İNCELEME

İNCELEME: LANA DEL REY – NORMAN FUCKING ROCKWELL!

2012 yılında Lana Del Rey, Born to Die ile ilk çıkışını yaptığında herkesin ondan nefret ediyor oluşundan nefret etmiştim. Sharon Van Etten’in Tramp albümü, Sylvia Plath’in Sırça Fanus’u ve kendi yazılarımla Lana Del Rey, benim için yeni bir hikaye anlatıcısı ve duygularını metaforikleştirmede mükemmel bir örnekti. Sevdiği her şeyi şarkılar arasında döndürmesi ve üzgün melodileri nedeniyle sıkıcı ve yapma bulunmasını şaşırtıcı buluyordum. Bence geleceğin en büyük potansiyele sahip şarkı sözü yazarı olabilirdi. Yeni albüm Norman Fucking Rockwell!‘in yayımlanması ile yedi senenin sonunda nihayet haklı olduğumu söyleyebilir miyim?

(daha&helliip;)

FMK: FRIENDLY FIRES – INFLORESCENT

2011 yılında yayınladığı Pala albümü ile gençliğimin en güzel anılarına soundtrack olan Friendly Fires, 8 sene aradan sonra yeni albümleri Inflorescent‘i yayınladı. Pek romantik sözler ile pek duygusal geçişleri 80’ler kafası ve bolca synth’ten yararlanarak sundukları yeni albümleri, yer yer house, yer yer electronic ve çokça da dolu dolu söze yer verse de üzgünüm ama kulağa sanki tek bir şarkının farklı varyasyonları gibi geliyor. Dolayısıyla albüm Pala’dan sonra şahsen beklentimi karşılamasa da Heaven Let Me In ve Love Like Waves‘e karşı koyamadım ve bu ikisini “most liked” listeme atmış bulundum.

Albüme şarkı şarkı bakacak olursak:

FUCK

Silhouttes: Bu şarkının başka bir gruptan dinlesem şaşırmayacağım normallikte bir indie pop havası taşıdığını söylesem ne kadar linç yerim bilemiyorum. Benim için bu yazdan ötesini göremeyecek bir şarkı.

Offline (with Friend Within): Intro’da house ile karşılayan, ilerledikçe synth’lerle dans pistine davet eden, sözleriyle yakalayan ama sanki arada kalmış hissi de veren bir şarkı Offline.

Lack Of Love: Bu şarkı kendine has güzelliğini chill & house birlikteliğine borçlu diyebiliriz. Klasik house temelli altyapısıyla özel bir ana gerek olmaksızın her anıya eşlik edebilecek bir şarkı bence.

Run the Wild Flowers: Albümün son şarkısı Run the Wild Flowers, üst üste birkaç tane çok da Friendly Fires havası taşımayan şarkıdan sonra dinleyiciye nerede olduğunu hatırlatıyor. Beatin ağır oluşu ve davulu duyuyor olmak albüme karşı hisleri yeniden alevlendiriyor.

MARRY

Can’t Wait Forever: Tam da özlediğimiz FF şarkılarından biri. O 2011 tadını alabiliyorsunuz adeta. Albümün açılış ve çıkış şarkısı olarak seçilmesi doğru karar.

Heaven Let Me In: Buraya kocaman bir 10/10 bırakmak istiyorum. Disclosure havasının iliklere kadar hissedildiği bir şarkı Heaven Let Me In. Herkese hitap edebilecek sakin geçişleri, karşı konulamaz synth loopları ile hangi tarzı severseniz sevin oturmanız imkansız.

Sleeptalking: Albümün 5. şarkısı Sleeptalking, adeta “Toro Y Moi ile FF’i karıştırsak ortaya böyle bir şey çıkardı” dedirtiyor. Bolca synth kullanımı ve romantik başlangıcı bana kendini daha çok sevdirdi.

Love Like Waves: Benden 10/10 alan ikinci ve son şarkı sanırım. Haziran’da yayınladıkları bu şarkıyı çıktığı günde de çok sevmiştim. Zira tüm albüm incelemeleri de bu şarkı referans alınarak yazılmış gibi görünüyor. Ancak bu şarkının remix’i ile var olması taraftarıyım.

KILL

Cry Wolf: Albüme göre ağır ilerleyen Cry Wolf için “Albümün olgun duruşu olabilir mi?” diye düşündüm ancak “albümle bütünlük yakalasın diye basalım synth’i” hissiyatından kurtulamadım.

Kiss And Rewind: Bana neden Kiss and Rewind derken ağlıyor gibi geldi anlamadım ve doğrusu şarkıyı fazlasıyla zorlama buldum. Aslında fena sayılmaz ancak asla bir Friendly Fires şarkısı gibi değil.

Almost Midnight: Kapanıştan hemen önceki şarkı Almost Midnight, dans ettirme konusunda yüksek puanları toplarken çok fazla söz içermesiyle bir şeylerin yanlış gittiğini düşündürtüyor bana.

 

İNCELEME: BON IVER- i,i

Justin Vernon‘ın sesinde sizi güvende hissettiren bir tanıdıklık var. Bunun sebebi nostaljinin günümüz ile buluştuğu noktada beliren indie tınılarının eşsiz bir örneğini icra etmesi olabilir mi? Kanye West iş birliği, Grammy ve bu başarının altından tek hamlede kalktığı bir resmin arkasına çizdiği gizemli bir imaj. Kısacası, bir zamanlar indie olarak adlandırılan ve şu aralar eski tanımının tam da karşısında duran bir konumlama. Yep, klasik bir Justin Vernon.

(daha&helliip;)

THREESOME: VAMPIRE WEEKEND – FATHER OF THE BRIDE

Uzun zamandır beklediğimiz an geldi. Vampire Weekend‘in 6 senenin ardından yeni albümü Father of the Bride‘a kavuştuk. Bizi takip edenlerin çok iyi bildiği şekilde grubun bizim için yeri bir ayrıdır. Her daim, her yerde Avaz ekibi olarak Vampire Weekend hayranlığımızı konuşturabiliriz. Yine de tahmin ediyoruz ki herkes yeni albümün muhteşemliğinde hemfikir.

(daha&helliip;)

FMK: LADYTRON – LADYTRON

Ladytron‘un yeni albümünde grup hakkında öğrendiğim bir şey varsa o da çok sinirli oldukları. Zamana meydan okuyan grup, yaklaşık sekiz yıllık bir aradan sonra hiç beklemediğim kadar acımasız bir albümle döndü. Aradan geçen zaman ve dünyada olup bitenler, hepimizi olduğu gibi Ladytron‘u da epey yıpratmış. Düpedüz politik bir albüm değil bu ama mevcut düzene öfkesini çeşitli yollardan kusmaktan çekinmiyor hiç. Yer yer nihilist, ekseriyetle apokaliptik. Sözleri ne kadar agresifse müziği de çoğunlukla bir o kadar gürültülü. Bu sebeple ilk dinlemenizde bir “ne yaşadım ben” hissi, bir baş ağrısı peyda olabilir ve albüme alışmanız zaman alabilir. Grup benim hayli underrated bulduğum son albümleri Gravity the Seducer‘daki havai sound’larını cilalamış, bolca davul eklemiş, araya da ilk albümlerinden sesler katıvermiş. Kendileri de zaten “it’s a good mix of Ladytron” diyorlar albüm için. Eski albümlerindeki o gençlik heyecanından ve kirli imajdan pek eser yok artık, karşımızda çok daha olgun bir Ladytron var fakat kendilerinden alıştığımız ve albüme bana kalırsa nefes aldıran electroclash soslu synthpop şarkıları da yok değil albümde. Öte yandan albüm karanlıklaştığı ve volümü yükselttiği noktalarda çok daha çekici bir hâl aldı benim için. Geneline bakarsak bir-iki falso hariç fazlasıyla beğendiğim bu geri dönüş albümüne bir de şarkı şarkı bakalım isterseniz:

FUCK

The Island, Tower of Glass & Far from Home: İlk şarkı Until the Fire’ın agresifliğinden sonra bana önceki albüm Gravity the Seducer’ın daha yumuşak sound’unu hatırlatan bu üçlü karşılıyor bizi. Doğrusu birbirlerini tamamlıyor gibiler. Ladytron’un bilindik sound’una alışıksanız bu üçlüyü sevmemeniz pek mümkün değil. Bence aralarında en başarılısıysa özellikle kompleks vokal melodisiyle dikkatimi çeken Far from Home.

Figurine: Özümsemesi zaman alan albümün ilk dinlemede akılda kalmaya en müsait şarkısı. Sözlerinin arada kulak tırmalamasını göz ardı ediyorum. 2:30 civarı başlayan break, albümün zirvelerinden biri.

Tomorrow is Another Day: Paper’a verdiği röportajda “direniş olması için önce dibi görmemiz gerek” demiş grubun vokali Marnie. Çoğunluğu dibi görmek konulu şarkılardan oluşan bir albümde tünelin ucundaki hafif ışık gibi bu şarkı. Doğrusu Ladytron’a bu tür şarkılar çok yakışıyor. Özellikle ikinci nakarattaki “I never asked you all the fucking things I wanted to, but tomorrow is another day” yükselişi harika ve albümün agresifliğinden de tam anlamıyla kopuk değil. Outro’su bu kadar “albümü yarına yetiştirmemiz lazım” aceleciliği kokmasa evlenmeyi düşünebilirdim kendisiyle.

MARRY

Until the Fire: Albüm için daha gümbür gümbür bir açılış olamazdı diye tahmin ediyorum. Tüm şarkı boyunca susmayan davullarıyla Ladytron, “aradan geçen 7-8 yılda bazı şeylere çok sinirlendik ve bunu daha ilk şarkıda kafanıza çakmak istiyoruz” mesajı veriyor.

Paper Highways: Grubun ikincil vokalisti Mira Aroyo’nun yazıp seslendirdiği şarkıların bende ayrı bir yeri var. Grubun deneysel ve risk alan tarafını yansıtıyor ve albüm içinde kendilerini çok belli ediyorlar. Velocifero albümündeki Black Cat, en sevdiğim Ladytron şarkısı mesela. Bu albümü de ilk dinlediğimde Aroyo’nun vokalini ilk hangi şarkıda duyacağım diye merakla bekliyordum. Paper Highways ilk dinlediğimde beni şöyle bir sarstı ama dinledikçe albümdeki favorilerimden birine dönüştü. Şarkının nereye gideceğini hiç kestiremiyorsunuz ve albümün kapağına dek sinmiş olan apokaliptik havasını hem müziğiyle hem de sözleriyle buram buram hissettiriyor.

The Animals: Grubun albümde yeni bir hit yaratmaya en çok yaklaştığı şarkı. Neden ilk single olarak seçildiğini albümü dinlediğinizde daha iyi anlıyorsunuz. Ace of Hz’ı hatırlatıyor bana.

Deadzone: Albümün karanlıklaştıkça daha da güzelleştiğinin bir başka kanıtı. Benim açık ara en sevdiğim şarkısı. Özellikle nakaratın ikinci verse’e şak diye bağlanışı ve sonsuza dek sürecekmiş gibi gelen ama lök diye bitiveren kapanışıyla halihazırda cool’luğun kitabını yazmış olan grubun şimdiye dek yaptığı en cool şarkılarından biri.

You’ve Changed: Albümün en basit sözlü ancak en asabi şarkısı. Hipnotize eden back vokaller ve cayır cayır davullarıyla neredeyse şarkının yarısından daha uzun süren outro’su, albümün kusursuzluğa en çok yaklaştığı kısım olabilir.

KILL

Run: The Animals’la biten ilk yarıyı albümün kesinkes daha gürültülü ikinci yarısına bağlamaktan başka bir görevi olmadığını düşünüyorum. Albümün hiç şüphesiz en silik şarkısı.

Horrorscope: Aroyo’nun albümde seslendirdiği diğer şarkı. Zifiri karanlığıyla beni benden alsa da bir türlü alışamadım. Dinlemesi gerçekten biraz fazla zor. Yine de grubun hâlâ bu tarz sularda yüzmekten korkmadığını görmek sevindirici.

The Mountain: Aslında fena şarkı değil ama böyle bir albüm için fazla tekdüze. Albümdeki konumu sebebiyle de arada kaynamaya çok müsait.

İNCELEME: BOHEMIAN RHAPSODY

Biliyorum, biliyorum. Bir müzik blog’unda film incelemesinin ne işi olduğunu bir sorguladınız. Ancak bu herhangi bir film değil, dünyanın gelmiş geçmiş en sıra dışı ve unutulmayan grubunu anlatan bir hikaye. “Müzik nereye dokunursa” diyerekten çarşamba akşamı filmin ön gösterimi için kendimizi Zorlu PSM‘e attık, 8 senelik bekleyişe bir son verdik.

(daha&helliip;)

İNCELEME: GAYE SU AKYOL- İSTİKRARLI HAYAL HAKİKATTİR

Hemen itiraf ediyorum, Gaye Su Akyol‘un şu ana kadar öyle çok da büyük bir hayranı olduğum söylenemez. Ama işte, ilk albümünden 4 sene sonra üçüncü uzunçaları İstikrarlı Hayal Hakikattir hakkında yazıyorum ve söyleyeceğim şeyler hiç olmadığı kadar olumlu.

(daha&helliip;)

İNCELEME- AH! KOSMOS- BEAUTIFUL SWAMP

Ah! Kosmos‘u seviyoruz çünkü daha önce hiç yapılmayanı çok daha farklı ve yaratıcı bir şekilde yaptı, hâla yapıyor. Elektronik tınılara yeni bir yorum getiren ilk albüm Bastards ile çok ses getirdi, Mabel Matiz ile harika bir iş birliği yaptı ve birçok birbirinden güzel müzik etkinliğinde yer aldı. Durum böyle olunca da ikinci uzunçalar için beklentilerimizi fazlasıyla yükseltti. Dün itibariyle geri sayım bitti ve yeni albüm Beautiful Swamp‘a kavuştuk.

(daha&helliip;)

İNCELEME: PEYK – LAY LAY LOM

Alternatif Türkçe Rock’ın en değerli isimlerinden Peyk bu yaz başında yeni albümleri Lay Lay Lom ile bizlere el sallamıştı. Üç sıcak aydan sonra askıya aldığım yeni Peyk albümünü doyasıya dinleyebilme ve değerlendirebilme fırsatı buldum. Alternatif Türkçe müziği kulaklarımızdan eksik etmediğimiz senelerde takip etmeye başlayıp bugün hala listelerimde çaldığım Peyk’in yeni albümü bende pek çok karmaşık duygu uyandırdı. Lafı fazla uzatmadan, her popçunun, rapçinin, rock starın gizli sevdasıdır alternatif Türkçe Rock diyerek incelememe geçmek istiyorum.

Albümün açılış şarkısı Lay Lay Lom, albümün ismini taşıyor ve Peyk’in ilk kez “feat”li bir şarkısını dinliyoruz. Albümün en beğendiğim şarkılarından diyebileceğim Lay Lay Lom hem albümün şimdiye kadarki Peyk albümlerinden çok farklı olacağını hem de çok eğlenceli parçalarla dolup taştığını düşündürtüyor. Bu tahminlerden biri çok doğru iken biri çok yanlış.

Hemen ardından gelen Sabret ile albümün eğlence patlaması yaşatacağı konusundaki tahminimin yanlış olduğunu hemen öğrenmiş oluyoruz.

Sabret’ten sonra gelen Koy G…’yi dinleyip “ee bu tahminlerin ikisi de yanlış?” gibi bir düşünceye kapılmış olabilirsiniz ama acele etmeyin derim. Zira bu albümün en Peyk tadında şarkısı Koy G…, ancak unutmayın ki hayat ve Peyk sürprizlerle dolu.

Denizdeyim ile albümün aşırı eğlenceli olacağı fikrinden epey uzakta olduğumuz bir noktaya geliyoruz. Tatlı bir Peyk melankolisi eşliğinde sonraki şarkıya doğru yuvarlanıyoruz. Tüyler diken.

Bu şarkı için ne demeli bilemiyorum. Görmeyeli Peyk havalılığına havalılık katmış.

Hikayesi olan şarkılar birçoğumuz için daha özeldir, en azından benim için öyle. İşte tam bu yüzden Uyan (To Minore Tis Avgis) benim için bu albümün en değerlilerinden biri. Gerek ilk saniyelerde bizi karşılayan rebetiko havası, gerek bu havaya mükemmel bir uyumla eşlik eden yaylılar ile albümü ve hikayeyi özelleştiriyor adeta. Meraklıların Uyan’ın hikayesini birinci ağızdan dinlemek için İrfan Alış’ın röportajlarına göz atmasını tavsiye ederim.

Albümün tamamını dinlemek isteyenler için Spotify linkini aşağıya eklemeden önce albüm kapağını çok beğendiğimi de buraya iliştirmek istiyorum. Önümüzdeki yarım saati Peyk ile paylaşmak isteyenleri şöyle alalım.

TANIŞIN: NoMBe

NoMBe personası ile müzik yapan Noah McBeth ile ilk nerede tanıştım emin değilim. Belki bir Spotify listesi, bir müzik kritiği ya da bir arkadaşımın tavsiyesi. Sadece bir gün uzun bir otobüs yolculuğu sırasında kaydedilen albümlerim listesinde olduğunu fark ettim ve işte, sihir orada başladı. (Acaba ne zaman kaydetmiştim… Hiç bilemeyeceğiz.) Yaklaşık 2 aydır Alman müzisyenin çıkış albümü They Might’ve Even Loved Me‘yi dinlemeden duramıyorum. Bu albüm hayatımın o kadar büyük bir parçası oldu ki çok büyük olasılıkla bu senemin favorisi ve hayatım boyunca sık sık geri döneceğim o nadir uzunçalarlardan biri olacak.

(daha&helliip;)

FMK: SİMGE – BEN BAZEN

Yankı ile başlayan Simge takibim bu günlerde yeni bir sınava tabi tutuldu. Yeni albüm Ben Bazen bu sınavı yer yer sıkıntılı olsa da geçer notun çok çok üstünde bitirdi.

FUCK

Ben Bazen

Albüme güzel bir açılış parçası. Kapatmalı gitar ritimlerinden albümün en güçlü yönlerinden biri olan altyapıların ele geçirdiği bir sona geçiş.

Pes Etme

Çok güzel bir şarkı olmak üzereyken çok tekrardan bir alt sınıfta kalıyor.

Ram Ta Tam

Selim Siyami Sümer imzalı bu şarkı yine aynı kalemden çıkmış Hadise’nin Yaz Günü’ne tosluyor. Bu tarz müzikte potansiyelini bildiğim için beğendim ama çok bayılmadım. Yine de kendisinin havasını Simge vokalleriyle dinlemek güzel.

Kalp Kırmak

Hüzünlü parçalar ne yazık ki ülkemizin bir geleneği. Hüzünlü parçası olmayan albüme albüm denmez bu topraklarda ama olacaksa böylesi olsun.

MARRY

Üzülmedin mi?

Albümün Yankı etkisini üstünde taşıyan şarkısı.

Aşkın Olayım

Bas gitar yürüyüşüyle yavaş yavaş ısınan şarkı kısa bir gitar solosuyla alev alıyor alev.

İster İnan İster İnanma

Sakin ile Onur kulaklarımıza öyle bir imza atmış ki bazen kırıntılarını şarkılarda bulunca şaşkına dönüyoruz. İster İnan İster İnanma’da da bu kırıntılardan bolca var.

KILL

Hu

Daha önce Onurr‘dan duyduğumuz bu şarkı albümün yavaş kısmını temsil ediyor ama albüme gittiği pek söylenemez.

Ayrılık Yazması

Albümün dip noktası. Hiçbir yenilik vadetmeyen bir şarkı. Neyse ki bu şarkı gibi başka şarkı yok.

Öpücem

Oryantal ritimlere karşı değilim ama bu şarkıda bir şeyler yanlış.

Yalnız Başına

Yaz gecesi sahilde otururken dinlesem (öyle bir huyum yok) belki burada olmazdı ama an itibariyle (ya da her an) ölmeyi hak ediyor.

Albüm kapağını da şöyle bırakayım;

Albümü de şöyle bırakayım.

İNCELEME: CHVRCHES- LOVE IS DEAD

Her dinlediğim albümün ardından hakkında yazmadan önce karışık duygular hissediyorum. Aklıma getirdiği düşünceler, onlarla paralel bir şekilde gün yüzüne çıkan anılar hepsi bir şekilde sıralanmayı başarıyor. Maalesef aynısını Chvrches’ın yeni uzunçaları Love is Dead için söyleyemeyeceğim. (daha&helliip;)

İNCELEME: BEACH HOUSE – 7

Yedi albüm ve 13 senelik bir kariyer… Baltimore’dan dream pop ikilisi Victoria Legrand ve Alex Scally’den oluşan Beach House‘un bunca zamandır yayımlanan albümlerindeki yedi farkı bulabilir misiniz? Grup, genellikle aynı tınıları yeni şekillerde yayımlayıp dream pop’ta kendilerine ait bir krallık kurdukları için eleştiriliyorlar. Ancak grubun her yayımlanan albümünün dört bir gözle beklenmesinin ve türünde bir önceden yayımlananı tahtından indirmesinin elbette bir sebebi var.

(daha&helliip;)

İNCELEME: IN HOODIES – CIRCLING THE CAGE

In Hoodies’in ikinci albüme giden yoldaki yeni EP’si Circling the Cage’in tanıtım resimlerini gözünüzün önüne getirin. Dış dünyayla yüzleşmeye çalışan bir adam. Ancak maskesini takmış ve yüzleşirken maskesini çıkarmayacağından neredeyse eminsiniz. Üstelik o kişiyi tanımıyorsunuz bile. İşte, yeni EP Circling the Cage tam olarak dinleyiciye bunları hissettiriyor. (daha&helliip;)

İNCELEME: CURRENT JOYS – A DIFFERENT AGE

Daha önce benimle içinde “en sevdiğin” tamlaması geçen herhangi bir müzik sohbetinde bulunduysanız yahut herhangi bir “Salı Pazarı”mıza denk geldiyseniz Current Joys’u ve özellikle Kids’ini ne kadar sevdiğimi az çok biliyorsunuzdur.

Tanıştığım an itibariyle hakkettiği değeri görmeyen müzisyenler listemde ilk sıralara yerleşen bu Amerikalı grubun yeni albümleri A Different Age beklentimin çok üzerinde oldu. Genelde albüm akışı sırası olmasına özen göstererek albüm içinde en sevdiğim ya da farklılık yaratmış olan parçaları incelemeye özen gösteriyorum. Ancak A Different Age ritimlerden sözlere, video kliplerden akışa kadar asla birbirinden koparılamayacak bir bütünlük içeriyor.

Become the Warm Jets’le başlayan albüm bizi aynı anda gerçekleşen sevme ve sevilme durumlarının insana nasıl her duyguyu yaşattığını gösteren bir yolculuğa çıkartıyor adeta. İzlediğimiz video klip tam da olmak isteyeceğimiz yer aslında.

İlle bir favorim olması gerekecekse pek düşünmeden Fear’ı seçerdim sanırım. Hissettirdikleri üzerinden konuşmaya pek gerek yok; insanın nasıl en çok kendinden korkabildiğini iliklerimize kadar hissediyoruz. Görüntü ve sözlerin anlamını bir yana bırakıp yalnızca ritmiyle korkuyu, gerginliği ve doğallığı içimize işleyen Fear.

Bir yolculuk albümü demiştik,Alabama ile  yolculuğumuza dışardan bir göz olarak bakıyoruz.

Bulunduğumuz yeri değiştirdiğimiz gerçek yolculukların sonunda vardığımız noktanın pek farklı olmadığını anladığımız o an.

No Words adını doğrudan yansıtan, minik esprili enstrümental bir şarkı. Duygusal olarak albümün geçiş parçası gibi. Yolumuzun ilerisi daha az endişeli ve umutlu.

In a Year of 13 Months benim için tek bir cümleyle sakin akustik tını ve vokalin çatışmasından doğan mükemmel uyum.

Her şarkıda farklı bir paralel evrende olduğumuzu biliyorduk, bu da kanıtı.

Albümü belki onuncu dinleyişim ama her defasında aynı ikilemi yaşıyorum. Her defasında kesinlikle en çok Fear’ı sevdim sanıyorum, My Nights Are More Beautiful Than Your Days’e kadar.

Uzun zamandır tamamını bu kadar beğendiğim, görselliğinden şiirsel sözlerine; depresifliğinden umut vaadine bu kadar uyumlu ve tamamlayıcı bulduğum bir albüm olmamıştı. Her şeyiyle didik didik etmenizi şiddetle tavsiye ettiğim bu albüm yolculuğunun sonuna geldik, umarım siz de bu seyahatten benim kadar zevk almışsınızdır.

İNCELEME: SOCCER MOMMY – CLEAN

Bu aralar herhangi bir müzik sitesine göz attıysanız Soccer Mommy‘nin çıkış albümü Clean‘i ve hatta ne kadar güzel olduğunu çoktan duymuşsunuzdur. Hakkında bir haftadır methiyeler yazılan bir albümü size baştan anlatmaya çalışmayacağım. İlk defa bir albüm incelemesinde sadece bir albümün neden güzel olduğunu anlatmak istiyorum. (daha&helliip;)

İNCELEME: FRANZ FERDINAND – ALWAYS ASCENDING

Indie rock açısından çok talihsiz bir dönemden geçiyoruz. Senelerdir büyük bir zevkle dinlediğimiz grupların yavaş yavaş formdan düşerek kendi kabuklarına çekilmesini izliyoruz. Franz Ferdinand‘ın yeni bir albümle döndüğünü duyduğumda da beklentim tam da bu yüzden yerlerde geziniyordu. Ancak şimdi yayımlandığından beri hiç durmadan dinlediğimi de belirterek güzel bir haber vermek istiyorum: 5 senelik aradan sonra gelen bu yeni uzunçalar gerçekten derdimize derman. Geçen sene bu etkiyi Spoon‘un Hot Thoughts‘u ile yaşamıştım, bu sene bayrağı Franz Ferdinand devralıyor.

Indie rock gruplarında genelde gitarı yavaşça kenara bırakarak synth başına geçme hevesi var. Yine aynı hikayeyi okuyoruz belki de. Ancak Franz Ferdinand‘ın yeni uzunçaları Always Ascending grubun eski rock tınılarına yeni bir soluk getiriyor. İlhamsız, kasıtlı bir strateji değişikliğinden ziyade İngiliz grubun müziğindeki değişim organik tat veriyor. Belki de bu durumun sebebi grubun kemik adamı Nick McCarthy’ nin yerini Julian Corrie’ye bırakmasıdır, kim bilir. Grubun esas adamı Alex Kapranos bu albüm için şöyle bir açıklamada bulunmuş: “Dans müziği yapmak ancak bunu saf bir şekilde yapmak istiyoruz.” İşte, Always Ascending‘i en iyi bu cümle özetliyor.

Always Ascending sıkı bir başlangıç yapıyor. Aynı adı taşıyan single parçası ve hemen ardından gelen Lazy Boy şüphesiz albümün en iyileri ve Franz Ferdinand‘ın büyük dönüşünün habercileri. Özellikle Lazy Boy belki de fazlasıyla klasikleşmiş bir melodi yapısına ve sözlere sahipken bu kadar çabuk dinleyiciyi yakalayarak sizi şaşırtıyor. Finally ve Paper Cages ile pekişen bu hisleriniz ise albümün ortalarına doğru dağılıyor. Bu albüm kesinlikle iyi bir albüm; ancak hiçbir şekilde mükemmel değil. The Academy Award ile grup popüler kültüre göz kırpıyor ancak yeni bir tarza daha çok yaslanarak Franz Ferdinand tınılarını bir kenara attıkları bir kayıt bu. Albümün başarısının grubun klasik tınılarının organik bir şekilde evrimleşmesinden geldiğini düşünürsek albümün ortalarındaki The Academy Award ve Lois Lane gibi kayıtların neden sınıfta kaldığını açıklayabiliriz.

Albümün sonlarına doğru Huck and Jim öne çıkıyor. Genelde Alex Kapranos imzalı olan Franz Ferdinand şarkılarına rağmen bu şarkı grubun diskografisinde ilk defa tüm üyelerin eşit şekilde katılım sağladığı kayıt. Belki de bu iş birliğinden cesaret alarak Kapranos’ un rap söylemesine tanıklık ediyoruz . Grup için kesinlikle büyük bir adım ve hakkıyla altından kalktıklarını söyleyebilirim.

2018’in henüz daha başında sayılırız. Franz Ferdinand‘ın Always Ascending uzunçaları bu senenin ilk çok iyi albümü. Vampire Weekend, The Strokes, Arctic Monkeys’in yeni albümlerini beklerken kulaklarınızın pasını silecek bir çalışma. Lazy Boy ve Slow Don’t Kill Me Slow şarkıları ise özellikle tavsiye edilir.

İNCELEME: YASEMİN MORİ – ESTRELLA

Üç senelik hasret bitti! Yolunu gözlerken yerimizde duramadığımız Yasemin Mori, Estrella’sını 26 Ocak’ta sevenleriyle buluşturdu. Henüz yayınlamadan önce defalarca kez yeni albümüyle “estirmeye” geldiğini söyleyen Mori iddiasında haksız çıkmadı, yeni tarzıyla ve dinlerken sabit durmaya müsaade etmeyen şarkılarıyla ortalığın tozunu attırmayı başardı. İlk albümü Hayvanlar’dan sonra Yasemin Mori’yi sıkı takibe alan hayranlarını ikiye bölen Estrella, beğenmeyenlerinden “Gerçek Yasemin Mori bu değil!” tadında eleştiriler aldı. Oysa bu hareketli tarafının ipuçlarını Arjantin’iyle, Gerenimo’suyla, sahnede oradan oraya koşturtan Nolur Nolur Nolur’uyla çoktan vermişti bizlere. Albüm genelini beğenen biri olarak ben bu değişikliği kendisine çok yakıştırdım. Konserlerinde albüme yansıttığı enerjiyi paylaşabilmek için şimdiden sabırsızlanıyorum.

Albümün çıkış parçası olan Estirelim mi? ile başlayalım. Eypio ile düet  bu albümün en çok konuşulanlarından biri oldu. Ben başarılı ve uyumlu buldum ama çıkış parçası olarak seçilebilecek çok daha iyi şarkılar var albümün geri kalanında bana kalırsa.

Darbuka ve Yasemin Mori uyumunun başarısını iliklerimize kadar hissetiğimiz şarkı. Albüm akışında Geçiriverdim İçimi’den sonra işte bu süper olmuş dedirtmeyi başardı.

Hayvanlar’dan sonra Yasemin Mori’yle eşleştirilen tarza uygun tek şarkı Tuzlu Su bu albümde. Şaşırtmadı ve favorilerimiz arasına girdi tabii.

Yeşilçam nostaljisinde ortaklaşmış izlenimi veren Arif V 216 ve Konyak şüphesiz albümün en eğlenceli ve sürprizli şarkısı oldu. Cem Yılmaz’ı dinlemekten mutlu olacağım aklıma gelmezdi belki ama Konyak’a mis gibi de yakışmıştı. Uçan Kedi’nin hakkını yiyemedim; tüm Konyak severlere inat favorilerimden biri olarak kendisini buraya iliştiriyorum:

Sözleriyle içine çeken Yasemin Mori klasiklerinden olmaya hak kazanan Macera. Çağa ayak uydurmakta bocalayan hepimiz için:

Henüz albümün tamamını dinleyememişler ve yeniden dinlemek isteyenler için Spotify linki:

İNCELEME: RHYE – BLOOD

Rhye; kendilerini 2013 Woman albümünden tanıyanlar için uzun sayılabilecek bir ara vermişti. Tatlı yaz akşamı melankolisi ritimlerini tüm 2017 yazına eşlik ettirenler için tam vaktinde yeni albüm Blood’ı dinleyicileriyle buluşturdu grup. Tam senenin ilk günleri, hayatımızda değişiklikler yapmaya heves etmişiz ama playlistlerimizde sürekli aynı şarkılar dönüyor üzüntüsü yaşıyorduk ki Blood albümü öncesi son tekli Song for You, tekrara düşen tüm playlistlerimizi alt üst etti. Temmuz ayında çıkardıkları Summer Days ve Please’in tatlı melankolisinden uzaklaşıp kendi içimize döndüğümüz günlerin “işte tam da bu” dedirten eşlikçisi Song for You ile başlayalım:

Hakkında sadece şarkı söylese 5 saat dinlerim gibi büyük iddialarda bulunmama sebep olan Mike Milosh, Waste ile yaptığı albüm açılışıyla beni benden almayı yine başarıyor.

Taste ile şöyle bir silkelenip kendimize geliyoruz. Oysa Waste bizi sözlerinden tınısına nasıl sarsmıştı! Gerçi bunun da pek aşağı kalır yanı yok ya, şarkı sözleri başka bir yazımızın konusu olsun.

Yaz teklilerinden sonra değil belki ama Song For You’dan sonra yeni albüm Blood’ı çok büyük beklentiyle karşıladım. Önce düşürüp sonra yükselten sonra tekrar düşüren albüm ritmini hoş bulsam da Feel Your Weight hem albüm geneli hem şarkı özeli olarak beni rahatsız eden hızlı ve yüksek bir tınıya sahip. Açıkça albümün en başarısız bulduğum parçası:

Hem iniş çıkışları hem benzerlikleriyle bir bütün olarak dinlenmeyi hak eden bir albüm Blood. Phoenix ise aynı benzerlik çemberi içinde en başarılı farklılığı yaratmayı başarmış şarkı bana kalırsa:

Röportajlarında Woman ve Blood arasındaki 5 yıllık çalışmalarını yatak odası projesi olmaktan çıkartıp deneyim kazanmaya ve profesyonelleşmeye harcadıklarını söyleyen Rhye, epey yol katetmiş görünüyor. Gelecek çalışmalarını ve konserlerini heyecanla bekliyoruz.