TABULA RASA

AGE OF EMPIRES 2 MEDENİYETLERİNDEN ŞARKILAR

İnternet aleminde çok türlü içerikler var. Mesela ben geçen “Babamın Üstüne Dolap Düştü” diye bir video izledim. Neyse ben de dedim ki bu ara Age of Empires 2 ve müzik dinleme ile sosyal izolasyonumu geçiriyorum. Farklı farklı da medeniyetler deniyorum. Bu medeniyetlerden beğendiğim şarkıları seçeyim. Her medeniyetten bir şarkı seçerek şöyle bir liste yapayım da bu ara pek çok kullandığımız internete bir katkı da benden olsun.

Aztekliler

Yalan söylemenin gereği yok Youtube’a Aztek müzikleri yazdım ama oyundaki Aztek senaryosunu oynayan bilir. Ortamlarda çok jaguar vardı. Şöyle bir jaguarlı bir şarkı bulunca yapıştırdım. Geleneksel Aztek ve Maya şarkıları diyor. Belki Mayalara da bu şarkıyı koyarım. Kısmet.

Berberiler

Kuzey Afrika’nın en eski medeniyetleri için kökeni Berberilere dayanan Souad Massi‘den berberi dili Tamazight dilinde bir şarkı geliyor.

Britanyalılar

İngiliz deyip geçmeyeceğim ama İngilizce bir şarkı koyacağım. The Beatles’dan geliyor.

Bulgarlar

Bulgaristan deyince size Bulgaristanlı Simge’yi tanıtmak isterim.

Brimanyalılar

Güney Doğu Asya’da kendilerine yer edinmiş bir medeniyetten şimdiki zamanlara geliyoruz. 2004 yılında aramızdan ayrılan ve ülkeye önemli izler bırakan Htoo Eain Thin’den geliyor.

Bizanslılar

Bizans deyince aklıma Kahpe Bizans geliyor. Ayasofya’ymış, Doğu Roma’ymış. Hep sildim. Mehmet Ali Erbil’den geliyor. İmparator olmayı kolay mı sandınız?

Keltler

Zamanında Avrupa’yı kasıp kavursalar da şimdilerde İrlanda gibi bir ülkenin sembolü olmuş bir medeniyet. İrlanda deyince de insanın aklına Enya geliyor.

Çinliler

Derler ki Teresa Teng olmadan günümüz Çin müziği olmaz.

Kumanlar

Haklarında bir sürü dedikodu olan Kumanlar, Kıpçaklar ile beraber takıla takıla beraber anılmaya başlayan bir medeniyet kurmuşlar. Ama geleneksel şarkılarını dinleyeyim dedim. Vallahi Dombra benzeri şarkı yapıp durmuşlar. Alın size Dombra o zaman. (Tarihçi olmadığım söylemiştim di mi?)

Etiyopyalılar

Zaman zaman yaptığı şarkılar Etiyopya yönetimi tarafından yasaklanan bir isimle beraberiz. Teddy Afro’dan geliyor.

Fransızlar

Fransızca yazılmış en iyi şarkı.(Abartıyorum ama çok da değil.)

Gotlar

Bunlara da Alman deyip geçeceğim. Almanlık deyince de akla bir isim gelir.

Hunlar

Kolaya alıştım. Macarlar Hun ya zaten bak Hungary deyip Attila’ya selam yolluyorum. Bakalım bu şarkıyı sonra kimin çaldığını da anlayacak mısınız?

Inkalar

Inkalar, Yma Sumac ile tanışmak için müthiş bahane. Zamanında İspanyollar da bir bahane bulmuşlardır.

Hindular

Hindistan daha çok bağrımıza bastığımız bir şarkı ile devam ediyoruz. O değil de Hindistan gelip, coverlanıp ortamlara salınan şarkılar listesini de üşenmezsem bir gün yaparım.

İtalyanlar

Bocelli’ye bir saygı duruşu hem İtalyanlardan hem de bizden.

Japonlar

Güzel bir J-pop icrası ile Japonları adalarına yolluyoruz.

Khmerler

Şimdilerde içine Vietnam, Kamboçya gibi ülkeleri de içine alan bir İmparatorluk kuran Khmerler ve modern Khmer müziğinin kralı olarak bilinen Sinn Sisamouth ile tanışın.

Koreliler

Kore deyince K-Pop, K-Pop deyince de BLACKPINK.

Litvanlar

Sevgilisini her gün daha fazla seveceğine dair söz veren bir şarkı yazan bir Litvan grup ile yola devam ediyoruz. Biplan, Türkçe’de Günaydın anlamına gelen Labas Rytas şarkısı ile bizlerle.

Macarlar

Heh asıl Macalar geldi. Hunlar için harcadık ama başka bir Macar şarkısı ile karşınızdayız. 60’lar ve 70’ler de Rock n Roll’a gönül vermiş bir grup Illes‘ten geliyor Az Utcan.

Malaylar

Son dönem Malezya müziğinden bir ismi buraya bırakıyorum.

Malililer

Grammy ödüllü bir isim ile devam ediyoruz. Oumou Sangare, Mali’nin sembol isimlerinden.

Mayalılar

2012 yılında takvimleri ile başımıza iş açan medeniyeti Arı Maya 1. bölüm ile yolluyorum. (Tam olarak şarkı çıkaramadım ama Aztek başlığında zaten Aztek, Maya karışık olmuştu.)

Moğollar

Moğollar için şarkı belli. Son dönem favori gruplarımdan, The HU‘dan geliyor.

Persler

79 İran Devrimi’nden önce İran’da bir Pop ikonu olan, devrim sonrası ise kadınların topluluk önünde şarkı söylemesinin yasaklanmasıysa şarkıcılığını icra edemeyen ve 2000 yılına kadar ülkesi dışına çıkarılmayan bir isimle beraberiz. Googoosh‘u yeni nesil İranlılarla beraber tanıyalım.

Portekizler

1800’lü yıllarda Portekiz’de ortaya çıkan Fado müziğini günümüze yorumlayan ve bu şekilde büyük bir başarı elde eden Ana Moura‘yı Portekiz temsilcisi seçtik.

Sarazenler

Araplara Avrupalılar tarafından verilen bir isim olduğu varsayıldığı için biz de Arapça bir şarkı ile yola devam ediyoruz.

Slavlar

Pan-Slavic bir hareketin sitesinden aldığım bir şarkıyı paylaşıyorum.

İspanyollar

İspanyolca deyince kafamda canlanan şarkı bu.

Tatarlar

Kırım-Tatar’ı olarak Tatar Türkçe’si de eklediği şarkısıyla Eurovision 1. si olana Jamala’yı günümüz Tatar temsilcisi seçtik.

Tötonlar

Bunlar da Alman sayılır. Şöyle Kraftwerk‘i bırakıyorum.

Türkler

Evet, emret, yaparım. Seyis. Bizi temsilen de müstesna şarkıcımız İlham İrem geliyor.

Vietnamlılar

Vietnamlıların son dönem favorilerinden Son Tung M-TP, medeniyetini temsilen öne çıkıyor.

Vikingler

Bayrağı atarından devralan Norveçli Warduna, Helvegen isimli şarkısıyla bizimle beraber.

 

 

PRÖMİYER: FERNANDO LAGRECA – DISSOCIATION (FEAT. CHANTELLE R)

Geçtiğimiz ay RX İstanbul’da performansını izlediğimiz Uruguay asıllı, Barselona’da yaşayan müzisyen Fernando Lagreca, yine Barselona müzik sahnesinin yükselen isimlerinde Chantelle R ile iş birliği yaptığı yeni şarkısını ilk kez burada dinleyicilerinin beğenisine sunuyor, keyifli dinlemeler:

Fernando Lagreca’nın içinde Dissociation‘ın da bulunacağı yeni albümü Infamous, 17 Nisan’da bütün dijital ortamlarda yerini alacak.

2019: ŞARKI HASADI

Avaz Avaz yazarları olarak 2019’da da geleneği bozmadık ve bu yıl en çok dinlediğimiz şarkıları listeledik. Gördüğümüz kadarıyla Sharon Van Etten, Billie Eilish, Lana Del Rey, Fka Twigs ve Carly Rae Jepsen pek çoğumuzun listesine girmeyi başarmış (Bu yıl blogda Afrobeat elçiliğine soyunan Buse hariç). Lafı fazla uzatmadan popuyla, indie folkuyla, coldwave’iyle, afrobeatiyle 10 saatlik 2019 listemiz huzurlarınızda. Bireysel listelerimiz de aşağıda. (daha&helliip;)

İNCELEME: WIZKID – SOUNDMAN VOL.1

2019 adeta Afrobeat yılı oldu (benim için). Zira bu sene birçok yeni albüm yayınlandı. Rema, Burna Boy, Davido ve STARBOY Wizkid…

Birçoğunuzun hala bu sulara kendini bırakmadığına eminim. Ancak kulağıma nereden düştü bu Wizkid derseniz; hem bir 101‘imiz vardı hem de Ezhel şuralarda kendisine selam yolluyordu diye hatırlatmak isterim: Boynumdaki Chain.

Şimdi gelelim senenin en son ve en güzel hediyesine. Wizkid 6 Aralık’ta SoundMan Vol.1 EP’sini yayınlayarak seneye altın vuruşu yaptı ve yayınlandığı günden beri başka bir şey dinleyemez oldum. EP’de tarzına yeni enstrümanlar eklediği 7 şarkı, sözleriyle bir güldürüyor bir ağlatıyor. Afrobeat’in küresel ritimlerle bir araya gelmesi de 10 yılın meyvesi gibi görünüyor. O yüzden hazır elimizde sadece 7 şarkı varken şöyle bir tek tek bakalım:

JAM

Saksafonla ilk buluşmanıza hoş geldiniz. Jam bir albüme olabilecek en güzel giriş olmuş (hayır abartmıyorum). Çünkü Ghetto Love ve Joro’nun devamı gibi hissettiriyor altyapısıyla. Chronixx’in eşlik ettiği Jam’in sözleri de bir o kadar naif.

BLOW

10/10 Afro. Bir arkadaşıma en farklı bulduğum şarkının bu olduğunu söylediğimde tepkisi “Tabi ki öyle olacak çünkü gerçek afro şarkıları aslında böyle!” yorumunu yaptı. Bunu da öğrenmiş olduk. Farklı olmasının sebebi de içerdiği enstrümanlar diyebiliriz. Duygusal introsu sizi direkt olarak Afrika’ya davet ediyor, bunu hissedebiliyorsunuz. EP’nin ilk video klibi de Blow’a geliyor.

COVER ME

Öyle ki Cover Me de 10/10 şarkı. Albümün bence en iyisi. Cover Me’ye DJ Tunez eşlik ediyor. Adeta “bırak yansın, kül olsun” diye çevirebileceğim sözlere ve enerjiye sahip çalışma, dans etmeyeni ayıplar melodilere sahip. Ve tabi ki yine trompet çıkışları bitmesi istenmeyen cinsten.

MINE

Fazla reggae geldiği için ilk dinlediğimde içine girmekte zorlanmıştım. Bu da Cover Me’den sonra gelen beklentimin farklı olmasından kaynaklanıyor. Çünkü Electric’te yine eski vibe’a geri dönüyorsun. Dinledikçe açılan, klasik duruşuyla arka plana yakışan bir çalışma olmuş. Sonundaki gitar solosunun sizlere söylemek istediği şeyler var.

ELECTRIC

Bu şarkıyı biraz klişe bulmakla birlikte sevdiğim havalardan oluştuğu için varlığına tamamım.

EASE YOUR MIND

Dili bilmeyenler için “güzel şarkı” olmaktan öteye gidemese de Wizkid bu şarkıda “terapist” kimliğini öne çıkarıyor ve “hiç bir şey için canını sıkmaya değmez” diyor. Verdiği mesaj gerçekten çok değerli! Wizkid’in bu yönünü de keşfettiğim için sanırım herkesi bu kadar hayran olmaya davet ediyorum.

THANKFUL

Bu şarkı da olabilecek en Afro ve en naif kapanış. İnternette “olmasa da olur”lar gördüm ancak katılmıyorum. Starboy’un konfor alanından çıkmadığını söyleyebiliriz ancak EP gelirken de yoktan var etmesi gibi bir isteğimiz olmamıştı. EP zaten genel anlamda yeniliklere yer verirken bildiğimiz bir tonda kapanış hem seneye hem de Wizkid’e şimdilik yerinde bir veda oldu.

İNCELEME: ANGEL OLSEN – ALL MIRRORS

Bundan tam üç sene önce üçüncü stüdyo albümü MY WOMAN hakkında yazarken “hayatın içinden kopup gelen şarkı sözleri ve samimiyeti ile indie folk müzikteki en iyi örneklerden biri” olarak bahsetmiştim Angel Olsen‘dan. Dördüncü uzunçalar All Mirrors ile aslında senelerden beri değişmeyen bir çizginin ilerideki bir noktasına baktığımızı fark ediyorum. Artık gelecekteyiz. Ancak geçmiş kendini tekrar ediyor ve lineer bir zaman çizgisinde ilerliyoruz. Değişim, gerçekten de kaçınılmaz mı? Yoksa değişim aynı durumun kendini farklı biçimlerde göstermesi midir? (daha&helliip;)

PRÖMİYER: KASPER BJØRKE – WATER (FEAT. TOBY ERNEST)

Bir önceki albümü “The Fifty Eleven Project” Guardian tarafından senenin en iyi 5 ambient albümünden biri seçilen Kasper Bjørke bu sene yeni bir EP ile geri dönüyor: Nothing Gold Can Stay (Part A). 25 Ekim’de tamamını dinleyebileceğimiz EP’den ilk single’ı Water ise bugün ilk kez burada. Keyifli dinlemeler!

Fotoğraf sanatçısı Dennis Morton tarafından çekilen ve “kalıplaşmış maskülinite”ye meydan okumayı amaçlayan klipte ünlü Danimarkalı model Morten Palm oynuyor.

25 Ekim’de yayınlanacak albüme buradan ulaşabilirsiniz.

FREE FRIDAY (OZDELİCE)

  • Sahalara geri dönme vaktimin geldiği bir zaman diliminde olduğum için İstanbul’a yeni sezonda kimler gelecek, çok merak ediyorum. Babylon 14 Eylül’de, Salon da 20 Eylül’de açılış partisi ile yeni sezonu başlatıyor. Gelen isimlerle muhtemelen bu sene tanışacak olsam da bu sezonun temposunun yüksek olacağını düşünüyorum.

Ayrıca Red Bull Music Festivali ve MIX‘i merakla bekliyorum. Detaylar için aylık takvimleri bekliyoruz.

  • Susamam çıktı, ortalık karıştı. Soluksuz izlediğim 15 dakikayı Ezhel’in Olay‘ı ile cilaladım. Böyle üretimleri görmeye çok ihtiyacımız var. Bir yerlerde tadımız kaçmasa çok daha güzel olurdu. Tüm dinamikleri hesaba katmadan iş yapmak, proaktif davranamamak sanırım genetik bir sorun.

  • Belediyenin vapurda başlattığı caz dinletisi hakkında neler düşünüyorsunuz? Sanıyorum bu çok yeni bir girişim olmamakla birikte Twitter’daki yerini henüz almış görünüyor. “Gelenek ve göreneklerimize ne oldu?” diye çıkış yapan birileri kesin olmuştur diye düşünüyorum ancak kim ne dersin desin, Boğaz Caz müzik ile güzel.

  • Geçenlerde borderline kişilik örüntüleri ve nesne sürekliliği hakkında bir makale okurken günümüz gençliğinin müziğe bakış açısına dokunan ifadeler keşfettim. Makalede günümüzde ilişkilerin çok çabuk tüketilmesiyle artık sevginin gelip geçici olduğu ve hatta bu tanımı yapmanın zorlaştığı, o yüzden ilişkiye bağlanmanın temellerinin yitirildiği yazılmıştı. Baktığınızda evet, sürekli tüketim ilişkilenme biçimlerimize de yansıyor ve bağlanmakla bağlanmamak arasındaki boşlukta yüzerek ve belki de bu süreçte çok fazla partner değiştirerek borderline kişilik örüntüsüne ilişkilerde teğet geçebiliyoruz. Bunun müzikle olan alakası da artık gelecekte “arabesk müzik” diye bir kavramın olmayacağı… Çünkü derinden sevme, gönülden bağlanma, aşk acısı çekme gibi kavramlar rafa kalkacak ve anı değerlendiren günümüz, ilişkilerde de sadece yanında olanı görecek ve güzel zaman geçirmediğini anladığı an bağlanmadan hayatına bir yenisi ile devam edecek. Bu bir yandan nesne sürekliliğini de doğrular nitelikte oluyor. ((Yalnız buna nasıl ulaştığımı cidden hatırlamıyorum, çok okumak ve dinlemekten tüm kaynaklarım birbirine girdiği için referans vermek isteyen olursa sevinirim.)

  • Afrobeats dinlediğim günlere uzun bir ara vermeye karar verdim. Son kapanışı da yine bir Afro ile yaparak Rema’dan Dumebi’yi sizlere emanet ediyorum.

#TBT: ARCADE FIRE – WAKE UP

Geçtiğimiz hafta Arcade Fire‘ın Funeral albümünün 15. yaşını kutladık. 21. yüzyılda yayımlanmış olan tartışmasız en büyük albümlerden biri olmasının yanı sıra efsanevi grubun diskografisindeki en iyi çalışma için bu hafta saygı duruşundayız. 2007 yılında Glastonbury sahnesinde albümden Wake Up şarkısının canlı performansı ile kutlamalara sizi de davet ediyoruz.

 

İNCELEME: LANA DEL REY – NORMAN FUCKING ROCKWELL!

2012 yılında Lana Del Rey, Born to Die ile ilk çıkışını yaptığında herkesin ondan nefret ediyor oluşundan nefret etmiştim. Sharon Van Etten’in Tramp albümü, Sylvia Plath’in Sırça Fanus’u ve kendi yazılarımla Lana Del Rey, benim için yeni bir hikaye anlatıcısı ve duygularını metaforikleştirmede mükemmel bir örnekti. Sevdiği her şeyi şarkılar arasında döndürmesi ve üzgün melodileri nedeniyle sıkıcı ve yapma bulunmasını şaşırtıcı buluyordum. Bence geleceğin en büyük potansiyele sahip şarkı sözü yazarı olabilirdi. Yeni albüm Norman Fucking Rockwell!‘in yayımlanması ile yedi senenin sonunda nihayet haklı olduğumu söyleyebilir miyim?

(daha&helliip;)

FMK: FRIENDLY FIRES – INFLORESCENT

2011 yılında yayınladığı Pala albümü ile gençliğimin en güzel anılarına soundtrack olan Friendly Fires, 8 sene aradan sonra yeni albümleri Inflorescent‘i yayınladı. Pek romantik sözler ile pek duygusal geçişleri 80’ler kafası ve bolca synth’ten yararlanarak sundukları yeni albümleri, yer yer house, yer yer electronic ve çokça da dolu dolu söze yer verse de üzgünüm ama kulağa sanki tek bir şarkının farklı varyasyonları gibi geliyor. Dolayısıyla albüm Pala’dan sonra şahsen beklentimi karşılamasa da Heaven Let Me In ve Love Like Waves‘e karşı koyamadım ve bu ikisini “most liked” listeme atmış bulundum.

Albüme şarkı şarkı bakacak olursak:

FUCK

Silhouttes: Bu şarkının başka bir gruptan dinlesem şaşırmayacağım normallikte bir indie pop havası taşıdığını söylesem ne kadar linç yerim bilemiyorum. Benim için bu yazdan ötesini göremeyecek bir şarkı.

Offline (with Friend Within): Intro’da house ile karşılayan, ilerledikçe synth’lerle dans pistine davet eden, sözleriyle yakalayan ama sanki arada kalmış hissi de veren bir şarkı Offline.

Lack Of Love: Bu şarkı kendine has güzelliğini chill & house birlikteliğine borçlu diyebiliriz. Klasik house temelli altyapısıyla özel bir ana gerek olmaksızın her anıya eşlik edebilecek bir şarkı bence.

Run the Wild Flowers: Albümün son şarkısı Run the Wild Flowers, üst üste birkaç tane çok da Friendly Fires havası taşımayan şarkıdan sonra dinleyiciye nerede olduğunu hatırlatıyor. Beatin ağır oluşu ve davulu duyuyor olmak albüme karşı hisleri yeniden alevlendiriyor.

MARRY

Can’t Wait Forever: Tam da özlediğimiz FF şarkılarından biri. O 2011 tadını alabiliyorsunuz adeta. Albümün açılış ve çıkış şarkısı olarak seçilmesi doğru karar.

Heaven Let Me In: Buraya kocaman bir 10/10 bırakmak istiyorum. Disclosure havasının iliklere kadar hissedildiği bir şarkı Heaven Let Me In. Herkese hitap edebilecek sakin geçişleri, karşı konulamaz synth loopları ile hangi tarzı severseniz sevin oturmanız imkansız.

Sleeptalking: Albümün 5. şarkısı Sleeptalking, adeta “Toro Y Moi ile FF’i karıştırsak ortaya böyle bir şey çıkardı” dedirtiyor. Bolca synth kullanımı ve romantik başlangıcı bana kendini daha çok sevdirdi.

Love Like Waves: Benden 10/10 alan ikinci ve son şarkı sanırım. Haziran’da yayınladıkları bu şarkıyı çıktığı günde de çok sevmiştim. Zira tüm albüm incelemeleri de bu şarkı referans alınarak yazılmış gibi görünüyor. Ancak bu şarkının remix’i ile var olması taraftarıyım.

KILL

Cry Wolf: Albüme göre ağır ilerleyen Cry Wolf için “Albümün olgun duruşu olabilir mi?” diye düşündüm ancak “albümle bütünlük yakalasın diye basalım synth’i” hissiyatından kurtulamadım.

Kiss And Rewind: Bana neden Kiss and Rewind derken ağlıyor gibi geldi anlamadım ve doğrusu şarkıyı fazlasıyla zorlama buldum. Aslında fena sayılmaz ancak asla bir Friendly Fires şarkısı gibi değil.

Almost Midnight: Kapanıştan hemen önceki şarkı Almost Midnight, dans ettirme konusunda yüksek puanları toplarken çok fazla söz içermesiyle bir şeylerin yanlış gittiğini düşündürtüyor bana.

 

İNCELEME: BON IVER- i,i

Justin Vernon‘ın sesinde sizi güvende hissettiren bir tanıdıklık var. Bunun sebebi nostaljinin günümüz ile buluştuğu noktada beliren indie tınılarının eşsiz bir örneğini icra etmesi olabilir mi? Kanye West iş birliği, Grammy ve bu başarının altından tek hamlede kalktığı bir resmin arkasına çizdiği gizemli bir imaj. Kısacası, bir zamanlar indie olarak adlandırılan ve şu aralar eski tanımının tam da karşısında duran bir konumlama. Yep, klasik bir Justin Vernon.

(daha&helliip;)

FREE FRIDAY (EGE)

Merhaba. İlk Free Friday‘im için çok heyecanlıyım. Hem başımdan hem de kafamdan geçenleri aktardığım yazım bolca lubunluk ve geeklik de içermekte. Simay, Tuğçe, aşko babay.

Norm Ender‘in şarkısını her ne kadar çok beğenmiş olsam da bu tartışmanın özüne dair kafamda bazı soru işaretleri var. “Birinin Amerikan özentisi rap’e dur demesi gerekiyordu” açıklaması nereden tutsan elinde kalıyor bence. Hiç mi hiç sevmediğim Ben Fero’yu tek yönlü flow’undan ve yavan sözlerinden değil de “Amerikan özentiliğinden” eleştirmek çok antika geliyor bana. Lil Nas X’in 17 haftadır Billboard’un tepesinde olduğu, soundcloud rap’in, sayısız alt türün, Playboi Carti’lerin alıp yürüdüğü günümüzde bu gelenekçi kafaları anlayamıyorum bir türlü. Trap’in ülkemize sıçraması pek tabii kaçınılmazdı bence. Keşke öncüsü Ben Fero gibi vasat bir isim olmasaydı, Norm Ender de onun üzerinden koskoca bir alt türü hiçe saymasaydı. 2019’da “kim has be has rap yapıyor?” tartışmalarına kaldıysak işimiz iş. Neyse, Mekanın Sahibi en azından Ben Fero’nun yapıp yapabileceği her şarkıdan daha iyi. Glup glup’a ise pek girmek istemiyorum. Killa Hakan ve Ceza neden Ben Fero’yu ciddiye alıyor ki?

One Love hep mi böyleydi, ben gençliğin verdiği gazla mı festivaldeki sıkıntıları umursamıyordum, bilmiyorum ama bu yılki One Love faciadan halliceydi. Sanırım koca gün toplamda yarım saat falan eğlenebildim. Giriş sırası, yemek sırası, bira sırası, tuvalet sırası, çıkış izdihamı, hiçbir şeyden haberi olmayan yetkililer, son dakika iptalleri, fazlaca satılan biletler yüzünden hiç yaşamadığım kadar korkunç bir festival deneyimi yaşadım. Tek iyi yanı Years & Years, Red Bull sahnesi ve biranın 15 lira olmasıydı sanırım. Alabilirseniz tabii.

Birleşik Krallık’ın en prestijli müzik ödülü Mercury Prize‘ın adayları açıklandı. Ne liste yarabbim! Anna Calvi, Cate Le Bon, Foals, IDLES, The 1975, Slowthai derken son yılların en çekişmeli geçecek Mercury Prize’ın tanık olabiliriz. Gönlümde yatan aslansa:

Farkındaysanız 2010’ların sonuna hızlıca yaklaşıyoruz. Bu da bu yıl sonunda “son 10 yılın en iyi albümleri ve şarkıları” listelerinde kendimizi kaybedeceğiz demek. Şu sıralar ben de biraz geçmişe daldım ve ihmal ettiğim isimleri tekrar hatırlamaya başladım.

LGBTQ+ meseleleriyle ucundan kıyısından ilgiliyseniz ve kendisiyle hala tanışmadıysanız size kainatın en önemli Youtuber’ını takdim etmek istiyorum.

LGBTQ+ demişken, tarzını “genderless clown” olarak tanımlayan bubblegum bass öncüsü (akıllara hemen Charli XCX ve SOPHIE gelebilir) Dorian Electra‘nın muazzam ilk albümü çıktı sonunda. Birtakım cinsiyet ve stereotip bükmeler, beyin parçalayan davullar üstüne binen heavy metal gitarlar, kulağa cinsiyetsiz gelsin diye bütün stüdyo imkanlarıyla evrilip çevrilen vokaller, müthiş zekice yazılmış sözler ve akla çakılan nakaratlarıyla karşımızda 2019’un en heyecan verici albümlerinden biri duruyor. Kliplerindeki Orta Çağ/hentai/drag estetiği hakkında sayfalarca yazmak istiyorum. Yeni crushım kendisi.

Drag demişken, bu akşam Türkiye’nin en önemli etkinliği olan Dudakların Cengi var. Sahnede özgürleşen insanlara tanık olup siz de kendi zincirlerinizden birkaçını kırabilirsiniz.

Yazımı Türkiye’de benim haricimde Veep izleyen 5 kişiye selam göndererek sonlandırmak istiyorum.

FREE FRIDAY THE 3RD (KRCHMT)

Bedava Cumama hoş geldiniz. Yazımı beğenip yorum bırakırsanız çok sevinirim. Üst katların birinde tadilat olduğu için bu yazıyı yüksek sesle Iron Maiden dinleyerek yazıyorum.

“Woe to you, o’er Earth and Sea
For the Devil sends the beast with wrath
Because he knows the time is short
Let him who hath understanding reckon the number of the beast
For it is a human number
Its number is six hundred and sixty six”

Hoş, bu şarkıdan oldum olası AC/DC tadı alırım ama olsun.

Buradan Blackpink’e geçiş yapacağım. Ünlü bir grubumuz solistini Spotify’da takip ediyormuşum. Ne zaman takip etmişim, neden etmişim tam olarak bilmesem de son zamanlarda Arkadaş Aktivitesi kısmında kendisinin bol bol Blackpink dinlediğini görüyorum. İlk gördüğüm zaman çok garipsedim ama baktım ki son 3 ayda 400’ün üstünde Blackpink dinlemişim. Seni anlıyorum …….. Hanım.

O değil de herkes Rap dinliyormuş ve bu müzik türü üstüne profesör olmuş. Öyle yazılar okuyorum ki güya Rap’in namusunu koruyorlarmış. K-Pop’un namusunu koruyacak yoldaşlar arıyorum. Müracaat ben.

Müzikle hayatın buluşma noktalarına bayılıyorum ama Nova Norda’nın Kuzeye Kaç!’ıyla youtube kullanıcısı btty ogl’nin hayatının buluşma noktası biraz farklı.

Şarkı da biraz bury a friend’e selam veren bir iş olmuş.

O değil de Rap’te herkesin kendini kral ilan etmesinin tadını da en çok dinleyenler çıkarıyor. Her güne 1 rap şarkısı gibi ortam oluştu.

Neyse aman, Rap’i ben mi kurtaracağım. Başımda başka bir bela var. Gelen güncellemelerden sonra Pokemon Go oyun olmaktan çıkıp mesai isteyen bir şeye dönüştü ama mecbur devam edeceğiz.

Herkese kolay gelsin.

#TBT: PRIMAVERA SOUND

Devler devi line-up’ını her inceleyişimizde yeni isimler keşfettiğimiz, Avrupa’nın en şahane müzik festivali Primavera Sound, bu yıl 30 Mayıs – 1 Haziran tarihleri arasında her zamanki gibi Barselona’da gerçekleşecek. Festivale sayılı günler kalmışken bir de geçmişinde neler olduğuna bakalım dedik ve tam 10 yıl geriye gittik.

Geçtiğimiz yıl yaklaşık 220 bin kişiyi ağırlayan festivale 2009’da aşağı yukarı 75 bin kişi katılmış. Son birkaç yılki line-up’larıyla rakipsiz olsa da festivale o yıl katılan isimler de bizim için yeterince ağız sulandırıcı. Mesela Aphex Twin ve nadir setlerinden biri.

İstanbul’da bir türlü izleyemediğimiz Deerhunter da kısa bir set çalmış olsa da festivalin ağır toplarından.

Spiritualized 7 yıldır Türkiye’ye uğramıyor. Primavera 2009 setlerini izleyip gelmedikleri için biraz daha üzülebilirsiniz.

Evet, Sonic Youth da var. Üstelik konserin tamamını Youtube’da bulmanız mümkün.

Bat for Lashes’ı özlemedik mi?

Tam da Wolfgang Amadeus Phoenix üstüne festivale katılan Phoenix’in ağır Fransız aksanlı röportajıyla nostalji yaşamak istersiniz belki.

Festivalin o yılki posterini de paylaşmış olalım.

THREESOME: VAMPIRE WEEKEND – FATHER OF THE BRIDE

Uzun zamandır beklediğimiz an geldi. Vampire Weekend‘in 6 senenin ardından yeni albümü Father of the Bride‘a kavuştuk. Bizi takip edenlerin çok iyi bildiği şekilde grubun bizim için yeri bir ayrıdır. Her daim, her yerde Avaz ekibi olarak Vampire Weekend hayranlığımızı konuşturabiliriz. Yine de tahmin ediyoruz ki herkes yeni albümün muhteşemliğinde hemfikir.

(daha&helliip;)