TANIŞIN

TANIŞIN: AGENCY

Geçtiğimiz günlerde ilk şarkısının haberini yayınladıktan sonra gözümüzün önünde tuttuğumuz grup Agency ile bu akşam gerçekleşecek Peyote konserleri öncesi buluştuk. Biz birazcık yakından tanıdık ve çok sevdik Agency’i. Sizinle de tanıştırmak istedik. Gruptan Numan Kılıç ve Mert Akgül ile yaptığımız bu kısa sohbetle onları siz de tanıyın.

Ahmet: Öncelikle kuruluş hikayenizi duyalım hazır hikayeniz taze tazeyken.

Numan: Boğaziçi Üniversitesi‘nde okuyorum ve okuldaki Taşoda stüdyosunu bilirsiniz. Agency kurulmadan önce Taşoda’da çalışan bir cover grubunda gitaristtim. Interpol, Joy Division, Arctic Monkeys gibi grupların coverlarını yapıyorduk. Sonra cover çalmaktan sıkıldım. Kendi kendime bir şeyler denemeye ve üretmeye başladım. Okulu dondurdum ve bir sene kadar bu konu üzerinde çalıştım. Gitar, vokal ve klavye kayıtları alsam da bas gitar ve davul’da pek bir bilgim olmadığından bu boşlukları dolduracak insan arayışına çıktım. Önce grubun bas gitaristi Karcan Ural‘a ulaştım. 2014’ün başlarında böylece bir sürece girmiş olduk. Bir iki ay sonra da bateristimiz Mert Akgül katıldı. Bu şekilde biz provalara başladık. Sonradan provalara Batu Çetinkaya ve Eren Can Temel de dahil oldu. Şimdilerde nereden baksanız bir 10 şarkımız var.

11077714_10153147569223826_1795907030_n

Ahmet: Çok yeni bir grupsunuz ama kuruluşunuzdan bu yana nasıl bir süreçten geçtiniz müzik olarak ve gelecekten beklentileriniz neler?

Numan: Gruba her gelen yeni isim grubun havasına ve şarkılarına bir katkıda bulunuyor. Şarkıların ilk taslakları benden çıkmış olsa bile şarkılar grup içerisinde şekilleniyor.

Mert: Numan şarkıları yazıyor da biz de verdiklerine bas gitar, davul ve ya klavye parçalarını ekliyoruz gibi bir durum olmadı yani.

Numan: Evet, grubun bütün üyelerinin katkısı var grubun tınısına. Kuruluştan bu yana çok değişti ve gelişti grubun tınısı. Açıkçası ben bunun bu kadar değişebileceğini beklemiyordum. Ama şuan bulunduğumuz noktadan da memnunum.

Mert: Beklenti konusunda benim de fikrim çok değişti. Grubun ilk kuruluş aşamasında amacım sadece provaya gelip, davul çalıp eğlenmekti. Grubun geleceğini düşünmüyordum belki de hiç. Ama ortaya çıkan kayıtları gördükten sonra beklentilerim çok değişti. Şimdilerde çok ciddi düşünüyorum grupla.

Ahmet: Hard-Rock Cafe’deki çok kısa performansınızı saymazsak ilk konseriniz olacak bu akşamki Peyote konseri. Bu konserden, biz gelecek olanlar, ne bekleyelim?

Numan: Öncelikle 10-13 şarkı yazmış olsak da şimdiye kadar bütün bu şarkılar istediğimiz olgunlukta değil ve bu akşam hepsini çalmayacağız. Kısa bir set olacak. Yaklaşık bir 40 dakikalık konser sizi bekliyor.

Mert: Siz konserden ne beklersiniz bilmem ama benim güzel sınıf arkadaşlarım var, güzel kızlar. Ben onları bekliyorum valla. Tabi güzel güzel çalmayı da. Gelenler de akşam dışarı çıkalım eğlenelim kafasında iseler kesinlikle eğlenebilirler performansımızdan. Şöyle güzel müzik dinleyelim deyip gelenler de eli boş dönmezler.

Numan: Aynen eğlence vaad edebiliriz. Hem yeni bir grubunda doğuşuna şahit olurlar.

Ahmet: Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Mert: Konsere gel, gelin, gelsinler.

Biz de bu vesileyle konsere gidecekleri etkinlik sayfasına alalım.

TANIŞIN: VANIISH

Joy Division post-punk’ının biraz daha sert ve günümüz uyarlamasına ilgi duyarsanız, San Francisco’dan bizlere söylenen şarkılarla tanışabilirsiniz. 2013 ‘te “birkaç grubun karışımıyla” oluşan VANIISH (Wax Idols, The Soft Moon, Veil Veil Vanish) 2014’te Memory Work adında bir albümle 70 sonları ve 80 başlarının müziğini geri getirdi. Fakat bu getirişi kendi müzik anlayışlarıyla harmanlayarak ve işin içine biraz da indie katarak yaptı.

Bu durum şarkılar üzerinde bir sis bulutu yaratsa da bunun kaynağı post-punk anlayışının temelini oluşturan, şarkı boyunca arkada devam eden ve bir yerden sonra alıştığımız -hatta bazı zamanlar aradığımız- ritim. Bu ritmin gruba ve dinleyenlere göre en popa yakın olanını ise Merge şarkısıyla sunan grubun albüm sonunda bir de Fransızca sürprizi var.

Şu ana kadar fazlasıyla seyrek konser veren ve underground bir rock grubu olmanın ötesine geçme kaygısını göstermeyen VANIISH’in yine de bundan sonraki depresif listelerinizin vazgeçilmezlerinden biri olmaya aday olduğunu söyleyebiliriz.

TANIŞIN: IBEYI

Yeni takıntınız Küba dolaylarından Fransa aktarmalı olarak geliyor: Ibeyi

Ibeyi, henüz 19 yaşındaki Küba kökenli Fransız ikizler Lisa-Kaindé and Naomi Diaz‘dan oluşuyor. Hanım kızlarımızı tanıtırken kökenlerinden bahsetmek mühim çünkü müziklerini tam da bunun, Yoruba geleneğinin üzerine inşa ediyorlar.

Henüz yayınlanmış bir EP’leri ve iki şarkıları var: River ve Oya. Özellikle River, hikayesi (Yoruba dinindeki bir tanrıya övgü gibi gibi), İngilizce başlayıp Yoruba dilinde sonlanması ve perküsyonla elektronik elementlerin müthiş tatlı birlikteliği sayesinde tek başına ikilinin müziğini özetliyor.

Ibeyi şu sıralar XL Recordings’de ilk albümlerini kaydetmekle meşgul. XL’in an itibariyle dinlediğimiz albümlerin yarısına ev sahipliği ettiğini göz önünde bulundurup beklentileri yükseltmemek elde değil. Yavaş yavaş dikkatleri üzerine çekmeye başlayan bu ikilinin adını iyi hatırlayın, yakında her yerde olacaklar.

TANIŞIN: SEVDALIZA

Biraz Azealia Banks biraz M.I.A ve hatta belki biraz/bazen Nicki Minaj (veya Lerzan Mutlu) olan yer yer hip-hop yer yer elektronik/pop unsurlar taşıyan Sevdaliza‘yı gün itibariyle hayatlarınıza dahil ediyoruz.

1 adet yeni video (Clear Air) ile çıkışı yakalayan Sevdaliza, sert duruşu ve renkli tarzıyla dikkat çekiyor. Hollandalı ablamızın albümü de -biraz klişe olacak ama yayınlanırsa- bu yaza damgasını vuracak; Avaz söylemişti dersiniz.

.

.
Benzetme sevdamızla doğmadan öldürmüş gibi görünsek de aslında şu iki şarkısını ve şarkısındaki duruşu, yaptığı ve/veya yapacağı işleri takdir ettik. Sadece bizim de kafamız en az onun kafası kadar karışık.
.

 

Tanışın: Jo Calderone



Elif Şafak‘ın İskender‘i varsa, Lady Gaga‘nın Calderone‘si var.


Lady Gaga her yeni single öncesi imaj çalışmasında olduğu gibi You And I için de her zamankinden farklı bir şeyler deneme yolunda gitti ve bu kez kameralar karşısına erkek gibi giyinerek çıktı. Ne var ki You and I, Jo Calderone ismini verdiği bu karakterin ilk kez ortaya çıkışı değil. Calderone aslında bundan yaklaşık bir sene önce Vogue Hommes Japan‘ın Eylül sayısında moda fotoğrafçısı Nick Knight‘ın elinden çıkma karelerle varlığını ilan etmişti.

Calderone – İskender karşılaştırmasıysa tabii ki fazlasıyla yersiz.
.