TABULA RASA

İNCELEME: IN HOODIES – CIRCLING THE CAGE

In Hoodies’in ikinci albüme giden yoldaki yeni EP’si Circling the Cage’in tanıtım resimlerini gözünüzün önüne getirin. Dış dünyayla yüzleşmeye çalışan bir adam. Ancak maskesini takmış ve yüzleşirken maskesini çıkarmayacağından neredeyse eminsiniz. Üstelik o kişiyi tanımıyorsunuz bile. İşte, yeni EP Circling the Cage tam olarak dinleyiciye bunları hissettiriyor. (daha&helliip;)

İNCELEME: CURRENT JOYS – A DIFFERENT AGE

Daha önce benimle içinde “en sevdiğin” tamlaması geçen herhangi bir müzik sohbetinde bulunduysanız yahut herhangi bir “Salı Pazarı”mıza denk geldiyseniz Current Joys’u ve özellikle Kids’ini ne kadar sevdiğimi az çok biliyorsunuzdur.

Tanıştığım an itibariyle hakkettiği değeri görmeyen müzisyenler listemde ilk sıralara yerleşen bu Amerikalı grubun yeni albümleri A Different Age beklentimin çok üzerinde oldu. Genelde albüm akışı sırası olmasına özen göstererek albüm içinde en sevdiğim ya da farklılık yaratmış olan parçaları incelemeye özen gösteriyorum. Ancak A Different Age ritimlerden sözlere, video kliplerden akışa kadar asla birbirinden koparılamayacak bir bütünlük içeriyor.

Become the Warm Jets’le başlayan albüm bizi aynı anda gerçekleşen sevme ve sevilme durumlarının insana nasıl her duyguyu yaşattığını gösteren bir yolculuğa çıkartıyor adeta. İzlediğimiz video klip tam da olmak isteyeceğimiz yer aslında.

İlle bir favorim olması gerekecekse pek düşünmeden Fear’ı seçerdim sanırım. Hissettirdikleri üzerinden konuşmaya pek gerek yok; insanın nasıl en çok kendinden korkabildiğini iliklerimize kadar hissediyoruz. Görüntü ve sözlerin anlamını bir yana bırakıp yalnızca ritmiyle korkuyu, gerginliği ve doğallığı içimize işleyen Fear.

Bir yolculuk albümü demiştik,Alabama ile  yolculuğumuza dışardan bir göz olarak bakıyoruz.

Bulunduğumuz yeri değiştirdiğimiz gerçek yolculukların sonunda vardığımız noktanın pek farklı olmadığını anladığımız o an.

No Words adını doğrudan yansıtan, minik esprili enstrümental bir şarkı. Duygusal olarak albümün geçiş parçası gibi. Yolumuzun ilerisi daha az endişeli ve umutlu.

In a Year of 13 Months benim için tek bir cümleyle sakin akustik tını ve vokalin çatışmasından doğan mükemmel uyum.

Her şarkıda farklı bir paralel evrende olduğumuzu biliyorduk, bu da kanıtı.

Albümü belki onuncu dinleyişim ama her defasında aynı ikilemi yaşıyorum. Her defasında kesinlikle en çok Fear’ı sevdim sanıyorum, My Nights Are More Beautiful Than Your Days’e kadar.

Uzun zamandır tamamını bu kadar beğendiğim, görselliğinden şiirsel sözlerine; depresifliğinden umut vaadine bu kadar uyumlu ve tamamlayıcı bulduğum bir albüm olmamıştı. Her şeyiyle didik didik etmenizi şiddetle tavsiye ettiğim bu albüm yolculuğunun sonuna geldik, umarım siz de bu seyahatten benim kadar zevk almışsınızdır.

İNCELEME: SOCCER MOMMY – CLEAN

Bu aralar herhangi bir müzik sitesine göz attıysanız Soccer Mommy‘nin çıkış albümü Clean‘i ve hatta ne kadar güzel olduğunu çoktan duymuşsunuzdur. Hakkında bir haftadır methiyeler yazılan bir albümü size baştan anlatmaya çalışmayacağım. İlk defa bir albüm incelemesinde sadece bir albümün neden güzel olduğunu anlatmak istiyorum. (daha&helliip;)

4 ADIMDA IGGY POP’TAN MÜSLÜM GÜRSES’E

“Dünya küçük” ya da bilimsel söyleme şekliyle, “dünyadaki her insana en fazla altı adımda ulaşabilirsin” derler. Söyledikleri doğru ya da yanlış ama insanlar arasındaki bağlantıları incelemeyi hep merak etmişizdir. Tabii konu müzik olunca bu bağlantıları takip etmek çok daha eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Biz bu oyunu çok oynuyoruz ve bu sefer 4 adımda Iggy Pop’tan Müslüm Gürses’e ulaştığımız bu akışa sizi de davet ediyoruz:

1. Bu zorlu yolculuğa son olarak Post Pop Depression albümüyle hatırladığımız “Godfather of Punk” lakaplı Iggy Pop ile başlıyoruz. Malum biraz enerjiye ihtiyacımız olacak gibi:

2. Geçtiğimiz hafta birçoğumuzun programı az çok !f İstanbul sayesinde doluyordu. Yine bu sayede izleme fırsatı bulduğumuz bir belgeseli hatırlayalım: American Valhalla. Post Pop Depression’ın yapım sürecini konu edinen bu belgeselde yönetmen koltuklarından birini Queens of Stone Age’in havalı gitaristi Josh Homme kapmıştı:

3.Josh Homme’un bir zamanlar yapımcılığını üstlendiği Arctic Monkeys albümü Humbug aklımızın bir köşesinde duruyordur umarım:

 

4. İşte her şeyin çok şaşırtıcı olmaya başladığı ana geldik, kemerlerinizi bağlayın! Milletçe gurur duyduğumuz olaylardan birini hatırlamakta fayda var. Siz 2013 Rock n Coke’ta Arctic Monkeys’in sahne aldığını hatırlayadurun; biz size aynı sene orada Teoman’ın da olduğunu hatırlatalım.

5. Kulağıma “Hee şimdi anladım!” sesleri geliyor yavaştan. Teoman’ın esas kimin şarkısı olduğunu unutturacak kadar beynimizde yer etmiş coverı Paramparça ve yolculuğumuzun son noktası:

 

 

 

5 MUHTEMEL NEDEN: KULAKLIK KABLOLARINI GİYSİLERİNİN ALTINDAN GEÇİREN İNSANLARIN KAYBOLUŞU

5 muhtemel neden; yaşadığımız şeylere, başımızdan geçenlere, unutulan kavramlara, dünyada olup biten olaylara kendimizce bir isyanımız. Yaptığımız sorguların, üstünde düşünmeye harcadığımız saatlerin ürünü. Bundan sonra bazı bize sorulan veya sorulmayan; bize düşen ya da düşmeyen konulara 5 muhtemel neden’imizle dahil olacağız. İlk olarak da kendimize kulaklık kablosunu kıyafetlerinin altından geçiren insanların kayboluşunu dert edindik. Buyurun;

Bir dönem bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptığımız bir eylem vardı; kulaklık kablosunu giysilerimizin altından geçirmek. Peki biz bu alışkanlığı neden terk ettik? Neden artık kulaklık kablosunu kıyafetlerinin altından geçiren insanlar etrafta yoklar? Bu tip düşüncelerinizin ilacı olduğumuzu bildiğiniz ve bunu bir görev olarak gördüğümüz için bunun peşine düşüyoruz. Aslında bize de sorsanız biz de “bize ne derdik” ama olsun. Ama dedik ya bize sorulan veya sorulmayan; bize düşen ya da düşmeyen konulara dahil olacağız. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Ayrıca soru bir kez akla düştü mü cevabını bulmadan insan huzura eremiyor.

Bu sorgulamayı kendimizce belirli bir mantığa oturttuktan sonra gelelim bu konudaki tahmini nedenlerimize;

1) Mikrofonlar

Bundan çok değil daha beş sene önce çoğu kulaklık bir mikrofona sahip değildi. Müzik dinleme dediğimiz eylem telefondan bağımsız bir şekilde icra edilir ve bir mikrofona ihtiyaç duymazdı. Kolaylıkla kulaklığın kablosunu istediğimiz yerden dolandırma özgürlüğümüz vardı. Şimdi ise kulaklık kablosunu kıyafetlerin altından geçirmeye çalışsak mikrofona erişim zorluğu çekeriz.

2) Telefona Bağlanması

Bir önceki sebepte de belirtiğimiz gibi şimdilerde kulaklıklarımızı genellikle telefona bağladığımız için eğer kablonuz 5 metre falan değilse telefonla ilgilenme konusunda sıkıntı yaratacaktır.

3) Kablosuz Kulaklıklar

Yani bunu açıklamamıza gerek yok ama sonuçta geçerli bir neden. Tabii insanlar görünmez kablolarını giysilerinin altından geçirmiyorlarsa.

4) Apple Kulaklıklarının Dokusu

Etrafta gördüğümüz kadarıyla telefon alan bir daha kulaklığa para harcamak istemediğinden kutudan çıkan kulaklıklarını kullanıyor. Denediğimiz kadarıyla da ten için güzel bir his bırakmıyor bu kulaklıklar.

5) Kader

Nerede yaşadığımızı unutmaya gerek yok. Göklerden gelen bir karar da olabilir.

Muhtemel nedenlerimizi saydığımıza göre o güzel insanların kayboluşuna bir ağıtla üzülelim;

AYŞE HATUN ÖNAL’IN İZİNDE BİR BİLİM İNSANI: ELON MUSK

2008 yılında Ayşe Hatun Önal, Sustuysam isimli şaheserini yayınlarken Elon Musk kendi deyimiyle hayatının en kötü yılını geçiriyordu. Peki bu tarihten sonra ne değişti? Tahminimce Elon Musk, Ayşe Hatun Önal’ın Marslı şarkısını dinlemeye başladı. Ne saçmalıyorsun sen diyenler için ise madde madde bu tezimi kanıtlamaya geldim.

1-) İlk olarak Elon Musk’ın Mars takıntısı “Şu sıralar Mars’a taktım. Acilen gitmem lazım.” şarkı sözünden kaynaklanmıyorsa siyaseti bırakırım. Pardon müzik yazarlığını demek istedim.

2-) “Hani bir düğmeyle iki dakikada dünyanın bir ucuna gidemezsem diğer tarafa gözlerim açık gidecek galiba.” sözü Elon Musk’un yeraltında tünellerden seyahat edecek süper hızlı araçlarını (Hyperloop) tarif etmiyorsa neyi tarif ediyor siz söyleyin?

3-) “Düzenli çalışmak beni kasıyor. Çalışmayınca da boşluk içime doluyor.” sözünü duyması Elon Musk’ın kurduğu şirkete “The Boring Company” (Sıkıcı Şirket) ismini koymasını açıklamıyorsa ne yapıyor?

4-)  “Her gün yemek yemek yorucu geliyor bana. Bir hap atsam da karnım doysa.” sözlerini tam olarak kanıtlayamasam da Elon Musk’ta tam öyle bir tip var. Kesin ne zaman çıkacak bu yemek hapları diyordur ya da ne zaman üreteceğini planlıyordur.

5-) Aklınıza şarkının “Kimseyle tartışmadan fikirlerimin hepsi kabul olsa.” sözlerini getirin bir de Elon Musk’ın Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ile tartışmasını hatırlayın. Kendi dediğini kabul etmedi diye Mark’ı kıt zekalı ilan etmesini hatırlıyorsunuz değil mi?

6-) Son olarak “New York, Londra, Paris… Artık görmek istemiyorum!” sözleriyle Çin’e, Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerinin parelel olduğunu görmeyenlerin “büyük resim kursu” giderlerini Elon Musk karşılar artık o kadar parası var. Ben karşılayacak değildim ya.

Size bir de bu şarkıdan bir kehanet üreteyim. “Hani? nerde benim tahtım? Çabuk bulup getirsinler.” sözlerinden çıkarımla ileride bir gün Elon Musk kendine bir taht isterse herkes şaşırsın ama siz şaşırmayın. Biz bu günleri önceden hep biliyorduk diyebilin.

Şarkıyı da şöyle bırakayım belki siz de bir ilham alırsınız da bizim de güzel güzel bilim insanlarımız olur. Aman “Az çalışsam, çok maaşım olsa.” olsam sözlerinde takılıp kalmayın ama.

#TBT: THE VOIDZ

Size bir iyi, bir de kötü bir haberimiz var: Çok yakın zamanda yeniden Julian Casablancas‘ın yeni şarkılarını duyuyor olacağız. Ancak The Voidz ile. Grup, ilk albümleri Tyranny ile bizi hayal kırıklığına uğratmıştı bundan birkaç sene önce. The Strokes‘ u askıya alıp böyle bir projeyle döndüğü için Julian’a ayrı bir kızmıştık. Şimdi grup yeni bir albüm ile dönüyor. Albümden tadımlık yayımlanan single’lar Pointlessness, QYURRYUS ve Leave it in My Dreams‘i bir ümitle dinledik ve ilk albümün devamı kıvamındaki şarkılar olduklarını fark ettik. Aradaki gitar sololar bile şarkıları kurtarmaya yetmiyor maalesef. Yeni albüm yayımlanana kadar The Voidz’a bizi şaşırtmaları için güveniyoruz ve bu güzel perşembe gününde 2015 One Love Festival‘deki performanslarını hatırlayalım diyoruz. Eğer siz de Julian’ın koluna dokunabilmiş o nadir insanlardansanız zaten hiç unutmamışsınızdır.

İNCELEME: FRANZ FERDINAND – ALWAYS ASCENDING

Indie rock açısından çok talihsiz bir dönemden geçiyoruz. Senelerdir büyük bir zevkle dinlediğimiz grupların yavaş yavaş formdan düşerek kendi kabuklarına çekilmesini izliyoruz. Franz Ferdinand‘ın yeni bir albümle döndüğünü duyduğumda da beklentim tam da bu yüzden yerlerde geziniyordu. Ancak şimdi yayımlandığından beri hiç durmadan dinlediğimi de belirterek güzel bir haber vermek istiyorum: 5 senelik aradan sonra gelen bu yeni uzunçalar gerçekten derdimize derman. Geçen sene bu etkiyi Spoon‘un Hot Thoughts‘u ile yaşamıştım, bu sene bayrağı Franz Ferdinand devralıyor.

Indie rock gruplarında genelde gitarı yavaşça kenara bırakarak synth başına geçme hevesi var. Yine aynı hikayeyi okuyoruz belki de. Ancak Franz Ferdinand‘ın yeni uzunçaları Always Ascending grubun eski rock tınılarına yeni bir soluk getiriyor. İlhamsız, kasıtlı bir strateji değişikliğinden ziyade İngiliz grubun müziğindeki değişim organik tat veriyor. Belki de bu durumun sebebi grubun kemik adamı Nick McCarthy’ nin yerini Julian Corrie’ye bırakmasıdır, kim bilir. Grubun esas adamı Alex Kapranos bu albüm için şöyle bir açıklamada bulunmuş: “Dans müziği yapmak ancak bunu saf bir şekilde yapmak istiyoruz.” İşte, Always Ascending‘i en iyi bu cümle özetliyor.

Always Ascending sıkı bir başlangıç yapıyor. Aynı adı taşıyan single parçası ve hemen ardından gelen Lazy Boy şüphesiz albümün en iyileri ve Franz Ferdinand‘ın büyük dönüşünün habercileri. Özellikle Lazy Boy belki de fazlasıyla klasikleşmiş bir melodi yapısına ve sözlere sahipken bu kadar çabuk dinleyiciyi yakalayarak sizi şaşırtıyor. Finally ve Paper Cages ile pekişen bu hisleriniz ise albümün ortalarına doğru dağılıyor. Bu albüm kesinlikle iyi bir albüm; ancak hiçbir şekilde mükemmel değil. The Academy Award ile grup popüler kültüre göz kırpıyor ancak yeni bir tarza daha çok yaslanarak Franz Ferdinand tınılarını bir kenara attıkları bir kayıt bu. Albümün başarısının grubun klasik tınılarının organik bir şekilde evrimleşmesinden geldiğini düşünürsek albümün ortalarındaki The Academy Award ve Lois Lane gibi kayıtların neden sınıfta kaldığını açıklayabiliriz.

Albümün sonlarına doğru Huck and Jim öne çıkıyor. Genelde Alex Kapranos imzalı olan Franz Ferdinand şarkılarına rağmen bu şarkı grubun diskografisinde ilk defa tüm üyelerin eşit şekilde katılım sağladığı kayıt. Belki de bu iş birliğinden cesaret alarak Kapranos’ un rap söylemesine tanıklık ediyoruz . Grup için kesinlikle büyük bir adım ve hakkıyla altından kalktıklarını söyleyebilirim.

2018’in henüz daha başında sayılırız. Franz Ferdinand‘ın Always Ascending uzunçaları bu senenin ilk çok iyi albümü. Vampire Weekend, The Strokes, Arctic Monkeys’in yeni albümlerini beklerken kulaklarınızın pasını silecek bir çalışma. Lazy Boy ve Slow Don’t Kill Me Slow şarkıları ise özellikle tavsiye edilir.

SAYGI DURUŞU: APHEX TWIN

Bundan tam 26 yıl ence elektronik müziğin gidişatını değiştiren şaheserlerden biri yayınlandı. Bugün Aphex Twin’in debut albümü olan ve hala övgüyle anılmaya devam eden Selected Ambient Works 85-92‘nin 26. yaş günü. Biz de bunu fırsat bilip aşırı göz önünde olmaya çalışmayan, bir yok olup bir geri dönen ama her seferinde harika şeyler üretmeye devam eden, sadece ilk albümünün isminden bile mütevazılığı belli olan çağımızın dahi müzisyenlerinden Aphex Twin‘e saygı duruşunda bulunmaya ve bütün günü bu albümü döndürerek geçirmeye karar verdik. Sizi de hemen aşağıdan bize katılmaya davet ediyoruz:

İNCELEME: YASEMİN MORİ – ESTRELLA

Üç senelik hasret bitti! Yolunu gözlerken yerimizde duramadığımız Yasemin Mori, Estrella’sını 26 Ocak’ta sevenleriyle buluşturdu. Henüz yayınlamadan önce defalarca kez yeni albümüyle “estirmeye” geldiğini söyleyen Mori iddiasında haksız çıkmadı, yeni tarzıyla ve dinlerken sabit durmaya müsaade etmeyen şarkılarıyla ortalığın tozunu attırmayı başardı. İlk albümü Hayvanlar’dan sonra Yasemin Mori’yi sıkı takibe alan hayranlarını ikiye bölen Estrella, beğenmeyenlerinden “Gerçek Yasemin Mori bu değil!” tadında eleştiriler aldı. Oysa bu hareketli tarafının ipuçlarını Arjantin’iyle, Gerenimo’suyla, sahnede oradan oraya koşturtan Nolur Nolur Nolur’uyla çoktan vermişti bizlere. Albüm genelini beğenen biri olarak ben bu değişikliği kendisine çok yakıştırdım. Konserlerinde albüme yansıttığı enerjiyi paylaşabilmek için şimdiden sabırsızlanıyorum.

Albümün çıkış parçası olan Estirelim mi? ile başlayalım. Eypio ile düet  bu albümün en çok konuşulanlarından biri oldu. Ben başarılı ve uyumlu buldum ama çıkış parçası olarak seçilebilecek çok daha iyi şarkılar var albümün geri kalanında bana kalırsa.

Darbuka ve Yasemin Mori uyumunun başarısını iliklerimize kadar hissetiğimiz şarkı. Albüm akışında Geçiriverdim İçimi’den sonra işte bu süper olmuş dedirtmeyi başardı.

Hayvanlar’dan sonra Yasemin Mori’yle eşleştirilen tarza uygun tek şarkı Tuzlu Su bu albümde. Şaşırtmadı ve favorilerimiz arasına girdi tabii.

Yeşilçam nostaljisinde ortaklaşmış izlenimi veren Arif V 216 ve Konyak şüphesiz albümün en eğlenceli ve sürprizli şarkısı oldu. Cem Yılmaz’ı dinlemekten mutlu olacağım aklıma gelmezdi belki ama Konyak’a mis gibi de yakışmıştı. Uçan Kedi’nin hakkını yiyemedim; tüm Konyak severlere inat favorilerimden biri olarak kendisini buraya iliştiriyorum:

Sözleriyle içine çeken Yasemin Mori klasiklerinden olmaya hak kazanan Macera. Çağa ayak uydurmakta bocalayan hepimiz için:

Henüz albümün tamamını dinleyememişler ve yeniden dinlemek isteyenler için Spotify linki:

İNCELEME: RHYE – BLOOD

Rhye; kendilerini 2013 Woman albümünden tanıyanlar için uzun sayılabilecek bir ara vermişti. Tatlı yaz akşamı melankolisi ritimlerini tüm 2017 yazına eşlik ettirenler için tam vaktinde yeni albüm Blood’ı dinleyicileriyle buluşturdu grup. Tam senenin ilk günleri, hayatımızda değişiklikler yapmaya heves etmişiz ama playlistlerimizde sürekli aynı şarkılar dönüyor üzüntüsü yaşıyorduk ki Blood albümü öncesi son tekli Song for You, tekrara düşen tüm playlistlerimizi alt üst etti. Temmuz ayında çıkardıkları Summer Days ve Please’in tatlı melankolisinden uzaklaşıp kendi içimize döndüğümüz günlerin “işte tam da bu” dedirten eşlikçisi Song for You ile başlayalım:

Hakkında sadece şarkı söylese 5 saat dinlerim gibi büyük iddialarda bulunmama sebep olan Mike Milosh, Waste ile yaptığı albüm açılışıyla beni benden almayı yine başarıyor.

Taste ile şöyle bir silkelenip kendimize geliyoruz. Oysa Waste bizi sözlerinden tınısına nasıl sarsmıştı! Gerçi bunun da pek aşağı kalır yanı yok ya, şarkı sözleri başka bir yazımızın konusu olsun.

Yaz teklilerinden sonra değil belki ama Song For You’dan sonra yeni albüm Blood’ı çok büyük beklentiyle karşıladım. Önce düşürüp sonra yükselten sonra tekrar düşüren albüm ritmini hoş bulsam da Feel Your Weight hem albüm geneli hem şarkı özeli olarak beni rahatsız eden hızlı ve yüksek bir tınıya sahip. Açıkça albümün en başarısız bulduğum parçası:

Hem iniş çıkışları hem benzerlikleriyle bir bütün olarak dinlenmeyi hak eden bir albüm Blood. Phoenix ise aynı benzerlik çemberi içinde en başarılı farklılığı yaratmayı başarmış şarkı bana kalırsa:

Röportajlarında Woman ve Blood arasındaki 5 yıllık çalışmalarını yatak odası projesi olmaktan çıkartıp deneyim kazanmaya ve profesyonelleşmeye harcadıklarını söyleyen Rhye, epey yol katetmiş görünüyor. Gelecek çalışmalarını ve konserlerini heyecanla bekliyoruz.

GARİP DEMİŞKEN: ALEX TURNER’IN SAKALINI KESMESİ İÇİN İMZA KAMPANYASI

AM turundan hemen sonra bir süre gözler önünden çekilen Alex Turner, TLSP albümü öncesi yeni keçi sakalı tarzıyla görüntülenmeye başlamıştı. Ardından Everything You’ve Come to Expect kliplerinde ve turne boyunca kendisini sakalsız görünce içimize bir su serpilmişti. Fakat hemen sonrasında fan fotoğraflarından ve magazinden takip edebildiğimiz kadarıyla sakal kısa bir süre içinde geri döndü. Bu durumdan çok rahatsız olan fanları sessiz kalamayıp kısa bir süre önce “sakal”a bir dur demek için change.org aracılığıyla “Banish the Beard!” isimli bir imza kampanyası başlattı, siz de katkıda bulunmak için hemen aşağıdaki linkten imza atabilir ve Arctic Monkeys’in yeni albümüyle başlayacak olan Alex Turner’a ekstra maruz kalma durumunun en azından bir nebze daha az sinir bozucu olması için bir adım atabilirsiniz:

https://www.change.org/p/alex-turner-banish-the-beard?recruiter=75392963

        Bahsi geçen sakal…

SAYGI DURUŞU: DECLARATION OF DEPENDENCE

Yalnızca Norveç soğuklarını değil içimizi de eriten tatlı mı tatlı grup Kings of Convenience, bir neslin lise yıllarını bu albümle geçirmesine sebep olmuştu. Hepimiz ilk çıktığı sene dinleyebilecek kadar liseli değildik tabi, liseli yıllarımıza gelince bir şekilde öğrenmiştik bu güzelliği. Öyle ki 2012 İstanbul konserlerine gidemeyenler o üç geceyi evde ağlayarak bu albümü dinlemekle ve şarkı sözlerini birbirine kısa mesaj atmakla geçirmişti. Neticede biz de duygusal çocuklardık. İşte karşınızda her dinlediğimizde içimizi bir hoş eden Declaration of Dependence albümü ve Kings of Convenience.

Evet biliyorum bu o albüm değildi ama bir zamanların müzik severleri arasında efsane olmuş bu videoyu eklemeden edemezdim. Artık ne günlermiş dersiniz de gözleriniz mi dolar, ben orada şarkıya eşlik ediyordum mu dersiniz, yoksa siz de o akşam evde hüngür hüngür ağlayanlardan mısınızdır bilemem. Hala modası geçmemiş güzelim Know How ve Feist’e taş çıkartan dinleyicilere önden bir saygı duruşu:

Hiç oturmadan esas albümümüze gelelim ve ikinci saygı duruşumuzu Me in You için alalım, zamanında kendileri ve o zamanki aşklarımız ile tanışmamıza vesile olmuş bu şarkının yeri birçoğumuz için ayrıdır eminim:

Bağıra çağıra söylemek için biçilmiş kaftandı. Umarım ruhlarımız şarkı sözlerinin ifade ettiği anlamı umursayacak kadar yaşlanmamıştır:

“Nasıl sevmem Hakim Bey? Bunalım ve asiliklerime beni daha da bunaltmadan eşlik ediyorlar.” isimli parçamız:

Kendilerinden ufacık da olsa bir haber duymak için bekleyişimiz sürerken, içimizin üşüdüğü günlerde hala bu albüme sarılıyoruz. Ve şimdilik kendilerini sevgiyle anmakla yetiniyoruz.

GARİP DEMİŞKEN: TOM HARDY’NİN RAP MIXTAPE’İ

Günümüzün en çok takip edilen, konuşulan ve beğenilen aktörlerinden biri olan Tom Hardy‘nin 90’ların sonunda kaydedilmiş bir mixtape’i Reddit aracılıyla günyüzüne çıktı. Eddie Too Tall mahlaslı bir DJ ile iş birliği içinde hazırlanan albümdeki bütün şarkı sözleri Tommy No. 1 (a.k.a Tom Hardy) tarafından yazılmış. 90’larda popüler olan geniş aralıkta müzik türlerinden sample’lar içeren kayıtta Tom Hardy’nin sinema kariyerine de göz kırpan “The Godfather”ı da duyacaksınız. Albümün prodüksiyonunun etkileyiciğinin yanı sıra Tom Hardy’nin vokallerinin akıcılığı -en azından çoğu parça için- ve sesinin rap için ne kadar uygun olduğunu görmek de oldukça şaşırtıcı. Falling on Your Arse in 1999‘ı hemen buraya bırakırken dinleyecek en iyi şey olmadığını ama gerçekten sizi de şaşırtacağını düşündüğümüz bir dinlenebilirlikte olduğunu not etmeden geçmeyelim. Keyifli dinlemeler.

+18: CUPCAKKE

Bize Geçelim Mi? Elizabeth Harris, daha çok bildiğimiz ismiyle cupcakKe olarak hayatımıza 2015 yılında Deep Throat ve Vagina isimli single’larıyla girdi. Kendisiyle henüz tanışmadıysanız bile şarkılarının fazlaca cinsel içerikli olduğunu şu an tahmin etmiş olmalısınız. Kariyerinin başından beri çıkardığı iki mixtape ve iki stüdyo albümünün ardından geçtiğimiz haftalarda yayınladığı albümü Ephorize ile ismini çok daha güçlü bir şekilde duyurdu ve büyük bir kitlenin radarına girmeyi başardı.

Evet! Fazla seks içerikli ve bazen bir o kadar da absürd olan şarkıları sadece cinsellik ve şiddet konularına dokunmakla kalmıyor. Öz eleştiri yaptığı inanılmaz gerçekçi sözleriyle dinleyicilerin kendisiyle bağlantı kurabileceği LGBTQ, genç-yetişkin olmanın getirdiği çekingenlik ve ağırlık, romantizm arayışı gibi temalara da bolca değiniyor. İhtiyaçlarını ve isteklerini çekincesizce belirttiği sözleriyle, seksin “kadına yapılan bir şey” olması anlayışından kurtulma yönünde ilerlemeye çalıştığımız şu zamanlarda özellikle değerli bir figür haline geliyor. Bu yüzden binlerce kez evet!

Pişman Mısın? Büyük müzik oluşumlarından tam puan alarak Ephorize ile 2018 yılı cupcakKe için harika başladı. Aynı şekilde devam edeceğini umarken bir yandan da acaba kendisini canlı izleyebilir miyiz diye meraklara düşüyoruz. Özellikle albümün en explicit sözlerine sahip şarkısı Duck Duck Goose’un klibini gördükten sonra, kim bilir konserleri ne kadar absürd geçiyordur diye düşünmemek elde değil. Videoyu şuraya bırakırken iş yerinde açmamanızı ve çocuklarınızı ekran başından almanızı tavsiye ediyoruz.

2018’DE YOLUNU GÖZLEDİKLERİMİZ

Bir yıla daha bol müzik ve yeni albüm umutlarıyla girmiş bulunmaktayız. Bir tarafta bu sene albüm çıkarmasına neredeyse kesin gözüyle bakılan Vampire Weekend, Arctic Monkeys, A Perfect Circle, My Bloody Valentine, Danny Brown ve Ah! Kosmos gibi isimler var; öbür tarafta ise “ha çıktı ha çıkacak” derken albümleri ertelenmekten bir hal olan ya da yıllardır güzel haberlerini beklemekten helak olduğumuz isimler var. Aşağıdaki liste işte tam da bu isimlerden oluşuyor. İlla ki atladıklarımız olmuştur; yorumlarda, mentionlarda buluşalım.

Soruyoruz: Nerede bu müzisyenler?

Sky Ferreira: Böyle bir liste yapma fikri, “Sky Ferreira nerelerde?” diye kendi aramızda konuşurken aklımıza gelmişti. Night Time, My Time yayınlanalı şaka maka neredeyse dört buçuk yıl olmuş. Ferreira’nın ikinci albümü Masochism’i herkes gibi biz de birkaç yıldır nefesimizi tuttuk bekliyoruz ama albüm bir türlü çıkmıyor. Ferreira en son kasım ayında albüm için umutlandıran bir tweet atmıştı, Bir de Fader’a verdiği röportajda Şubat-Mart gibi görsel bir EP yayınlayacağını söylemişti. 2018 sonlanmadan kendisinden yeni bir şeyler duymayı ümit ediyoruz.

Chromatics: “Çıkmak bilmeyen albüm” dendi mi Sky Ferreira ile birlikte akla gelen bir diğer isim de Chromatics. Grup ta 2014’ün sonunda yeni albümleri Dear Tommy’yi duyurmuştu, geçtiğimiz yıllar içinde albümden birkaç single da yayınlanmıştı. Fakat sonra öğrendik ki grubun esas adamı Johnny Jewel, 2015’in sonunda ölümden dönmüş (artık uyuşturucudan mıdır, bilmiyoruz) ardından da albümün bütün kopyalarını imha etmiş. Önceki albümleri Kill for Love’ın on farklı versiyonunu yapan, şarkıları devamlı değiştirip duran ve albümün çıkışını iki sene erteleten biri için pek şaşırtıcı değil tabii. Dear Tommy’nin akıbeti hala belirsiz ama çıktığında bizi hiçbir şekilde hayal kırıklığına uğratmayacağından eminiz.

La Roux: Kendi adını taşıyan ilk albümünü 2009’da, ikinci albümü Trouble in Paradise’ı isa 2014’te yayınlayan La Roux, elini hiç de çabuk tutmayanlardan. Kendisi şu sıralar ne yapıyor, ne ediyor hiçbir fikrimiz yok ve bu seneyi de boş geçirirse şaşırmayacağız, ama özledik valla.

Mutya Keisha Siobhan: Sugababes’in orijinal üçlüsü 2011’de bir araya gelmiş, 2012’de müthiş ilk single’ları Flatline’ı yayınlamışlardı. Kendilerinden uzun bir süredir haber alamıyoruz fakat ilk albümlerinde Blood Orange, William Orbit, Richard X, MNEK gibi isimlerle çalıştıklarını biliyoruz. Albümün ihtimali bile heyecanlandırıyor bizi, umarız ki gün yüzü görür.

Jai Paul: Son yılların belki de en gizemli müzisyeni Jai Paul, BTSTU ve Jasmine single’ları ile ortalığı yakıp yıkmıştı. 2013’te ilk albümünün demosu sızdığında “Bu benim albümüm değil, lütfen satın almayın” dese de albüm yılın en çok konuşulan işlerinden biri olmuş ve pek çok yıl sonu listesinde de kendine yer bulmuştu. Bu yıl içinde kendisinden yeni (ve resmi) bir şeyler duyar mıyız, göreceğiz.

Missy Elliott: Kendisinden yeni bir albüm beklemeyi uzun zaman önce bırakmıştık fakat önce WTF ve Pep Rally, sonra da I’m Better derken kendisi merakımızı hep yukarıda tutmayı başardı. Resmi bir açıklama ve tracklist görmeden inanmayacağız.

Boards of Canada: İkili 2013’te Tomorrow’s Harvest ile yıllar süren sessizliğini bozmuştu. Bu sene yeni bir şeyler yayınlasalar bile öncesinde çok seslerinin çıkacağını sanmıyoruz. Özledik!

FKA Twigs: Bu sene albüm çıkaracağı söylenen isimlerden biri FKA Twigs. Kendisinden herhangi bir açıklama yok şimdilik, ama biz de umutluyuz. Bekleyip göreceğiz.

Ladytron: Son albümleri Gravity the Seducer 2011’de yayınlanmış ve doğrusu pek de ses getirmemişti. Ekip geçtiğimiz günlerde şöyle bir tweet attı, bu sene güzel haberlerini bekliyoruz.

Cassie: RockaByeBaby isimli muazzam mixtape’inin üzerinden beş yıl geçti. Tam da “Cassie yıllardır nerelerde yahu?” derken 2017’nin sonuna doğru iki single yayınladı. Klibi daha dün çıkan Kaytranada destekli Don’t Play It Safe, güzel şeylerin habercisi olmalı.

Jungle: Geçtiğimiz Ekim ayında Harvest Fest’te ülkemize de uğrayan Jungle, ikinci albümlerini güya geçtiğimiz sene yayınlayacaktı. Bir sürpriz olmazsa albümün bu sene yayınlanması bekleniyor. Umarız olmaz.

Trust (TR/ST): O buz gibi soğuk ve karanlık synthpop harikası Joyland’in üzerinden dört sene geçmiş. Geçen sene yayınlanan iki single, bu yıl gelecek bir albümün habercisidir umuyoruz ki.

Robyn: Ah Robyn, seni çok seviyoruz ama sesini bu kadar az duymak bizi üzüyor. Do It Again ve Love Is Free’yi saymazsak son solo albümü Body Talk’un üzerinden neredeyse yedi buçuk yıl geçmiş. Bir iki şarkıya bile razıyız.

Annie: İskandinav popunun bir diğer çok sevdiğimiz ismi Annie’nin de pek sesi soluğu çıkmıyor. Son albümünün üzerinden sekiz, son EP’si Endless Vacation’ın (ki bunu da o kadar sessiz sedasız çıkardı ki) üzerinden de iki yıldan uzun zaman geçti. Yeni bir albüm istesek şımarıklık yapmış olmayız bizce.

John Talabot: Dinledikçe ormanlar içinde koşturup kaybolasımızın geldiği ilk albümü FIN, 2012’nin başlarında yayınlanmıştı. Bu rengarenk albümle elektronik müzik aleminde son yılların en iyi çıkışlarından birini yapan John Talabot’tan yepyeni bir güzellik beklemek hakkımız.

Lily Allen: Kısa süre önce ingiliz rapçi Giggs destekli Trigger Bang’i yayınlayan Lily Allen’dan yıl içinde hip-hop etkileşimli bir albüm gelmesi çok da şaşırtıcı olmaz. Doğrusu çok da umudumuz yok, Sheezus’ı da birkaç şarkı hariç hiç mi hiç beğenmemiştik ama özledik de kendisini.

Gesaffelstein: Sahi bir Gesaffelstein vardı, ne oldu bu adama yahu?

Janelle Monaé: Kendisini çok seviyoruz, oyunculuğuna ve duruşuna da hayranız ama müzik cephesinden haberlerini de özledik. Son albümü The Electric Lady çıkalı dört yıldan uzun zaman olmuş. Kötü bir işe asla elini sürmeyeceğinden eminiz fakat sabırsızlanıyoruz.

MNDR: Amanda Warner’ın muazzam elektro-pop albümü Feed Me Diamonds çıkalı beş yıldan fazla olmuş. Kendisinin adını (feat. MNDR) olarak duymaya alıştık bu aralar, ama yeni bir albüm istesek çok şey istemiş olmayız bizce.

Azealia Banks: Daha dün Instagram’da yeni mixtape’inin Mart ayında yayınlanacağını duyursa da sağı solu hiç mi hiç belli olmadığı için kendimizi umutlandırmıyoruz.

Dum Dum Girls: Uzun zamandır haber alamadığımız bir isim daha. Son albümleri Too True, 2014’te yayınlanmıştı. Bu seneyi boş geçmezler umarız.

Nas: 2012 yazında yayınlanan son albümü Life is Good, en iyi işlerinden biriydi. Kimilerine göre yaşayan en efsanevi rapçi olan Nas’tan yeni bir şeyler duymaya kimse hayır demez.

Kelis: Nas demişken, Kelis de uzun süredir sessiz. Dave Sitek prodüktörlüğünde, Ninja Tune etiketiyle yayınladığı son albümü FOOD’un üzerinden dört sene geçti. Son zamanlarda aşçılığa merak saldığını bildiğimiz Kelis’in artık alternatife de göz kırptığını düşünürsek, kendisinden şöyle Kaytranadalı, Cashmere Catli, Mura Masalı bir albüm duymak müthiş olmaz mıydı?

Bonus: