sıkıydı. İlk başta şarkıları yazarken o kadar kasınca zaten güzel bir şey çıkmıyor.

Eren: Sercan’ın bir yıl civarı albümle uğraştığını biliyorum.

Sercan: Evet albüm başladığından çok daha geç bitti. Bir bakıma şans da oldu bu, çıkışı sırasında gündem sakindi, yeni bir albüm yoktu. Bu kadar yayılması için iyi bir zamandı.

Cemre: Ezhel’in Türkiye’nin birçok şehrinde, normalde çok konser izleme fırsatı bulamadığı şehirlerde bile performanslarına denk gelmek mümkün. Kökler Filizleniyor da aynı şekilde, az önce dediğiniz gibi Kars’ta, Mardin’de konserleriniz oldu. Bunun insanların belli şehirler dışında konsere gidemiyor oluşuna bir tepki olduğu söylenebilir mi? Gittiğiniz yerlerde nasıl oluyor, yine alıştığınız dinleyici kitlesini bulabiliyor musunuz?

Sercan: Evet kesinlikle tepki gösterdiğimiz bir durum bu. Her yerde aynı olmuyor ama tabii seyirciler. Mesela Mardin’de oturan bir seyircimiz vardı, biz daha çok ayakta dans eden seyircilere alışığız. Dinleti gibiydi ama o anda müziğimiz de ona dönüşmeye başlamıştı.

Deniz: Biraz mekana göre değişiyor.

Eren: Kars çok ilginçti. Önde birkaç sıra üniversiteliler vardı, arkada amcalar rakı içiyordu.

Sercan: Bu bizi hem geliştiren hem de mutlu eden bir şey ve dediğin gibi müziğimiz her yere yaymak, herkese bir şeyler sunabilmek istiyoruz.

Cemre: Peki yeni neler yapıyorsunuz şu sıralar? Turneden ötürü çok yoğunsunuz sanırım?

Sercan: Evet o yüzden ben hiçbir şey yapamıyorum ne yazık ki. Albüm çıktığından beri hep yoldayım. Hep konuşuyorduk ben bu albümü yapayım sonra Kökler Filizleniyor için de böyle bir işe girişiriz diye. Ama hala albümün işleri devam ediyor, albümün sonrası da bir parçasıymış bunu öğrendim. Yakın zamanda bir boşluğumuz olacak ve çalışmaya başlayacağız gibi görünüyor.

Cemre: Son olarak en güncel şeyi sorayım, Nihil Piraye ile bir çalışmanız yayınlandı bugün, bu iş birliği nasıl gelişti, buna benzer farklı janralarda üreten isimlerle iş birliği planları var mı?

Sercan: Nihil Piraye ile ben 2010’da Rock-a Festivali’nde tanışmıştım, o zamanlar benim de punk-rock yapan bir grubum vardı. O zamandan beri arkadaştık, aklımızda hep birlikte bir şey yapma fikri vardı, derken Berk(Nihil Piraye) bana bu şarkının altyapısını attı. Kamufle’yle de konuşmuş, Kamufle de yıllardır arkadaşım. Bu şekilde daha önceden tanışıyor olmamız, arkadaşlığımız üzerinden gelişti. Çoğunu yazmadan mikrofon başında bir şeyler deneyerek yaptım diyebilirim, çok da güzel oldu bence sonuç. Hep bu tarz bir şey yapmak istemiştim. Hala da başka tarzda başka gruplarla da bu tip işler yapmayı istiyorum hatta yerli ve yabancı isimler de var aklımda, yoğunluğum geçince bunun üzerine de düşeceğim.

RÖPORTAJ: ELECTRO DELUXE

Electro Deluxe “caz grubu” denince aklınıza gelen ilk örneklerden bambaşka bir grup. Hip-hop’tan funk’a, alternatif rock’tan pop’a uzanan, apayrı müzik türlerinden beslenen sounduyla hemen herkesin Electro Deluxe’ta sevebileceği bir element bulması mümkün. Fransa kökenli grubun etkilendiği ve benzediği gruplar da, hayranlarının yayıldığı coğrafya da asıl merkezlerinin çok ötesine taşıyor. 15 yılı aşkın süredir birlikte olan grup, son 9 senedir de James Copley’nin vokalleriyle birlikte tamamlanmış bir şekilde üretmeye devam ediyor. Daha önceki İstanbul performanslarının başarısından ötürü MIX Festival’de sahne alacak olmasına özellikle heyecanlıydık ve bu vesileyle James ile konuşma fırsatı bulduk. 2016’da çıkan son albümleri “Circles”,  sahne performansları, İstanbul, grubun yeni projeleri ve daha bir sürü şey üzerine yaptığımız keyifli sohbet hemen aşağıda. Kendisinin sahnede olduğu kadar normal hayatta da eğlenceli olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim, röportajı okuduktan sonra da konsere gitme isteğinize karşı koyamayacağınızı garanti edebiliyor gibiyim. Buyurun:

Nasılsınız, turne ve onun dışındaki hayatınız nasıl gidiyor?
Her şey çok yolunda gidiyor, bir yıldır turnedeyiz ve son birkaç aydır biraz daha rahat bir programımız var. Bizim için harika geçen bir yılı İstanbul’da bitireceğiz.

Son albümünüz “Circles” yayınlanalı bir yıldan fazla oluyor, aldığınız geri dönüşler nasıldı, sonuçtan memnun musunuz?
Albüm bizce çok iyi geri dönüş alıyor. Her albümde daha da çok insana ulaşabiliyor olmak bizim için çok önemli. Grammy’nin Fransa’daki eş değeri olan “Les Victoires du Jazz”in “Senenin Müzik Grubu” ödülünü aldık. Oldukça gururluyuz.

Albümü yaratma süreciniz nasıldı?
Çok uzun bir süreçti. Beşimizin toplanıp ortada olan bir proje taslağı üzerinden ilerlemesi şeklinde gelişti, bazen birimizin düşündüğü bir şarkı ya da hazırladığı bir demo gibi. Bu şekilde birimiz şarkı için temeli sağladı ve her şeyi hep birlikte onun üzerine inşa ettik. İlk kez köklü ve büyük bir stüdyoda aldık kayıtlarımızı, kendi kısımlarımızı ayrı ayrı kaydetmek yerine bütün kayıtları hep beraber aldık. Sahnede yaptığımıza benzer bir süreç oldu. Birlikte çalmak ve fikirlerimizi paylaşmak harika bir deneyimdi. Sonrasında kayıt üzerinde çok fazla edit yapmamıza gerek kalmadı. Sonuçtan ve kayıtla birlikte oluşan dinamikten çok memnunuz.

Özellikle canlı performanslarınız çok beğeniliyor, sahnede çok eğleniyormuş gibi görünüyorsunuz her seferinde. Sahnede olmak, dinleyicilerinizle bu kadar yakın iletişimde olmak sizin için nasıl bir his?
Bu işi yapmamızın asıl sebebi aslında. Müzik yapmanın en heyecan verici kısmı ürettiğin şeyi alıp birine sunuyor olmak, karşındakinin vermek istediğin hissi alıp almayacağı ya da sevip sevmeyeceğini bilmeden ve o riski almak bence. Üretmeye devam etmemizin sebebi bu, insanlarla paylaşmayacağın bir şey üretmek nasıl olur hayal bile edemiyorum. Şarkı yazarken bile canlı bir performans sırasında nasıl yorumlayacağımızı, nasıl bir karşılık göreceğimizi düşünüyoruz. Yaşama sebebimiz bu diyebilirim. Sahnede gerçekten çok eğleniyoruz çünkü sevdiğimiz bir şey yapıyoruz ve çoğunlukla ortaya çıkardığımız şey seyircilerimiz tarafından da çok güzel karşılanıyor, bunun da içtenliğimizi ve bu işten gerçekten zevk aldığımızı karşı tarafa yansıtabilmemizden kaynaklandığını düşünüyorum, zaten sahnede “-mış gibi görünmek” pek mümkün değil. Her sahneye çıkışımız sanki ilk buluşmaya gider gibi diyebilirim, bir yanda heyecanlı ve biraz korkutucu ama öte yandan karşımızdakini etkilemek durumundayız. Dünyanın en iyi müzisyenleri değiliz ama bence birbirimizi ve yaptığımız işi bu kadar sevdiğimiz için dünyanın en iyi grubuyuz.

Evet burada konseriniz için heyecanla bekleyen kalabalık bir kitleniz var.
(Gülüyor) Ama niyeyse kimse albümümüzü almıyor. İstanbul’da çalmayı da özel olarak çok seviyoruz. İlk kez dört sene kadar önce oraya gelme fırsatımız oldu sanırım, neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Orada kimse bizi tanımıyor ve müziğimizi bilmiyor diye düşünüyorduk, sonra bütün konserlerimiz sold out oldu, insanlar -küçük çocuklar bile- bütün şarkılarımıza eşlik ediyordu ve herkes heyecanlıydı. İnanılmazdı, o zamandan beri İstanbul’a gelmeyi çok seviyoruz, oradaki seyircilerimiz de bizi gördüğüne sevinmiş gibi görünüyor. Orada fanlar edindik gerçekten, bazen Fransa’ya gelip orada izleyenler bile oluyor.

Türkiye’de İstanbul dışındaki şehirlerde de birçok kez konser verdiniz. Nasıl deneyimlerdi sizin için, neler kaldı aklınızda?
(Gülüyor)Tabii, özellikle yolculuk sürecini ve Türkiye trafiğini çok iyi hatırlıyoruz. Şaka bir yana İzmir gibi, Ankara gibi daha önce hiç görmediğimiz yerlerde bile müziğimizi dinleyen ve seven insanlar olduğunu görmek her zaman çok keyifli bir deneyim.

“Şu sıralar bunu çok iyi çalıyoruz” diyebileceğiniz, seyircilerden iyi geri dönüş aldığınızı gözlemlediğiniz bir şarkı var mı?
Bu albümde yeni şeyler denedik, bazen bir rock sound’uyla biraz oynadık ya da pop sound’u olan melankolik bir melodiyle. Bambaşka şeyler olduğu için çaldığımız yer değiştikçe aldığımız tepkiler değişiyor. Bazen sakin şarkılarımızı çok seven büyük bir kitleyle karşılaşıyoruz, bazen de -mesela Çek Cumhuriyeti’nde- rock andıran bir şey duyduğunda çıldıranlar oluyor. Eski şarkılarımızdan mutlaka çalıyoruz her albümde bizi o zamanlardan beri dinleyenler için, özellikle o şarkılar çok iyi geri dönüş alıyor. Daha şarkının girişinden, sözleri bile söylemeye başlamadan melodiye eşlik etmeye başlayan insanların sevincini duyabiliyoruz.

Yeni bir şeyler üzerinde çalışıyor musunuz? Birazcık gelecek planlarınızdan bahsedebilir misiniz?
Şu anda muhtemelen Ocak’ta çıkacak bir Live albümü editliyor ve mixliyoruz. Bu albüme başka grupların bizim şarkılarımızı yorumladığı özel bir kısım eklemek istiyoruz. Türkiye’den de “Dolapdere Big Gang” bir şarkımızı coverlayacak.

Ne beklemeliyiz bu konserden, nasıl hazırlanalım?
Bu seneki son konserimiz olacağı için içimizde ne kaldıysa her şeyi dökeceğiz bu konserde, bütün ekstra enerjimizi atacağız. Öncesinde dinlenmek için konsersiz geçen bir aramız olacağı için de dinlenmiş olacağız, size de enerjinizi toplayıp gelmenizi tavsiye ederim. Orada birkaç saat geçirip sonra birkaç haftalığına tatile gideceğiz, böyle bir performans olacak yani. Eğlenmeye, dans etmeye hazır olun!

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
İstanbul’da olacağımız için çok mutluyuz, orada olmak fanlarımızı ve arkadaşlarımızı görmek her zaman büyük bir zevk. Şimdi Fransız Grammy’sini de aldığımız ve ünlü olduğumuz için bunu sonuna kadar yaşamak istiyoruz. (Gülüyor) Şaka bir yana, ödül almak güzel ama müziğimizi bunun için değil her sahneye çıktığımızda bizi dinlemeye gelen insanlarla paylaşmak için yapıyoruz. Umarız bu konserimiz için de bütün sevenlerimiz bizi dinlemek için orada olur.

OST #43: UMUTSUZ ROMANTİK

Yıllardır çektiğiniz sefaletin ardından hala karşılıklı değer verilen/görülen bir ilişkinin mümkün olduğuna mı inanıyorsunuz? Hoşlantılarınızla sadece takılmak değil, paylaşımda bulunduğunuz bir iletişiminiz olsun mu istiyorsunuz? Her seferinde kalbiniz kırılmış olsa da yine de birine bağlanmaktan çekinmiyor musunuz? Tek eşliliğin son kalesi gibi mi hissediyorsunuz? “Evet”ler çoğunluktaysa tebrikler, çağımız sizi umutsuz romantik ilan etti. Hemen aşağıdan playlistimize buyurun, yalnızsınız ama yalnız değilsiniz.

RÖPORTAJ: 65DAYSOFSTATIC

2001 yılından beri aktif olan, Explosions in the Sky, Mogwai gibi gruplara benzettiğimiz ve yakından takip ettiğimiz post-rock gruplarından 65daysofstatic 5 yıl aradan sonra tekrar İstanbul’da sahne alacak. Son İstanbul konserlerinden beri harika bir albüm ve bir de oyun soundtrack’i yaptılar. Kendilerini canlı canlı dinlemeden önce bu projeler hakkında merak ettiklerimizi sormak istedik. Son işlerine dair ayrıntılar, gelecek projelerine dair ipuçları ve geçmiş İstanbul konserine dair anekdotlarla eğlenceli ve dolu bir sohbet oldu. 7 Aralık‘ta Salon’da en ön sırada olacağız, kaçıranların da üzüleceği bir konser olacak gibi görünüyor. Aşağıda da konsere hazırlanmaya yönelik bir sürprizimiz daha var. Buyurun:

Merhaba! Nasılsınız, neler yapıyorsunuz son zamanlarda?

İyiyiz teşekkürler. Şu sıralar yeni 65 projeleri üzerinde çalışıyoruz.

Grubu müzik sahnesi açısından oldukça zengin bir şehir olan Sheffield’da kurdunuz, bu çevrenin sound’unuza bir etkisi oldu mu sizce?

Emin değilim. Belki “Sheffield grubu” olmak karşı durmak istediğimiz bir başka tanım olabilir? Kendisini bulunduğu coğrafyayla tanımlayan bir gruplardan ya da insanlardan değiliz. Komünite olarak düşünmek başka bir şey, Sheffield bu açıdan harika bir yer. Ama bunun coğrafyayla hiçbir alakası yok, böyle düşünceler sadece sınırları daha da katılaştırıyor. Evet, bulunduğumuz bölgenin yerel gruplara kucak açması ilerlememize katkıda bulunmuş olabilir ama müziğimizi bir bölgeyle bağdaştırmak istediğimiz bir durum değil.

Daha önceki röportajlarınızdan okuduğum kadarıyla No Man’s Sky’dan önce soundtrack yapmak konusunda özellikle istekliymişsiniz. Bir oyun müziği yapma fikri size niçin çekici geldi, size bu konuda ilham veren bir oyun var mı?

No Man’s Sky’ın yaratıcıları bize ulaştığında gösterdikleri şeyler oldukça ilginç bir proje olacağını düşündürdü. İşler ilerledikçe yaratıcılığımız için bize verdikleri özgürlük inanılmazdı biz de olabildiğince kullandık bunu. Bu projeyle ilgili bizi özellikle çeken şey sountrack’i neredeyse sonsuz uzunlukta yapmak istemeleri oldu. Bunun için müzikal bir kompozisyon oluşturma sürecine şu ana kadar yaptığımızdan bambaşka bir şekilde yaklaşmamız gerekiyordu ve sınırlarımızı zorlamayı seviyoruz, bu yüzden harika bir fırsattı bizim için.

Soundtrack albümü yazmak normal bir albüm kayıt sürecinden farklı mıydı? Sizin için süreç nasıl ilerledi? Nasıl başladınız, olaylar nasıl gelişti? Bize biraz süreçten bahsedebilir misiniz?

Günün sonunda iki farklı projeydiler. İlk önce “daha klasik” şarkıları yazdık çünkü bu tarz şarkılar için sıkı bir zaman aralığımız vardı. Soundtrack albüm yazım sürecini de normal, klasik bir albüm süreci gibi düşündük. Ancak aynı zamanda bir yandan da şarkıların tüm değişik versiyonlarını dikkatli bir şekilde ortaya çıkardık. Albüm kayıt süreci bittiğinde hepsini yeniden ortaya çıkararak şarkıların her bir parçasını bir bütünden ziyade malzemeler haline getirdik. Oyun için ses tasarımcısı ile çok yakın çalıştık. Beraber oyundaki oyuncuların davranışlarına bire bir uyan şu anki ses düzenlerini oluşturduk. Kendine ait bir olay örgüsü olmayan bir müzik yazmaya çalışmak gerçekten çok çılgınca. Oldukça basit bir melodi bile karışık bir fikre dönüşüyor çünkü melodinin yarısında oyuncu bir anda hiç beklenmeyen bir şey yapıyor ve müziğin hemen başka bir yere eğrilmesi gerekiyor. Bu tarz sorunlar genellikle ambient ses düzenleri ile aşılabiliyorlar çünkü müzikte bir uyumsuzluk olmadan geçiş yapmak çok daha kolay oluyor. NMS’i ambient yapmamak için olabildiğince çabaladık.

Yeni soundtrack planlarınız var mı, şu sıralar yeni bir şeyler üzerinde çalışıyor musunuz?

Şu sıralar NMS soundtracki üzerinde çalışırken öğrendiğimiz teknikleri kullanabileceğimiz bir proje üzerinde çalışıyoruz. Ama bu sefer bir soundtrack değil, gruba ait bir proje olacak. Bu edindiğimiz yeni fikirleri ve öğrendiğimiz şeyleri başkasının perspektifine sığdırmaya çalışmadan kendi hayal gücümüz doğrultusunda kullanmaya başlamış olmak çok güzel. Ama tabii NMS de harika bir deneyimdi bunu da tekrar belirtmeden geçmeyelim. Önümüze tekrar içimize sinen bir fırsat çıkarsa böyle bir şeyi yine yapmayı umuyoruz.


Bir sonraki projeniz olarak yeni bir şey deneme fırsatınız olsa bunun ne olmasını isterdiniz?

Bir film soundtrack’i eğlenceli olabilirdi. Ama tabii grup için bir şeyler üretmek de bize her seferinde beklenmedik derecede keyif veriyor. Yani önümüzde “bir sonraki proje” olgusu olduğu sürece halimizden memnunuz.


İstanbul’da daha önce konser vermiştiniz, nasıl bir deneyimdi sizin için? Bu seferki planlarınız neler? Salon’da gerçekleştireceğiniz performans hakkında neler söyleyebilirsiniz, ne beklemeliyiz?

İstanbul bizim için harika bir deneyimdi, gerçekten inanılmaz bir şehir. Önceki konserimiz “Kıtalararası Derbi” ile aynı akşamdı. O yüzden bütün şehirde bir kaos havası vardı, ne olduğunu hiç anlayamadık. Bundan dolayı konsere bir saat kadar geç başlamak zorunda kalmıştık. Ama sahneye çıktığımızda bizi bekleyen kalabalık hala çok heyecanlıydı.
O zamandan beri en iyi albümlerimiz olduğunu düşündüğümüz işler yaptık, planımız geri gelip İstanbul’daki kitlemizle bunu paylaşmak diyebilirim basitçe.

Muhtemel setlist’i içeren playlistimize de Spotify hesabımızdan ulaşabilirsiniz, keyifli dinlemeler.

(OFF THE RECORD): VOL. LXII

  1. Son birkaç aydır özellikle müzik/sinema dünyasında konumunu kötüye kullanan insanların tek tek ortaya çıkarılıp ifşa edilişini, mağdur ettikleri insanlarla gurur duyarak izliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda Björk’ün, Lars Von Trier tarafından maruz bırakıldığı kötü muameleye şok olurken (çok da şok olmadık, Trier’i tanıyoruz) bu hafta da Kevin Spacey gündemdeydi, gerçekten olabilecek en “fail” şekilde savunmaya çalıştı kendisini. Takip edemeyenler için link aşağıda. Olayı takiben oldukça popüler dizisi House of Cards’dan karakterinin çıkarılacağı duyuruldu, umarız bir daha kendisini görmek zorunda kalmayız.
    Actor Anthony Rapp: Kevin Spacey Made A Sexual Advance Toward Me When I Was 14 tumblr_ml66t2LkAP1qgrjt5o2_500

  2.                                                                        *Seven’a dair spoiler içeriyor, baştan uyaralım.*
    Gwyneth Paltrow acımasızca komik, harika bir Halloween kostümü giymiş, henüz görmediyseniz görmelisiniz.

    🎃

    A post shared by Gwyneth Paltrow (@gwynethpaltrow) on

     

  3. Duyduğumuza göre Selena Gomez ve Justin Bieber’ın beraber görüntülenmesi üzerine The Weeknd ve Gomez’in 10 aydır devam eden ilişkisi sonlanmış. The Weeknd, Selena’nın Instagram’dan beğendiği bütün fotoğraflarından beğenilerini geri almış. Dünya starı da olsan ayrılığa karşı verdiğin tepkiler 16 yaşındaymış gibi olabiliyor demek ki, seni o kadar iyi anlıyoruz ki Abel…
  4. Geçtiğimiz hafta Frank Ocean 30. yaş gününü kutladı. “Paris is Burning” temalı doğum günü partisi özellikle Ocean’ın kıyafet seçimiyle gündemimizdeydi. Çok yorum yapmadan fotoğrafı göz zevkiniz için hemen aşağıya bırakıyorum…

     

  5. Stranger Things’in ikinci sezonu geçtiğimiz hafta yayınlandı, Spotify da tabii ki bu trend’den nemalanma fırsatını kaçırmadı, çok da güzel oldu:

    Hemen şuradan kendiniz de deneyebilirsiniz: https://open.spotify.com/user/spotify/playlist/37i9dQZF1DXc3KPAjGyPdm 
  6. Bugün ilk çıktığında da ne kadar sevdiğimizi tek tek belirttiğimiz Grimes albümü Art Angels‘ın ikinci yıldönümü, bolca dinlemeyi planlıyoruz.

     

  7. “Gorillaz” olduğun zaman kocaman bir albümün ardından bir sürü single çıkarmaya devam etsen de garip olmuyor. Geçtiğimiz hafta Little Simz işbirliğiyle bir single yayınladılar ve bütün hafta obsesif bir şekilde dinledik, siz de dinleyin.

     

    Kapak fotoğrafı: @MariAndrew

RÖPORTAJ: AL’YORK & IN HOODIES & THE AWAY DAYS

Geçtiğimiz hafta yerel sahnenin ev sevdiğimiz isimlerinden Al’York, In Hoodies ve The Away Days, Lokalize serisi kapsamında sahne aldı. Üç grubu aynı etkinlik altında izleme ve öncesinde sohbet etme fırsatını kaçırmadık, ortaya harika bir beyin fırtınası çıktı. Grupların müziklerine, dinleyicilerine bakışını, gelecek projelerini ve ilk konserlerinden beri takip ettiğimiz Zorlu PSM‘nin Lokalize serisini konuştuğumuz dopdolu sohbetimiz hemen burada, keyifli okumalar:

-Söz konusu Indie müzik olunca kitlelerinizin kesişim kümesi olduğunu söyleyebiliriz. Sizce sizin kitlelerinizin ortak noktada buluşma durumu, ortak elementleri var mı? Dinleyicinizi nasıl yorumluyorsunuz? Dinleyicinin gözünden kendi grubunuzu nasıl tanımlarsınız?

Al’York – Ediz: Sadık diyebilirim ben kitlemiz için, konserlerde tanıdık yüzler görebiliyoruz. Bir konsere gelen, bir sonrakine de geliyor genelde.

Al’York – Renan: Bizi dinlemeye genelde konsere, mekana gelmekten ziyade müzik için geldiği için ve bizim de burada bulunmam sebebimiz müzik olduğu için ortak bir noktada buluşuyoruz. Hep seyirciyle aynı seviyedeyiz ve seyirci müziğimizin olmazsa olmazı, kilit nokta bu bence.

Al’York – Gizem: Ben de katılıyorum, seyircilerimiz bizi heyecanlandırıyor biz de onlara bir şeyler hissettirebiliyorsak ne mutlu bize.

Al’York – Alp: Sadık dinleyici gerçekten önemli noktalardan biri bu müzik türünde, bir grubu çok sevip dövmesini yaptıranlar bile oluyor. Biz de yaşıyoruz benzer ufak ufak şeyler, mutluluk verici.

The Away Days – Sezer: Katılım daha yüksek olabilir tabii, Türkiye seyircisi biraz daha gelişim sürecinde hala bence, sadece evde youtube’dan müzik dinleme noktasından canlı performans takip etmeye doğru. Ama şu an gördüğümüz kitle çok yüksek bilinçli, müzik sever bir kitle.

-Ama aslında sizi takip etmeyen bir kitle geliyor olsa mesela sizin konserinize, sizin için ne kadar keyif verici olacağı da tartışılabilir.

Sezer: Yani evet haklısın, yurt dışında durum bu değil ama. Dinleyici çıkan grubu bilmese de o kadar saygılı ki.

In Hoodies: Bana dinleyici, seyirci, takipçi, fan gibi kavramlar çok uzak geliyor. Söylediğin şey, çıkardığın ses ile biriyle bağ kurabiliyorsan, onları bu karmaşadan uzaklaştırabiliyor ya da bir anlarına eşlik edebiliyorsan senin hayatındalar, sen onların hayatındasın. Böyle şeyler değerli geliyor bana konsere kimin ve neden geldiğinden çok. Geri kalan herşey skor tutmakla ilgili ve çok tatsız.

Sezer: Evet, asıl amacımız bu zaten bu yüzden hepimiz bu müziği yapıyoruz.

-Dogzstar’lara dayanan geçmiş The Away Days’e ait. Sizden başlayarak 2010’ların başından bu yana neler değişti? Mesela Zorlu PSM’nin bir anda çıkışı ve Lokalize ile alternatif sahneye bir alan açması son zamanların mutlu eden çıkışlarından oldu. Bu bağlamda alternatif müzik sahnesi ve değişenleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Sezer: Şu an bizim janra için iyi zamanlar, yerli gruplar da Salon gibi Zorlu PSM gibi mekanlarda iyi slotlarda yer bulabiliyor ve seyirci çekebiliyor.

In Hoodies: Tabii bunun siyasal, sosyal ve ekonomik durumlarla beraber gelmesi çok acı. Buradaki insanlar yıllardır bu müziği yapıyor sırf bu dediğim sebeplerden ötürü dinlenmeye başladılarsa bu ne kadar değerli diye düşündürüyor. Baştaki soruna gelecek olursak Zorlu PSM’nin Lokalize ile açtığı bu alan bence çok değerli. Çünkü çok profesyonel bir ekip, her şey çok yolunda. O yüzden umarım çok uzun yıllar devam eder.

Sezer: Böyle sahnelerde çalmak gerçekten harika. Hepinize çok bakamadım ama soundcheckleriniz iyi geçmiştir diye tahmin ediyorum, bizimki mükemmeldi. Sesler, sahne, enerji güzel olduğu zaman gerçekten bunun için yaşadığını hissediyorsun.

-Karşılıklı olarak ihtiyaç duyulan şey buymuş aslında yani, keyifli bir yerde çalıyor olmak, onun için gerekli bütün ekipmanın hazır olması, seyirci içinse böyle bir şeyin Zorlu PSM bünyesinde sunuluyor olması harika gerçekten.

Ediz: Ben de çok katılıyorum, bu tip teknik yükler müzisyene kalmamalı. David Byrne’un CBGB hakkında bir kitabı var orada mekanın müzisyenlere kendi bestelerini yapmak ve çalmak konusunda ne kadar etkili olabileceği anlatılıyor. Gerçekten öyle bence, müzikte mekan çok önemli bir unsur ve Zorlu PSM’nin bu proje için uğraşması gerçekten çok değerli.

In Hoodies: Bunu fark edebilmek de çok önemli bu bilincin gelişmesinde rol oynayan bir sürü kol var müzik medyasından, menajerlere, mekanlara kadar. Her katmanın böyle bir etkileri olduğunun bilincinde olması gerekiyor, Zorlu PSM bunun farkında mesela çoğu ekonomik karşılık alma beklentisinde olan mekanın aksine. Farkında olmayan mekanlar için sanat formunda bir şeye aracılık ediyor oluyor gibi görünseler de sadece bir şeyler alıp satıyorlar, bir marketin yaptığından farklı değil yaptıkları. Burası öyle bir yer değil.

Gizem: Değişen o kadar çok şey var ki. Az önce seyirci kitlesinin biraz sabit kalmasından bahsettik, ben öyle düşünmüyorum. İyi müzik yapıldığında, mekanlar bunu desteklediğinde, hele ki bizim gibi insanlar birbirini desteklediğinde ortaya çok güzel şeyler çıkıyor ve bunun seyircisi de oluyor. Bunu ancak böyle hep birlikte değiştireceğiz, hepimiz bıkmış durumdayız. Evlerinden çıkmayan insanlar da aynı şekilde. Bunu değiştirmek için büyük adımlar atmamız gerekiyor.

Renan: Yani aslında insanlardan bağımsız olarak sürekli bir değişim içindeyiz. Bize sunulan şeyler sürekli değişiyor ve değişmek zorunda da aslında. Bugün bir şey yapsak yarın demode olacak. Yaptığınız işte ciddiyseniz ve ileriye taşıyabiliyorsanız kitlenizle birlikte. Onu yakalayamayınca yeni modalara “mış gibi” yaparak devam etmeye çalışmak zorunda kalınıyor.

-O da mainstream’e akıyor.

In Hoodies: Bir şeyi gerçekten içinden gelerek yapmıyorsan, sana o gün ne sunuluyorsa o yönde üretiyorsan sadece ekonomik çarkları hareket ettirmeye yarıyor, sadece günü devam ettirmeye ve insanları sessizleştirmeye, zaman geçirtmeye, uyuşturmaya yönelik bir şey yapıyor oluyorsun.

-Biz de 8-9 senedir devam eden bir bloguz ama hiç kar amacı gütmedik mesela, sadece sevdiğimiz şeyleri paylaşmaktan keyif alıyoruz. Bunun arkasında bambaşka hayatlarımız da var. Sizin müzik dışındaki hayatlarınız nasıl merak ediyoruz? Müzik yapmak için full-time commitment, tam adanmışlık gerekli mi sizce?

Sezer: Burada herkes aşırı idealist zaten, emin ol elimize geçen şeyler maddi anlamda çok komik. Çoğu da yine ekipmanlarımıza gidiyor. Bizimki çok profesyonel bir hobi aslında. Onun dışında herkes bir şey yapmak zorunda yoksa hayatta kalamazsın.

Ediz: Benim sabahları kalkmak için sebebim bu, bir B planım yok. Adanmışlık olarak sorduğunuz buysa evet yani bunun için devam ediyorum, ediyoruz.

Gizem: Ama doğal olarak gelişen bir adanmışlık bu, bir zorlamadan ötürü değil. Bir yerden sonra bütün hücrelerin bunu yapmak istiyor oluyor.

Renan: Uzun yıllar ve büyük çabalar gerektiren bir iş bu ayrıca, hiçbirimiz bir anda büyük sonuçlar alma niyetinde değiliz.

Sezer: Bu işin içinde olan kimsenin de çok büyük beklentiler içinde olduğunu zannetmiyorum.

In Hoodies: Buradaki kimsenin bunu ekonomik karşılığı için yapmadığı belli, onun dışında hepimizin hayatında bambaşka şeyler vardır eminim ama en büyük ortak noktamız müzik tabii ki.

Alp: İyi ki bizi böyle birleştiren bir güç var.

Sezer: Böyle bir üçgen gibi aslında mekan, müzisyen ve seyirci. Birbiri olmadan var olamıyorlar.

In Hoodies: Ben biraz daha ilkel düşünüyorum aslında. İnsanlığın ortaya çıktığı andan itibaren sanatsal ifadenin ortaya çıktığını düşünüyorum, ses çıkarmak, duvara bir şey çizmek gibi. Bu bahsettiğin her şey bir çeşit yeni dünya düzenine uyum sağlamanın bir parçası gibi geliyor, marketing, branding, promo vs… müziğin tanıtılmasından grubun fotoğraflanmasından tut, müziğin nerede, nasıl paylaşılacağına kadar. Bu şeyler hep ikincil üçüncül şeyler bence “ifade”nin arkasında. İfade, sanatsal dışa vurum hep vardı muhtemelen. Diğer köşeler onun etrafında şekillendi. İfade insanlığın son gününe kadar var olacaktır sanıyorum. Etrafındaki değişenlerse hep başka isimlerle, görev ve amaçlarla, farklı şekillerde konumlanacaklardır. Keşke o bahsettiğin üçgenin diğer köşeleri de bunu fark etse.

Sezer: Evet, bu sahne hep o bilinçlenmeyle gelişecek.

-Bizi de hep müziğe bağlayan bu aslında, o bahsettiğiniz köşelerle bir araya gelmek bir şeyler öğrenmek ve paylaşmak. Bir sonraki soruma geçecek olursam. Siz yurt dışında da tecrübeler edinmiş müzisyenlersiniz, nasıl adımlar attınız bu yönde, daha yeni müzisyenlere neler önerirsiniz?

-Oradaki kitleniz nasıl mesela?

Sezer: Burada bir konser verdiğimizde bizi bilerek geliyor insanlar, orada onu yaratmak çok zor ama gelenler eğer grubu bilmiyor olsa da tanımaya geliyor, sahneye saygılı oluyorlar, konserin sonuna kadar gerçekten kimse çıkmıyor. Burada birazcık geliştirilebilir o, mesela bir festivalde çıkıyorsun büyük bir grubun öncesinde insanlar gelmiyor ön grup için, bir bakıyorsun 10 dakika sonra mekan dolmuş. Bir kez bir Bülent Ortaçgil konserinden 10 dakika sonra çıkmıştım, akustik bir konserdi yanda insanlar gürültü yapıyordu gerçekten hiç hoş değil. Bir de bir ara ”sessizlik politikası” vardı bazı konserlerde sessiz olunması için uyarı yapılıyordu, bu da seyirciye çok büyük hakaret bence.

-Bu eğitim sistemimize kadar gidiyor kimse başında biri olmadan, bir şey söylenmeden nasıl davranması gerektiğini bilmiyor. Bir de nispeten bilinçli bir kitle bu.

In Hoodies: Sadece doğduğun yerin ve birazcık okur yazar olmanın getirisiyle daha bilinçli görünüyor olmanın etkisi bu, yoksa kimsenin birbirinden farkı yok. Senin de dediğin gibi bi 70-80 yıldır yapılmaya çalışılan gelişmeyle olacak bir şey değil ne yazık ki. Bunların dışında soruya dönecek olursak benim çok küçük solo olarak birkaç deneyimim oldu yurt dışında. Genel ilgi çok farklı tabii. Bunun dışında müziğin derinine girilerek yapılan incelemeler hep dışarıdan geldi, birkaç değerli istisna hariç yerelde ne yazık ki hep çok yüzeysel kaldı. Ama tabii birçok etken var, bu işi gerçekten severek yapanlar için bir şekilde sadece hobi olarak kalmışsın ya da meslek olarak bunu yapanlar için de maddi bir getirin, müziğinin paylaşılmasının onlar için kısa vadede ekonomik bir karşılığı yok.

-Yine de sınırların dışında da dinleniyor olmak da güzel bir duygu sanırım?

In Hoodies: Bence aslında müziğin üretildiği yerde sevilmesi daha değerli. Sezer siz mesela Can’la odanızda yapıyorsunuz bestelerinizi, değil mi? Bu şarkılar burada hissedilenlerle yapılmış. Buradaki insanlara bir şeyler ifade etmesi, bu müziğin insanlara otantik geldiği veya daha ağır ifade edecek olursam “aa bu ülkede de böyle müzik mi yapılıyormuş” denildiği yerlerde bu sebepten ötürü dinleniyor olmasından daha değerli bence. Tabii, nerede olursa olsun birinin dinliyor olması güzel ama keşke buradaki durumu düzeltebilsek.

Sezer: Artık ülkemizden o kadar güzel, dünya standartlarında işler çıkmaya başladı ki bence artık bunun da bir kitlesinin oluşması lazım, o yönde evriliyoruz diye umuyorum. Biz bir üst jenerasyon olduğumuzda çok daha iyi bir noktada olacak bence. Mesela çok basit bir örnekle anlatayım, babam beni 7 yaşından beri maça götürüyor o yüzden koyu bir Galatasaraylıyım, aynı şekilde 7 yaşından itibaren konsere götürülen bir çocuk da daha çok bu yöne yönelecek mesela.

-2015’te sokak hayvanları için düzenlenen bir festivalde sahne aldı Al’York. Bu tip etkinlikler sürekli karşılaştığımız bir şey değil. Sizin tecrübeniz nasıldı? Bu konseptte konserlerin azlığını neye bağlayabiliriz?

Al’York: Açıkçası çok güzel bir etkinlikti. Biz çok keyif aldık. Yine olsa hiç düşünmeden tekrar yaparız. İlgi ve çabanın güzel olduğu bir konserdi, bizim için. Bu konserlerin azlığını belki yapılmaması, yapıldığında yeterli tepkiyi görememesi olabilir. Belki de kimsenin buna ön ayak olmaması…

Al'york

-Her grubun şu sıralar neler yaptığını bilmek isteriz. Gelecek planlarınızdan bizimle paylaşmak istedikleriniz var mı?

Al’York: Tabi neden paylaşmayalım! Önümüzdeki günler için yayımlamayı düşündüğümüz eski bir şarkımız var. Onunla ilgili olacak olan minik sürpriz için fazlasıyla heyecanlıyız. Aralık’a doğru ise daha farklı planlarımız var.

In Hoodies: Büyük bir plan veya hedef yok, üretip paylaşmaya devam etmek temelde. Muhtemelen ilk by-pass’ıma neden olacak zorlu bir süreç sonrasında da olsa, ikinci albüm kısa zaman içinde yayınlanacak gibi. Bir de biraz daha farklı koldan gelişen bir EP var.

The Away Days: Bu aralar ikinci albümümüzün çalışmalarını hızlandırdık. Hedefimiz 2018’de yeni albümümüzü tamamlamış olmak.

*Görseller Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ne aittir.

RÖPORTAJ: HVOB

Geçtiğimiz sene Sonar’ın ilk İstanbul ayağında sahne alan ve en beğenilen isimlerden biri olan HVOB’u, Winston Marshall ile işbirliği yaptığı yeni albümü SILK‘in turnesi kapsamında ikinci kez Zorlu Performans Sanatları Merkezi ev sahipliğinde tekrar izleme fırsatı bulacağız. 27 Ekim‘de gerçekleşecek olan, önceki turneden farklı sürprizler içerecek kaçırılmayacak performans için hazırlığınızı röportajımızla yapın:

Nasılsınız, turneniz nasıl gidiyor?

İyiyiz, teşekkürler! SILK turnesinin ikinci ayağına henüz başladık, ilki Nisan ayındaydı ve tüm konserler sold-out oldu, bizim için müthiş bir şeydi bu. O yüzden turnenin ikinci ayağını yapmaya karar verdik ve tekrar İstanbul’a geleceğimiz için de çok mutluyuz.

Üçüncü albümünüz SILK’i geçtiğimiz bahar yayınladınız. Albümün hayata geçiş süreci nasıldı?

Bu albüm Winston Marshall ile ortak projemizdi. Bir nevi yan projeydi bizim için. Winston ile birbirimize birkaç demo yolladık ve aramızdaki uyumu fark etmemiz hiç de uzun sürmedi. Başta birlikte bir-iki şarkı yapmak istemiştik sadece, ama süreç o kadar keyifli geçti ki sonucunda ortaya koca bir albüm çıktı. SILK bizim için hem yaratıcı bir yolculuk hem bir işbirliği hem de bir yan proje diyebiliriz ve insanların bunu anlaması bizi çok mutlu etti.

Peki Winston Marshall ile çalışma fikri nasıl ortaya çıktı? Ufukta yeni işbirlikleri var mı?

Bir gün bize bir e-posta yolladığını gördük ve sahte olduğunu düşündük. Bir-iki hafta sonra bir e-posta daha aldık ve bu sefer gerçekten de onun olduğunu anladık. Yaptığımız müziği çok sevdiğini ve birlikte çalışmak istediğini yazmıştı. Birbirimize karşılıklı demolar yollamaya başladık. Stüdyomuza ziyarete de geldi. Onunla birlikte çalışmak aklımızın ucundan bile geçmezdi ama SILK’ı bu kadar özel, eşsiz ve ilginç kılan da bu oldu: Winston ile birbirimizden çok ama çok farklıyız çünkü. Ufukta yeni bir işbirliği ise şimdilik yok.

Yeni şarkılar üzerinde çalışıyor musunuz? Üçüncü albümünüzden neler beklemeliyiz? Ne zaman yayınlamayı düşünüyorsunuz, bir planınız var mı?

Sürekli yeni şarkılar üzerinde çalışıyoruz ama stüdyoya asıl tur bittikten sonra döneceğiz. Winston ile yaşadığımız deneyim eşsizdi ama Paul ile ben, tekrar işbirliği olmadan HVOB olarak müzik yapmak için de sabırsızlanıyoruz. Şimdilik ne zaman yeni bir şeyler yayınlayacağımızı bilmiyoruz ama en kısa zamanda yeni bir EP yayınlamayı çok istiyoruz.

Avusturya’nın müzik sahnesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Avusturya çıkışlı olmak müziğinizi etkiledi mi? Takip ettiğiniz, etkilendiğiniz Avusturyalı müzisyenler var mı?

Avusturya’nın ya da Viyana’nın müziğimizi herhangi bir şekilde etkilediğini düşünmüyorum. Şahsen ülkeme çok aşığım da diyemem doğrusu. Evet Avusturyalı çok iyi gruplar var ama Türkiye’de de, ABD’de de, Endonezya’da da çok çok başarılı müzisyenler var 😊

Sizleri geçen sene Sonar İstanbul’da izledik, üstelik festivalin en çok beklenen isimlerindendiniz. Sizin için nasıl bir deneyimdi bu? Bu sefer planlarınız neler?

İstanbul’da müthiş bir şekilde karşılandık, bu bizi o kadar mutlu etti ki anlatamam. Ne zaman gelsek insanlar bizi çok sıcak karşılıyor, sanki çok uzun zamandır birbirimizi tanıyormuşuz gibi hissediyoruz 😊 Ne yazık ki hiçbir zaman şehri gezmeye vaktimiz olmadı, programımız hep çok sıkışıktı. Bu sefer şehri gezmeyi çok istiyoruz!

Peki Türkiye’deki dinleyicilerinize söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Konseri sabırsızlıkla bekliyoruz. Daha önce burada verdiğimiz konserlerden çok daha farklı olacağını söyleyebiliriz, ilk defa Türkiye’deki bir konserimize tüm görsellerimiz ve ışık gösterilerimizle geliyoruz. Çok özel bir konser sizleri bekliyor diyebiliriz 😊

HARVEST FESTİVAL İKİNCİ KEZ KÜÇÜKÇİFTLİK PARK’TA!

2015’te senenin en iyi albümlerinden biri olan “This Is All Yours”a imza atan ve en çok yolu gözlenen isimlerinden biri haline gelen alt-J’i izleme fırsatı bulduğumuz festival olarak hayatlarımıza giren Harvest Festival bu sene ikinci kez gerçekleşecek. Festival sezonunu kapatıp soğuk havalara ve kapalı konser alanlarına geri döneceğimiz fikrine alışmaya çalışırken Küçükçiftlik Park’ta açıkhavaya veda etme şansı bulacağımız etkinlik katılımcılarına çimlerle dolu bir alanda bahara kadar son bir festival coşkusu yaşatmayı vadediyor.

Festivalin line-up’ından açıklanan ilk isim ve headliner Jungle oldu. Tom McFarland ve Josh Lloyd-Watson’ın öncülüğünde Londra’da kurulmuş yedi kişilik soul-funk kollektifi 2013’te çıkardıkları single’ları “The Heat” ile bütün dünyanın ve bizim de dikkatimizi çekmişti, ardından Jungle ismiyle yayımladıkları çıkış albümleri de önemli müzik dergilerinden iyi notlar alarak playlistlerimize girdi. İlk albümleriyle elde ettikleri bu başarıyı bir de İngiltere’nin en prestijli müzik ödüllerinden biri olan “Mercury Prize” adaylığıyla da taçlandırdılar. Bu kez ikinci albümleri öncesi turnelerinde İstanbul’da ilk kez dinleme şansına erişeceğiz. Canlı performanslarının videolarını izledikçe daha da heyecanlandığımız ve kaçırılmaması gereken bir konser olacak gibi görünüyor:

Line-up’ta yer alacağını öğrendiğimiz ikinci isim ise Kovacs. “My Love” şarkısıyla tanıdığımız, loop’ta dinleye dinleye eskitemediğimiz Sharon Kovacs’ın güçlü ve sakin sesini kanlı canlı dinleme şansı bulacağımız gibi, henüz geçtiğimiz yaz yayımladığı single’ı Sugar Pill’ın canlı performansını izleyen ilk topluluklardan biri olma ayrıcalığına erişebileceğiz. 2015 yılında çıkış yaptığı albümü “Shades of Black”in başarısını takiben geçen sene umut vadeden genç müzisyenlere verilen EBBA ödülünün de sahibi olan Kovacs, en büyük motivasyonu olan dünyayı dolaşma hedefine İstanbul’a bir kez daha uğrayarak bir adım yaklaşırken biz de Amy Winehouse, Beth Gibbons, Fiona Apple gibi çok sevdiğimiz isimlere benzer sesini ve herkesin ruhuna dokunabilen, etkileyici şarkılarını canlı dinleyebileceğiz. Bizce 27 Ekim‘e kadar önceki İstanbul konserinden videolar izleyip sabırsızlanmakta hiç sakınca yok.

Bizi çok heyecanlandıran bir diğer isim de son açıklanan isimlerden Max the Sax oldu. Parov Stelar Band’in en enerjik üyesi Marcus Ecklmayr ile bolca dans edeceğimizi hayal ediyor şimdiden enerjimizi depolamaya başlıyoruz.

Festivalde sahne alacak isimler bu kadarla kalmıyor tabii ki. Yerli Rock’n Roll sahnemizin en başarılı ve çok sevdiğimiz isimlerinden The Ringo Jets de line-up’taki bizi en heyecanlandıran isimlerden. Geçtiğimiz sene çıkan albümü Assorted’ı canlı canlı dinleyip bolca hareket etmeyi umuyoruz. Festivalde dinleyeceğimiz yerli isimlerden bir diğeri de Flört. Geçtiğimiz yaz ortası çıkan albümü Bambaşka’nın yanı sıra eski şarkılarını da dinlemeyi umduğumuz grubun performansından eminiz ki pek memnun ayrılacağız. Şimdilik açıklanan isimler arasında geçtiğimiz sene ilk albümleri II(Venüs) ile çıkış yapıp kısa sürede parlayan Palmiyeler de var. İlk şarkılarından beri takip ettiğimiz genç grubu bu line-up’a çok yakıştırdık doğrusu, eğlenceli performanslarını iple çekiyoruz. Son eklenen isimler ise yerli raggae sahnemizin en sevilen temsilcilerinde Sattas ve 3 senedir ilk defa sahne alacak olan Alpman da var.  Bu isimlere ek olarak her gün kalabalıklaşan listenin devamı için heyecanla beklerken siz de şu ana kadar açıklanan grupların konserlerinde sık sık çaldığı şarkıları içeren playlistimizi dinleyerek bize katılabilirsiniz:

İsimler eklendikçe liste de güncelleniyor olacak, festivalde herkes şarkılara eşlik ederken geri kalmamak için takip etmeyi unutmayın!

Harvest Festival tabii ki sadece canlı performanslardan ibaret değil. Gazeteci, yazar, hayvan hakları aktivisti Zülal Kalkandelen, Tıbbi ve Aromatik bilimler teknikeri ve yazar Nazım Tanrıkulu ve Good4Trust.org kurucusu Dr. Uygar Özesmi’nin söyleşilerini de dinleyebileceğiz. En keyifli açıkhava konser mekanlarından biri olan Küçükçiflik Park, yemyeşil çimlerle ve her türlü zevke hitap eden standlarla kaplanmış olacak. Vegan yiyecek seçeneklerinin de bulunacağı alanda, good4trust.org 

ORADAYIZ: NATHAN FAKE

Geçtiğimiz baharda son albümü Providence’ı yayınlayıp büyük ilgi toplayan ve geçtiğimiz sene Salon’da izleyip hayran kaldığımız benzer başarılı isimlerden Dorian Concept ile yaptığı iş birliğiyle de tanıdığımız İngiliz elektronik müzik sahnesinin yükselişteki isimlerinden Nathan Fake, 6 Ekim akşamı Salon‘da olacak. Öncesinde Men with A Plan, sonrasında ise Büber‘in sahne alacağı etkinlik için biz de orada olacağız.

RÖPORTAJ: TIMBER TIMBRE

4 Ekim’de Garanti Caz Yeşili kapsamında Babylon’da sahne alacak Montrealli grup Timber Timbre ile sohbet ettik, İstanbul’daki ikinci performansları öncesinde hiç olmadıkları kadar karanlık duyulan albümleri “Sincerely, Future Pollution”dan bahsettik, gelecek planlarını sorduk. Kaçırılmayacak bir performans olacak gibi görünüyor, buyurun:

Merhaba, nasılsınız? Turne nasıl gidiyor, tekrar yolda olmak nasıl bir duygu?

Merhaba yolda olmak çok güzel turnede olmayı çok seviyoruz, şarkılarımızı canlı çalmak bize çok büyük bir enerji veriyor, bunun için yaşıyoruz diyebilirim.


Nispeten daha romantik ve neşeli önceki albümlerinize kıyasla “Sincerely, Future Pollution” çok daha karanlık ve kasvetli. Yapmaya çalıştığınız bu muydu, sonunda elde ettiğiniz şey baştaki planınızla örtüşüyor mu? Sizi böyle karanlık ve distopik bir album yapmaya iten neydi, albümün arkasındaki fikirlerden biraz bahseder misiniz?

LCD Soundsystem, Chemical Brothers ve Oasis karışımı havalı bir şeyler yapmaya çalışıyorduk ama şımarık zavallı herifler olduğumuz için onun yerine bunu yaptık ki salak değilseniz çok daha ilginç olduğunu görürsünüz bence.


Montreal’de oldukça zengin bir yerel müzik sahnesi var, bunun bir parçası olmak sizi en başından beri nasıl etkiliyor?

Montreal’in Rock’n Roll sahnesinden birçok ismi henüz dünyaca tanınmadan önce bile takip ediyordum. Torngat and Sean Nicholas Savage, Mozart’s Sister, Patrick Watson, Avec pas D’casque, Les Troubles, Blood And Glass ve Black Le Gary takip ettiğim ve sevdiğim isimler. Tam içinde olan benim bile takip etmekte zorlandığım kadar fazla, sürekli iletişim ve iş birliği içinde olan eşsiz müzisyenler/gruplar var burada.


Albümü Paris’te, La Frette Studios’da kaydettiniz. Bu değişiklik size ne gibi yenilikler sundu? Bu konum değişikliği sizi nasıl etkiledi?

La Frette Studios benim için Disneyland gibiydi. Profesyonel bir stüdyo tecrübemiz olmadığı için La Frette’in koleksiyonu bize çok şaşırtıcı geldi, değişik synthler, gitarlar ve daha bir sürü şey. Oldukça konforlu ve büyülü bir yerdi. Oradan hiç ayrılmasak olurmuş gibi hissettik ve hissettirildik. Harika yemekler yedik ve içtik, yine de işimize bütün dikkatimizi verebildik ve iki hafta kadar bir sürede kayıtlar elimizdeydi.


Her albümde müziğinize yeni elementler katıp bambaşka şeyler ortaya çıkarıyorsunuz, yeni albüm için planlarınız nedir? Yeni bir şeyler üzerinde çalışmaya başladınız mı? Timber Timbre’yi turneden sonra neler bekliyor?

Açıkçası gelecek için plan yapacak bir anımız bile olmadı. Bu yeni albümle birlikte alışmamız gereken çok fazla yeniliğe maruz kaldık. Bu durumun baskısı yeni ilhamlar için pek zaman ve enerji bırakmıyor. Ama yine de caz bekleyebilirsiniz diyebilirim, ya da country.


Daha önce İstanbul’a gelmiştiniz, tecrübeniz nasıldı? Bu seferki planlarınız nedir? Seyircilerinizin nasıl olmasını umuyorsunuz? Konseriniz için nasıl hazırlanalım?

Sahneye solo olarak çıktığım ilk ve tek İstanbul konserimizi çok sevmiştim. Çok iyi gitmişti diye düşünüyorum, kalabalık şaşırtıcı bir şekilde çok sıcak ve katılımcıydı. Bu kez çok daha gürültülü bir konser olacak ve dans etmek zorunlu.  Telefonlarınızı da kapalı tutarsanız konserden daha çok zevk alırsınız, Instagram gerçekten çok sıkıcı ve bence birlikte çalışırsak bu popülariteyi yok edebiliriz, özleyeceğimizi hiç sanmıyorum.

Teşekkürler!

TOP 10: AVAZ AVAZ

Temellerimiz 15 yıl öncesine kadar dayansa da birçoğunuz bizi 2009’da yayına giren avazavazdergisi.blogspot.com.tr’den tanıyor. 8 yılda çok değiştik, küçüldük, tekrar büyüdük, yaşlandık, gençleştik ama güzel müziğe olan açlığımız, merakımız ve paylaşma isteğimiz hiç eksilmedi. Sitemize 5000. yazımızı girerken bu kez de sizin geri dönüşleriniz üzerinden bir de kendi geçmişimize bakmak, en sevilen yazılarımızı derlemek istedik. İyi tekrar okumalar.

10. Tanışın: Lorde

Lorde’u kimseler dinlemezken biz dinliyorduk -o kadar geçmiş bir zaman ki soundcloud linkleri ölmüş-, dedik ve oldu…

Tanışın: Lorde

9. İş Üstünde: Gevende

Gevende ile Kırınardı öncesi bir araya gelmiş ve videolu bir röportaj gerçekleştirmiştik, çok da hoş olmuştu.

İŞ ÜSTÜNDE: GEVENDE

8. 2010-2015: Türkiye’den Sevgilerle

Yerel müzik sahnemizin son 5 yılını özetlemiştik. 2015 yazdığına bakmayın, güncellemeye devam ediyoruz, Türkiye’den yeni müzikler için takiplemeye devam edebilirsiniz.

2010 – 2015: TÜRKİYE’DEN SEVGİLERLE

7. 2014: Popo

Bu yazıyı koymasak olmazdı, 2014’te müzik videolarından şarkı sözlerine her yerde popo vardı, biz de katkımızı bu şekilde yapmıştık.

2014: POPO

6. Röportaj: Yüzyüzeyken Konuşuruz

En iyi röportajımız budur diyebilir miyiz bilmiyoruz ama en popüler oldukları zamanlarda Yüzyüzeyken Konuşuruz’la buluşmuştuk, siz de bolca okumuştunuz.

RÖPORTAJ: YÜZYÜZEYKEN KONUŞURUZ

5. Esas Oğlan: Cameron Monaghan

Bu çocuğu burada keşfettik sonra uçtu gitti, hala sıkı takipçisiyiz.

ESAS OĞLAN: CAMERON MONAGHAN

4. Arctic Monkeys’in Şarkı Sözleriyle Değindiği 21 Mesele

Kabul, herkes gibi biz de Arctic Monkeys fanıydık gençliğimizde, Alex Turner’ın söz yazarlığını da böyle takdir etmiştik.

ARCTIC MONKEYS’İN ŞARKI SÖZLERİYLE DEĞİNDİĞİ 21 MESELE

3. Müzik Savaşları “İyi Ki Dağılanlar”

Dağılan grupların arkasından konuşanlar hakkında diyeceklerimiz vardı, kendimizi durdurmadık.

MÜZİK SAVAŞLARI: “İYİ Kİ DAĞILANLAR”

2. The “Eda Demir” Show

Hayatımıza hızlı ve kalıcı bir giriş yapan Sofar’ı Türkiye’ye getiren, hala projelerini ilgiyle takip ettiğimiz Eda Demir’le çok keyifli ve dolu bir röportaj gerçekleştirmiştik.

THE ”EDA DEMİR” SHOW

1. Youtube Tıklanma Sayıları Arşa Değen 9 Pop Şarkıcımız

Gerçekten ne varsa Türkçe Pop’ta varmış, bilememişiz.

YOUTUBE TIKLANMA SAYILARI ARŞA DEĞEN 9 POP ŞARKICIMIZ

RÖPORTAJ: FLUNK

2000 yılında Anja Oyen Vister, Jo Bakke, Ulf Nygaard ve Erik Ruud dörtlüsü tarafından kurulan ve o zamandan beri 7 albüme ve neredeyse orijinali kadar popüler olmuş çok sayıda covera imza atan Flunk, geçtiğimiz senelerde sold out olan konserlerinin ardından bir kez daha Salon‘da sahne alıyor. Üstelik bu kez 29 Eylül‘de kendilerini yeni albümleri “Chemistry and Math”in yayımlanmasının hemen ardından izlemenin heyecanını yaşayacağız. Bu vesileyle grupta prodüktör rolünü üstlenen Ulf Nygaard’a aklımızdakileri sorduk, çok severek dinlediğimiz dörtlüyü biraz daha yakından tanımaya çalıştık. Buyurun:

Merhaba! Nasılsınız, günleriniz nasıl geçiyor?

Merhabalar. İyiyim! Hepimiz iyiyiz. Yeni albümün yayımlanışı için hazırlanıyoruz ve her şey yolunda gidiyor gibi görünüyor. Yeni şarkılarımız hakkında olumlu dönüşler aldık. Istanbul konserimiz için de provalara başladık. Istanbul’u çok seviyoruz, oradaki dinleyici kitlemiz gerçekten en iyisi! Konserlerde sanki bir aile buluşmasındaymışız gibi hissediyoruz.

Geçtiğimiz yıl çıkış albümünüz 15 yaşına girdi. Nasıl hissediyorsunuz, projenizin bu kadar büyümesini bekler miydiniz o zamanlar?

Hiçbir beklentimiz yoktu aslında. Bu kadar çok albüm yapmayı, ilk albümüzden 15 yıl sonra Istanbul’da sahne almayı hayal bile edemezdik. Bana hala tuhaf gelen bir şekilde grup olarak sanki aynı ailedenmişiz gibi hissediyoruz, birlikte çok şey yaşadık ve artık neredeyse gereğinden fazla tanıyoruz birbirimizi. 🙂

“Petrified”ı dinledik ve albümün geri kalanı için çok heyecanlıyız. Eminiz bu albüm de diğer albümleriniz kadar başarılı olacak fakat sizce bu albüm hangi açıdan diğerlerinden farklı oldu? Albümün yaratılış aşaması nasıl geçti?

Önceki işlerimizden çok farklı olduğunu düşünmüyorum, umarım bu durum albümü beklendik ya da sıkıcı yapmaz. Bence “Personal Stereo”dan beri yaptığımız en iyi albüm; sound’u tam da istediğimiz gibi oldu, yaylılara biraz daha odaklanmamız gerektiğini düşündük ve bu albüme hoş bir hava kattı. Yapım süreci oldukça uzundu, ben daha çok “producer” rolündeyim, diğerleri ise kayıtlarını upload ediyorlar. Stüdyo’ya girme aşamasını atladık, her şeyi ayrı ayrı yaptık, bu yöntem bizim için iyi işliyor. Flunk bir kolektif olarak müzik yapıyor, hepimiz bir şeyler katıyoruz ve kimse birbirinin katkısına karışmıyor.

Bir röportajınızda turne sırasında gittiğiniz ülkelerin çoğunda Norveç’te olduğunuzdan daha ünlü olduğunuzu söylemişsiniz, niçin böyle olduğunu düşünüyorsunuz peki?

Tam sebebini bilmek zor. Sanırım Norveç’te müzik basınının işleyiş biçiminden ötürü, insanlar yeni isimlerin peşinde. Biz de çok umursamıyoruz açıkçası. Dünyanın her bir yanından daha sadık dinleyicilere sahip olmak çok daha eğlenceli. Istanbul’a gelebiliyorsak ve burada şarkılarımızı çaldığımızda dinleyicilerimiz baştan sona eşlik edebiliyorsa bu çok daha tatmin edici bizce.

Zaman zaman Facebook sayfanız üzerinden playlistler paylaşıyorsunuz. Bunlardan hangisinin daha sıklıkla dinliyorsunuz şu sıralar, ya da bizimle paylaşabileceğiniz yeni bir liste var mı?

Ben Spotify’daki “Stuff we like” playlistimizi çok dinliyorum. İnsanlara sevdiğimiz şeylerden bahsetmek yaptığımız işin bir parçası aslında, bunu daha çok yapmamız gerektiğini de hatırlattı bunu söylemek aslında. Çoğu şarkımız sevdiğimiz şarkılardan, kelimlerden, cümlelerden esinlenerek ortaya çıkıyor. Bu bahsettiğim playlist’te de esinlendiğimiz birçok şarkıyı bulmanız mümkün.

İstanbul’a pek çok kez geldiniz ve burada büyük bir kitleniz var. En çok hangi dinleyici tipini seviyorsunuz bilmek isteriz. 🙂 Konseriniz için nasıl hazırlanalım, bizi neler bekliyor?

Başta da dediğim gibi İstanbul kitlemiz en iyisi! 🙂 Oradaki bütün konserlerimiz gerçekten büyük keyif veriyor bize. Çok sıcak ve rahat bir atmosferi var, sanki sevgilimiz için çalıyormuşuz gibi hissediyoruz. Umarım dinleyicilerimize de aynı hisleri aktarabiliyoruzdur. Bu sefer müzik daha hareketli olacak, çok daha fazla ses ve gürültü duyacaksınız. Nedendir bilmem böyle bir yola girdi müziğimiz provalar sırasında. Yani birazcık şaşırmaya hazır olun! 🙂

Teşekkürler!

EYLÜL TAKVİMİ: TATİL BİTTİ

Tatil bitti ve uzunca bir süre ara vermemek üzere iş başı yapacağımız o karanlık gün geldi. Neyse ki hüznümüzü bir nebze hafifletecek konserler var takvimimizde. Eylül ayı için seçtiğimiz etkinlikler ajandalara notlar alınsın ve bitmek bilmeyen mesai saatleri bir sonraki konserin hayaliyle biraz olsun hızlı aksın diye hemen burada. İyi eğlenceler!

6 Eylül

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Sanat Performance Açıkhava Sahnesi // Deniz Tekin

8 Eylül

Garaj // Jens Lekman
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Zorlu PSM // MONO

9 Eylül

Garaj // Jens Lekman
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Beirut Performance // Mirkelam
Kilyos // Babylon Soundgarden

10 Eylül

Jolly Joker // Levent Yüksel
Beykoz Kundura // Gezgin Salon: Kiasmos, Pantha du Prince, Pional…

11 Eylül

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Zorlu PSM // 6. Uluslararası Klarnet Festivali – New York Gypsy All Stars ft. Brenna MacCrimmon & Ara Dinkjian

12 Eylül

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan

13 Eylül

IF Performance Hall Beşiktaş // Baba Zula

14 Eylül

IF Performance Hall Beşiktaş // Deniz Tekin
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Zorlu PSM // 6. Uluslararası Klarnet Festivali – Souad Massi ft. Serkan Çağrı

15 Eylül

Zorlu PSM // The Magician
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Garaj // Azealia Banks

16 Eylül

Sanat Performance Açıkhava Sahnesi // Birsen Tezer
Garaj // The Field (Live) + Coma (Live)

19 Eylül

UNIQ Açıkhava Sahnesi // Ceylan Ertem
BÜMED // -33: Adamlar, Sattas, Hey! Douglas

20 Eylül

Sanat Performance Açıkhava Sahnesi // Sena Şener

21 Eylül

Babylon // Nouvelle Vague

22 Eylül

Garaj // Steve Mason (Akustik)
Babylon // Nouvelle Vague
Salon İKSV // Roosevelt

23 Eylül

Garaj // Agar Agar + Samaris
Babylon // A-WA
Zorlu PSM // Coyu
Zorlu PSM // Tom Odell

26 Eylül

Babylon // A-WA
Babylon // Midnight Sessions: Eli&Fur
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Yalın

27 Eylül

Salon İKSV // Zoe Keating
Babylon // Ceylan Ertem
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // MFÖ
Zorlu PSM // Michael Kiwanuka

28 Eylül

Dorock XL // Ezhel
Babylon // Deniz Tekin

29 Eylül

Salon İKSV // Flunk
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Göksel
Zorlu PSM // Lokalize: Ceza

30 Eylül

Garaj // Dave DK + Dauwd
Salon İKSV // Minor Empire
Mask // Sattas
IF Performance Hall Beşiktaş // Vega
KadıköySahne // Kalben
Zorlu PSM // Lokalize: Hey! Douglas

GELİYOR: AZEALIA BANKS

Garaj‘ın yeni sezon programını heyecanla paylaşmıştık. Dün kesin olarak öğrendik ki program bundan ibaret değilmiş. Hemen iki hafta sonra, daha önce açık hava performansını izlediğimiz ve bütün hater’larına, sansasyonel söylemlerine karşın çok sevdiğimiz olan isimlerden Azealia Banks’i, Garaj sahnesinde izleyeceğimiz haberini aldık. Daha önce Azealia Banks kendi instagram hesabından konseri duyurmuştu fakat sözüne güven olur mu emin olamadığımız için kutlamalara başlayamamıştık, Garaj cephesinden de müjdeyi aldığımıza göre iç rahatlıyla gün saymaya başlayabiliriz. 15 Eylül’de gerçekleşecek konserin biletleri satışta!

GEZGİN SALON’A YEPYENİ İSİMLER EKLENDİ!

Salon’un Temmuz’un başında haberdar olduğumuz, sezon arası konser yokluğunda yüreğimize su serpen projesi Gezgin Salon‘a yeni isimler eklendiği duyuruldu. Kiasmos’u bu yeni proje dahilinde Beykoz Kundura’da izlemek bile yeterince heyecan vericiyken listeye eklenen Berlin çıkışlı en sevdiğimiz, özellikle Salon sahnesine de çok yakışırdı diye düşündüğümüz isimlerden olan Pantha Du Prince ve bu sene Mercury Prize’a aday olan the xx, Sampha gibi isimlerin de mensubu olduğu Young Turks’le çalışan Pional‘ın yanı sıra; yerli sahneden Mind Shifter, Men with A Plan, Büber gibi isimlerle sabırsızlığımız katlandı. 10 Eylül’ü merakla beklemeye devam ediyoruz.

İSTİKLAL’E GERİ Mİ DÖNÜYORUZ?

Son birkaç senedir alternatif mekan arayışlarına girişmiş, yavaş yavaş Taksim/İstiklal’den uzaklaşmış, hatta uzak bir anı olarak yad etmeye bile başlamıştık. Geçtiğimiz hafta aldığımız müjdeyle bu durum değişti. Play Tuşu daha önce şöyle bir göz kırpmıştı, bu sefer ise büyük sürprizi yaptı ve dopdolu line-up’ını müzik tutkunlarının beğenisine sundu. Ajandalara not alınmak üzere ayrıntılar şurada, uzun konser programı da hemen burada:

Jens Lekman – 8 & 9 Eylül

The Field (Live) + Coma (Live) – 16 Eylül

Steve Mason (Akustik) – 22 Eylül

Agar Agar + Samaris – 23 Eylül

Dave DK + Dauwd – 30 Eylül

2manydjs (DJ Set) – 7 Ekim

Nilüfer Yanya + Chelou – 13 Ekim

Shabazz Palaces – 20 Ekim

Altın Gün + Ernesto Chahoud – 21 Ekim

Andy Stott (Live) + Demdike Stare (Live) – 27 Ekim

Gengahr + Keep Shelly In Athens –  28 Ekim

Kiss All Hipsters – 3 Kasım

Lindstrom (Live) – 4 Kasım

Sun Ra Arkestra – 5 Kasım

Lapalux (Live) + DJ Lefto – 11 Kasım

The Big Moon – 17 Kasım

Karl Hector & The Malcouns + Bosq of Whiskey Barons – 18 Kasım

DJ Seinfeld + DJ Boring – 24 Kasım

El Perro Del Mar + Melis – 25 Kasım

Black Lips – 26 Kasım

Jessy Lanza – 1 Aralık

Lake People (Live) – 2 Aralık

Romare (Live) – 9 Aralık

All We Are + Optimo (Espacio) – 15 Aralık

The Horrors – 16 Aralık