TABULA RASA

FMK: SİMGE – BEN BAZEN

Yankı ile başlayan Simge takibim bu günlerde yeni bir sınava tabi tutuldu. Yeni albüm Ben Bazen bu sınavı yer yer sıkıntılı olsa da geçer notun çok çok üstünde bitirdi.

FUCK

Ben Bazen

Albüme güzel bir açılış parçası. Kapatmalı gitar ritimlerinden albümün en güçlü yönlerinden biri olan altyapıların ele geçirdiği bir sona geçiş.

Pes Etme

Çok güzel bir şarkı olmak üzereyken çok tekrardan bir alt sınıfta kalıyor.

Ram Ta Tam

Selim Siyami Sümer imzalı bu şarkı yine aynı kalemden çıkmış Hadise’nin Yaz Günü’ne tosluyor. Bu tarz müzikte potansiyelini bildiğim için beğendim ama çok bayılmadım. Yine de kendisinin havasını Simge vokalleriyle dinlemek güzel.

Kalp Kırmak

Hüzünlü parçalar ne yazık ki ülkemizin bir geleneği. Hüzünlü parçası olmayan albüme albüm denmez bu topraklarda ama olacaksa böylesi olsun.

MARRY

Üzülmedin mi?

Albümün Yankı etkisini üstünde taşıyan şarkısı.

Aşkın Olayım

Bas gitar yürüyüşüyle yavaş yavaş ısınan şarkı kısa bir gitar solosuyla alev alıyor alev.

İster İnan İster İnanma

Sakin ile Onur kulaklarımıza öyle bir imza atmış ki bazen kırıntılarını şarkılarda bulunca şaşkına dönüyoruz. İster İnan İster İnanma’da da bu kırıntılardan bolca var.

KILL

Hu

Daha önce Onurr‘dan duyduğumuz bu şarkı albümün yavaş kısmını temsil ediyor ama albüme gittiği pek söylenemez.

Ayrılık Yazması

Albümün dip noktası. Hiçbir yenilik vadetmeyen bir şarkı. Neyse ki bu şarkı gibi başka şarkı yok.

Öpücem

Oryantal ritimlere karşı değilim ama bu şarkıda bir şeyler yanlış.

Yalnız Başına

Yaz gecesi sahilde otururken dinlesem (öyle bir huyum yok) belki burada olmazdı ama an itibariyle (ya da her an) ölmeyi hak ediyor.

Albüm kapağını da şöyle bırakayım;

Albümü de şöyle bırakayım.

İNCELEME: CHVRCHES- LOVE IS DEAD

Her dinlediğim albümün ardından hakkında yazmadan önce karışık duygular hissediyorum. Aklıma getirdiği düşünceler, onlarla paralel bir şekilde gün yüzüne çıkan anılar hepsi bir şekilde sıralanmayı başarıyor. Maalesef aynısını Chvrches’ın yeni uzunçaları Love is Dead için söyleyemeyeceğim. (daha&helliip;)

#TBT: FOALS – TOTAL LIFE FOREVER

İyi bir çıkış yaptıktan sonra ikinci albümü yapmak aşılması gereken en büyük zorluktur derler. Takip edilmesi gereken albüm Antidotes olunca durum Foals için gerçekten de böyleydi. Ama tam 8 sene önce bu hafta çıkan ikinci albümleri Total Life Forever ile tek albümlük bir grup olmadıklarını ve çok daha yakından takip edilmeye değeceklerini hiç şüphe bırakmayacak şekilde kanıtladılar. Albüm, yaş günü vesilesiyle bu hafta bizim loop’umuzdaydı. Haftanın geri kalanında bize katılmak isterseniz albümü ve sevdiğimiz bir performansı hemen aşağıya bırakıyoruz. İyi dinlemeler.


Spanish Sahara’nın stüdyo kaydını da dinleyin tabii, kısaltılmamış introsu ve outrosuyla birlikte son derece etkileyici.

İNCELEME: BEACH HOUSE – 7

Yedi albüm ve 13 senelik bir kariyer… Baltimore’dan dream pop ikilisi Victoria Legrand ve Alex Scally’den oluşan Beach House‘un bunca zamandır yayımlanan albümlerindeki yedi farkı bulabilir misiniz? Grup, genellikle aynı tınıları yeni şekillerde yayımlayıp dream pop’ta kendilerine ait bir krallık kurdukları için eleştiriliyorlar. Ancak grubun her yayımlanan albümünün dört bir gözle beklenmesinin ve türünde bir önceden yayımlananı tahtından indirmesinin elbette bir sebebi var.

(daha&helliip;)

SAYGI DURUŞU: FEVER TO TELL

2000 yılında, kendi jenerasyonun en havalı kadınlarından biri olan Karen O öncülüğünde kurulan Yeah Yeah Yeahs‘ın çıkış albümü Fever To Tell geçtiğimiz hafta tam 15 yaşına girdi. Bu vesileyle indie rock’ın temel taşlarından biri haline gelen bu albüme saygı duruşunda bulunmak istedik.

Pin

Albümün ilk single’ı olan ve sadece 2 dakika süren bu şarkıyı bir kez dinlemek asla yetmiyor.

Date with the Night

Albümün belki de en güçlü ve akılda kalıcı parçası, 2000li yıllarda çekilmiş herhangi bir gençlik dizisi izlediyseniz bu şarkıyı soundtrack olarak duymamış olma ihtimaliniz yok. Aynı temaya sahip başka şarkıları içeren playlistimize de şuradan ulaşabilirsiniz.

Maps

“Wait, they don’t love you, like I love you” sözleriyle bir noktada kendi hayatınızla mutlaka bağdaştıracağınız şarkı, Ezra Koenig ve Beyoncé’yi de aynı şekilde etkilemiş olacak ki birlikte yazdıkları Hold Up’ın çıkış noktası olmuş.

Poor Song

Albüm, en sakin şarkısıyla kapanırken Karen O’dan bir bir aşk mektubu dinliyoruz. (Liars‘dan Angus Andrew hakkında olduğu söyleniyor)

Albümün geri kalanına hemen buradan ulaşabilirsiniz:

 

İNCELEME: IN HOODIES – CIRCLING THE CAGE

In Hoodies’in ikinci albüme giden yoldaki yeni EP’si Circling the Cage’in tanıtım resimlerini gözünüzün önüne getirin. Dış dünyayla yüzleşmeye çalışan bir adam. Ancak maskesini takmış ve yüzleşirken maskesini çıkarmayacağından neredeyse eminsiniz. Üstelik o kişiyi tanımıyorsunuz bile. İşte, yeni EP Circling the Cage tam olarak dinleyiciye bunları hissettiriyor. (daha&helliip;)

İNCELEME: CURRENT JOYS – A DIFFERENT AGE

Daha önce benimle içinde “en sevdiğin” tamlaması geçen herhangi bir müzik sohbetinde bulunduysanız yahut herhangi bir “Salı Pazarı”mıza denk geldiyseniz Current Joys’u ve özellikle Kids’ini ne kadar sevdiğimi az çok biliyorsunuzdur.

Tanıştığım an itibariyle hakkettiği değeri görmeyen müzisyenler listemde ilk sıralara yerleşen bu Amerikalı grubun yeni albümleri A Different Age beklentimin çok üzerinde oldu. Genelde albüm akışı sırası olmasına özen göstererek albüm içinde en sevdiğim ya da farklılık yaratmış olan parçaları incelemeye özen gösteriyorum. Ancak A Different Age ritimlerden sözlere, video kliplerden akışa kadar asla birbirinden koparılamayacak bir bütünlük içeriyor.

Become the Warm Jets’le başlayan albüm bizi aynı anda gerçekleşen sevme ve sevilme durumlarının insana nasıl her duyguyu yaşattığını gösteren bir yolculuğa çıkartıyor adeta. İzlediğimiz video klip tam da olmak isteyeceğimiz yer aslında.

İlle bir favorim olması gerekecekse pek düşünmeden Fear’ı seçerdim sanırım. Hissettirdikleri üzerinden konuşmaya pek gerek yok; insanın nasıl en çok kendinden korkabildiğini iliklerimize kadar hissediyoruz. Görüntü ve sözlerin anlamını bir yana bırakıp yalnızca ritmiyle korkuyu, gerginliği ve doğallığı içimize işleyen Fear.

Bir yolculuk albümü demiştik,Alabama ile  yolculuğumuza dışardan bir göz olarak bakıyoruz.

Bulunduğumuz yeri değiştirdiğimiz gerçek yolculukların sonunda vardığımız noktanın pek farklı olmadığını anladığımız o an.

No Words adını doğrudan yansıtan, minik esprili enstrümental bir şarkı. Duygusal olarak albümün geçiş parçası gibi. Yolumuzun ilerisi daha az endişeli ve umutlu.

In a Year of 13 Months benim için tek bir cümleyle sakin akustik tını ve vokalin çatışmasından doğan mükemmel uyum.

Her şarkıda farklı bir paralel evrende olduğumuzu biliyorduk, bu da kanıtı.

Albümü belki onuncu dinleyişim ama her defasında aynı ikilemi yaşıyorum. Her defasında kesinlikle en çok Fear’ı sevdim sanıyorum, My Nights Are More Beautiful Than Your Days’e kadar.

Uzun zamandır tamamını bu kadar beğendiğim, görselliğinden şiirsel sözlerine; depresifliğinden umut vaadine bu kadar uyumlu ve tamamlayıcı bulduğum bir albüm olmamıştı. Her şeyiyle didik didik etmenizi şiddetle tavsiye ettiğim bu albüm yolculuğunun sonuna geldik, umarım siz de bu seyahatten benim kadar zevk almışsınızdır.

İNCELEME: SOCCER MOMMY – CLEAN

Bu aralar herhangi bir müzik sitesine göz attıysanız Soccer Mommy‘nin çıkış albümü Clean‘i ve hatta ne kadar güzel olduğunu çoktan duymuşsunuzdur. Hakkında bir haftadır methiyeler yazılan bir albümü size baştan anlatmaya çalışmayacağım. İlk defa bir albüm incelemesinde sadece bir albümün neden güzel olduğunu anlatmak istiyorum. (daha&helliip;)

4 ADIMDA IGGY POP’TAN MÜSLÜM GÜRSES’E

“Dünya küçük” ya da bilimsel söyleme şekliyle, “dünyadaki her insana en fazla altı adımda ulaşabilirsin” derler. Söyledikleri doğru ya da yanlış ama insanlar arasındaki bağlantıları incelemeyi hep merak etmişizdir. Tabii konu müzik olunca bu bağlantıları takip etmek çok daha eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Biz bu oyunu çok oynuyoruz ve bu sefer 4 adımda Iggy Pop’tan Müslüm Gürses’e ulaştığımız bu akışa sizi de davet ediyoruz:

1. Bu zorlu yolculuğa son olarak Post Pop Depression albümüyle hatırladığımız “Godfather of Punk” lakaplı Iggy Pop ile başlıyoruz. Malum biraz enerjiye ihtiyacımız olacak gibi:

2. Geçtiğimiz hafta birçoğumuzun programı az çok !f İstanbul sayesinde doluyordu. Yine bu sayede izleme fırsatı bulduğumuz bir belgeseli hatırlayalım: American Valhalla. Post Pop Depression’ın yapım sürecini konu edinen bu belgeselde yönetmen koltuklarından birini Queens of Stone Age’in havalı gitaristi Josh Homme kapmıştı:

3.Josh Homme’un bir zamanlar yapımcılığını üstlendiği Arctic Monkeys albümü Humbug aklımızın bir köşesinde duruyordur umarım:

 

4. İşte her şeyin çok şaşırtıcı olmaya başladığı ana geldik, kemerlerinizi bağlayın! Milletçe gurur duyduğumuz olaylardan birini hatırlamakta fayda var. Siz 2013 Rock n Coke’ta Arctic Monkeys’in sahne aldığını hatırlayadurun; biz size aynı sene orada Teoman’ın da olduğunu hatırlatalım.

5. Kulağıma “Hee şimdi anladım!” sesleri geliyor yavaştan. Teoman’ın esas kimin şarkısı olduğunu unutturacak kadar beynimizde yer etmiş coverı Paramparça ve yolculuğumuzun son noktası:

 

 

 

5 MUHTEMEL NEDEN: KULAKLIK KABLOLARINI GİYSİLERİNİN ALTINDAN GEÇİREN İNSANLARIN KAYBOLUŞU

5 muhtemel neden; yaşadığımız şeylere, başımızdan geçenlere, unutulan kavramlara, dünyada olup biten olaylara kendimizce bir isyanımız. Yaptığımız sorguların, üstünde düşünmeye harcadığımız saatlerin ürünü. Bundan sonra bazı bize sorulan veya sorulmayan; bize düşen ya da düşmeyen konulara 5 muhtemel neden’imizle dahil olacağız. İlk olarak da kendimize kulaklık kablosunu kıyafetlerinin altından geçiren insanların kayboluşunu dert edindik. Buyurun;

Bir dönem bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptığımız bir eylem vardı; kulaklık kablosunu giysilerimizin altından geçirmek. Peki biz bu alışkanlığı neden terk ettik? Neden artık kulaklık kablosunu kıyafetlerinin altından geçiren insanlar etrafta yoklar? Bu tip düşüncelerinizin ilacı olduğumuzu bildiğiniz ve bunu bir görev olarak gördüğümüz için bunun peşine düşüyoruz. Aslında bize de sorsanız biz de “bize ne derdik” ama olsun. Ama dedik ya bize sorulan veya sorulmayan; bize düşen ya da düşmeyen konulara dahil olacağız. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Ayrıca soru bir kez akla düştü mü cevabını bulmadan insan huzura eremiyor.

Bu sorgulamayı kendimizce belirli bir mantığa oturttuktan sonra gelelim bu konudaki tahmini nedenlerimize;

1) Mikrofonlar

Bundan çok değil daha beş sene önce çoğu kulaklık bir mikrofona sahip değildi. Müzik dinleme dediğimiz eylem telefondan bağımsız bir şekilde icra edilir ve bir mikrofona ihtiyaç duymazdı. Kolaylıkla kulaklığın kablosunu istediğimiz yerden dolandırma özgürlüğümüz vardı. Şimdi ise kulaklık kablosunu kıyafetlerin altından geçirmeye çalışsak mikrofona erişim zorluğu çekeriz.

2) Telefona Bağlanması

Bir önceki sebepte de belirtiğimiz gibi şimdilerde kulaklıklarımızı genellikle telefona bağladığımız için eğer kablonuz 5 metre falan değilse telefonla ilgilenme konusunda sıkıntı yaratacaktır.

3) Kablosuz Kulaklıklar

Yani bunu açıklamamıza gerek yok ama sonuçta geçerli bir neden. Tabii insanlar görünmez kablolarını giysilerinin altından geçirmiyorlarsa.

4) Apple Kulaklıklarının Dokusu

Etrafta gördüğümüz kadarıyla telefon alan bir daha kulaklığa para harcamak istemediğinden kutudan çıkan kulaklıklarını kullanıyor. Denediğimiz kadarıyla da ten için güzel bir his bırakmıyor bu kulaklıklar.

5) Kader

Nerede yaşadığımızı unutmaya gerek yok. Göklerden gelen bir karar da olabilir.

Muhtemel nedenlerimizi saydığımıza göre o güzel insanların kayboluşuna bir ağıtla üzülelim;

AYŞE HATUN ÖNAL’IN İZİNDE BİR BİLİM İNSANI: ELON MUSK

2008 yılında Ayşe Hatun Önal, Sustuysam isimli şaheserini yayınlarken Elon Musk kendi deyimiyle hayatının en kötü yılını geçiriyordu. Peki bu tarihten sonra ne değişti? Tahminimce Elon Musk, Ayşe Hatun Önal’ın Marslı şarkısını dinlemeye başladı. Ne saçmalıyorsun sen diyenler için ise madde madde bu tezimi kanıtlamaya geldim.

1-) İlk olarak Elon Musk’ın Mars takıntısı “Şu sıralar Mars’a taktım. Acilen gitmem lazım.” şarkı sözünden kaynaklanmıyorsa siyaseti bırakırım. Pardon müzik yazarlığını demek istedim.

2-) “Hani bir düğmeyle iki dakikada dünyanın bir ucuna gidemezsem diğer tarafa gözlerim açık gidecek galiba.” sözü Elon Musk’un yeraltında tünellerden seyahat edecek süper hızlı araçlarını (Hyperloop) tarif etmiyorsa neyi tarif ediyor siz söyleyin?

3-) “Düzenli çalışmak beni kasıyor. Çalışmayınca da boşluk içime doluyor.” sözünü duyması Elon Musk’ın kurduğu şirkete “The Boring Company” (Sıkıcı Şirket) ismini koymasını açıklamıyorsa ne yapıyor?

4-)  “Her gün yemek yemek yorucu geliyor bana. Bir hap atsam da karnım doysa.” sözlerini tam olarak kanıtlayamasam da Elon Musk’ta tam öyle bir tip var. Kesin ne zaman çıkacak bu yemek hapları diyordur ya da ne zaman üreteceğini planlıyordur.

5-) Aklınıza şarkının “Kimseyle tartışmadan fikirlerimin hepsi kabul olsa.” sözlerini getirin bir de Elon Musk’ın Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ile tartışmasını hatırlayın. Kendi dediğini kabul etmedi diye Mark’ı kıt zekalı ilan etmesini hatırlıyorsunuz değil mi?

6-) Son olarak “New York, Londra, Paris… Artık görmek istemiyorum!” sözleriyle Çin’e, Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerinin parelel olduğunu görmeyenlerin “büyük resim kursu” giderlerini Elon Musk karşılar artık o kadar parası var. Ben karşılayacak değildim ya.

Size bir de bu şarkıdan bir kehanet üreteyim. “Hani? nerde benim tahtım? Çabuk bulup getirsinler.” sözlerinden çıkarımla ileride bir gün Elon Musk kendine bir taht isterse herkes şaşırsın ama siz şaşırmayın. Biz bu günleri önceden hep biliyorduk diyebilin.

Şarkıyı da şöyle bırakayım belki siz de bir ilham alırsınız da bizim de güzel güzel bilim insanlarımız olur. Aman “Az çalışsam, çok maaşım olsa.” olsam sözlerinde takılıp kalmayın ama.

#TBT: THE VOIDZ

Size bir iyi, bir de kötü bir haberimiz var: Çok yakın zamanda yeniden Julian Casablancas‘ın yeni şarkılarını duyuyor olacağız. Ancak The Voidz ile. Grup, ilk albümleri Tyranny ile bizi hayal kırıklığına uğratmıştı bundan birkaç sene önce. The Strokes‘ u askıya alıp böyle bir projeyle döndüğü için Julian’a ayrı bir kızmıştık. Şimdi grup yeni bir albüm ile dönüyor. Albümden tadımlık yayımlanan single’lar Pointlessness, QYURRYUS ve Leave it in My Dreams‘i bir ümitle dinledik ve ilk albümün devamı kıvamındaki şarkılar olduklarını fark ettik. Aradaki gitar sololar bile şarkıları kurtarmaya yetmiyor maalesef. Yeni albüm yayımlanana kadar The Voidz’a bizi şaşırtmaları için güveniyoruz ve bu güzel perşembe gününde 2015 One Love Festival‘deki performanslarını hatırlayalım diyoruz. Eğer siz de Julian’ın koluna dokunabilmiş o nadir insanlardansanız zaten hiç unutmamışsınızdır.

İNCELEME: FRANZ FERDINAND – ALWAYS ASCENDING

Indie rock açısından çok talihsiz bir dönemden geçiyoruz. Senelerdir büyük bir zevkle dinlediğimiz grupların yavaş yavaş formdan düşerek kendi kabuklarına çekilmesini izliyoruz. Franz Ferdinand‘ın yeni bir albümle döndüğünü duyduğumda da beklentim tam da bu yüzden yerlerde geziniyordu. Ancak şimdi yayımlandığından beri hiç durmadan dinlediğimi de belirterek güzel bir haber vermek istiyorum: 5 senelik aradan sonra gelen bu yeni uzunçalar gerçekten derdimize derman. Geçen sene bu etkiyi Spoon‘un Hot Thoughts‘u ile yaşamıştım, bu sene bayrağı Franz Ferdinand devralıyor.

Indie rock gruplarında genelde gitarı yavaşça kenara bırakarak synth başına geçme hevesi var. Yine aynı hikayeyi okuyoruz belki de. Ancak Franz Ferdinand‘ın yeni uzunçaları Always Ascending grubun eski rock tınılarına yeni bir soluk getiriyor. İlhamsız, kasıtlı bir strateji değişikliğinden ziyade İngiliz grubun müziğindeki değişim organik tat veriyor. Belki de bu durumun sebebi grubun kemik adamı Nick McCarthy’ nin yerini Julian Corrie’ye bırakmasıdır, kim bilir. Grubun esas adamı Alex Kapranos bu albüm için şöyle bir açıklamada bulunmuş: “Dans müziği yapmak ancak bunu saf bir şekilde yapmak istiyoruz.” İşte, Always Ascending‘i en iyi bu cümle özetliyor.

Always Ascending sıkı bir başlangıç yapıyor. Aynı adı taşıyan single parçası ve hemen ardından gelen Lazy Boy şüphesiz albümün en iyileri ve Franz Ferdinand‘ın büyük dönüşünün habercileri. Özellikle Lazy Boy belki de fazlasıyla klasikleşmiş bir melodi yapısına ve sözlere sahipken bu kadar çabuk dinleyiciyi yakalayarak sizi şaşırtıyor. Finally ve Paper Cages ile pekişen bu hisleriniz ise albümün ortalarına doğru dağılıyor. Bu albüm kesinlikle iyi bir albüm; ancak hiçbir şekilde mükemmel değil. The Academy Award ile grup popüler kültüre göz kırpıyor ancak yeni bir tarza daha çok yaslanarak Franz Ferdinand tınılarını bir kenara attıkları bir kayıt bu. Albümün başarısının grubun klasik tınılarının organik bir şekilde evrimleşmesinden geldiğini düşünürsek albümün ortalarındaki The Academy Award ve Lois Lane gibi kayıtların neden sınıfta kaldığını açıklayabiliriz.

Albümün sonlarına doğru Huck and Jim öne çıkıyor. Genelde Alex Kapranos imzalı olan Franz Ferdinand şarkılarına rağmen bu şarkı grubun diskografisinde ilk defa tüm üyelerin eşit şekilde katılım sağladığı kayıt. Belki de bu iş birliğinden cesaret alarak Kapranos’ un rap söylemesine tanıklık ediyoruz . Grup için kesinlikle büyük bir adım ve hakkıyla altından kalktıklarını söyleyebilirim.

2018’in henüz daha başında sayılırız. Franz Ferdinand‘ın Always Ascending uzunçaları bu senenin ilk çok iyi albümü. Vampire Weekend, The Strokes, Arctic Monkeys’in yeni albümlerini beklerken kulaklarınızın pasını silecek bir çalışma. Lazy Boy ve Slow Don’t Kill Me Slow şarkıları ise özellikle tavsiye edilir.

SAYGI DURUŞU: APHEX TWIN

Bundan tam 26 yıl önce elektronik müziğin gidişatını değiştiren şaheserlerden biri yayınlandı. Bugün Aphex Twin’in debut albümü olan ve hala övgüyle anılmaya devam eden Selected Ambient Works 85-92‘nin 26. yaş günü. Biz de bunu fırsat bilip aşırı göz önünde olmaya çalışmayan, bir yok olup bir geri dönen ama her seferinde harika şeyler üretmeye devam eden, sadece ilk albümünün isminden bile mütevazılığı belli olan çağımızın dahi müzisyenlerinden Aphex Twin‘e saygı duruşunda bulunmaya ve bütün günü bu albümü döndürerek geçirmeye karar verdik. Sizi de hemen aşağıdan bize katılmaya davet ediyoruz:

İNCELEME: YASEMİN MORİ – ESTRELLA

Üç senelik hasret bitti! Yolunu gözlerken yerimizde duramadığımız Yasemin Mori, Estrella’sını 26 Ocak’ta sevenleriyle buluşturdu. Henüz yayınlamadan önce defalarca kez yeni albümüyle “estirmeye” geldiğini söyleyen Mori iddiasında haksız çıkmadı, yeni tarzıyla ve dinlerken sabit durmaya müsaade etmeyen şarkılarıyla ortalığın tozunu attırmayı başardı. İlk albümü Hayvanlar’dan sonra Yasemin Mori’yi sıkı takibe alan hayranlarını ikiye bölen Estrella, beğenmeyenlerinden “Gerçek Yasemin Mori bu değil!” tadında eleştiriler aldı. Oysa bu hareketli tarafının ipuçlarını Arjantin’iyle, Gerenimo’suyla, sahnede oradan oraya koşturtan Nolur Nolur Nolur’uyla çoktan vermişti bizlere. Albüm genelini beğenen biri olarak ben bu değişikliği kendisine çok yakıştırdım. Konserlerinde albüme yansıttığı enerjiyi paylaşabilmek için şimdiden sabırsızlanıyorum.

Albümün çıkış parçası olan Estirelim mi? ile başlayalım. Eypio ile düet  bu albümün en çok konuşulanlarından biri oldu. Ben başarılı ve uyumlu buldum ama çıkış parçası olarak seçilebilecek çok daha iyi şarkılar var albümün geri kalanında bana kalırsa.

Darbuka ve Yasemin Mori uyumunun başarısını iliklerimize kadar hissetiğimiz şarkı. Albüm akışında Geçiriverdim İçimi’den sonra işte bu süper olmuş dedirtmeyi başardı.

Hayvanlar’dan sonra Yasemin Mori’yle eşleştirilen tarza uygun tek şarkı Tuzlu Su bu albümde. Şaşırtmadı ve favorilerimiz arasına girdi tabii.

Yeşilçam nostaljisinde ortaklaşmış izlenimi veren Arif V 216 ve Konyak şüphesiz albümün en eğlenceli ve sürprizli şarkısı oldu. Cem Yılmaz’ı dinlemekten mutlu olacağım aklıma gelmezdi belki ama Konyak’a mis gibi de yakışmıştı. Uçan Kedi’nin hakkını yiyemedim; tüm Konyak severlere inat favorilerimden biri olarak kendisini buraya iliştiriyorum:

Sözleriyle içine çeken Yasemin Mori klasiklerinden olmaya hak kazanan Macera. Çağa ayak uydurmakta bocalayan hepimiz için:

Henüz albümün tamamını dinleyememişler ve yeniden dinlemek isteyenler için Spotify linki:

İNCELEME: RHYE – BLOOD

Rhye; kendilerini 2013 Woman albümünden tanıyanlar için uzun sayılabilecek bir ara vermişti. Tatlı yaz akşamı melankolisi ritimlerini tüm 2017 yazına eşlik ettirenler için tam vaktinde yeni albüm Blood’ı dinleyicileriyle buluşturdu grup. Tam senenin ilk günleri, hayatımızda değişiklikler yapmaya heves etmişiz ama playlistlerimizde sürekli aynı şarkılar dönüyor üzüntüsü yaşıyorduk ki Blood albümü öncesi son tekli Song for You, tekrara düşen tüm playlistlerimizi alt üst etti. Temmuz ayında çıkardıkları Summer Days ve Please’in tatlı melankolisinden uzaklaşıp kendi içimize döndüğümüz günlerin “işte tam da bu” dedirten eşlikçisi Song for You ile başlayalım:

Hakkında sadece şarkı söylese 5 saat dinlerim gibi büyük iddialarda bulunmama sebep olan Mike Milosh, Waste ile yaptığı albüm açılışıyla beni benden almayı yine başarıyor.

Taste ile şöyle bir silkelenip kendimize geliyoruz. Oysa Waste bizi sözlerinden tınısına nasıl sarsmıştı! Gerçi bunun da pek aşağı kalır yanı yok ya, şarkı sözleri başka bir yazımızın konusu olsun.

Yaz teklilerinden sonra değil belki ama Song For You’dan sonra yeni albüm Blood’ı çok büyük beklentiyle karşıladım. Önce düşürüp sonra yükselten sonra tekrar düşüren albüm ritmini hoş bulsam da Feel Your Weight hem albüm geneli hem şarkı özeli olarak beni rahatsız eden hızlı ve yüksek bir tınıya sahip. Açıkça albümün en başarısız bulduğum parçası:

Hem iniş çıkışları hem benzerlikleriyle bir bütün olarak dinlenmeyi hak eden bir albüm Blood. Phoenix ise aynı benzerlik çemberi içinde en başarılı farklılığı yaratmayı başarmış şarkı bana kalırsa:

Röportajlarında Woman ve Blood arasındaki 5 yıllık çalışmalarını yatak odası projesi olmaktan çıkartıp deneyim kazanmaya ve profesyonelleşmeye harcadıklarını söyleyen Rhye, epey yol katetmiş görünüyor. Gelecek çalışmalarını ve konserlerini heyecanla bekliyoruz.