TABULA RASA

SALON İKSV: 2018

Geçtiğimiz sezon bizi konsere doyuran Salon İKSV, 2018’de de ajandalarımızı tıka basa doldurmaya geliyor. Daha önce açıklanan Wild Beasts ve King Gizzard & The Lizard Wizard gibi isimlerin yanı sıra bugün King Krule, Khruangbin ve Angel Olsen da dahil pek çok yeni ismi duyurdu Salon. Evet, King Krule! Önümüzdeki aylarda bizi hangi isimler bekliyor, en çok ilgimizi çekenleri bir derledik. Biletlerin 12 Aralık’ta satışa çıkacağını da söylemiş olalım. (daha&helliip;)

SAYGI DURUŞU: TARKAN – KARMA

Tam 25 yıl önce ülke ve müzik piyasasına, hatta çocukluk ve gençlik hayallerimize hiç de kuzu kuzu olmayan bir giriş yaptı Tarkan. Henüz müzik kariyerinin ikinci senesindeyken tüm dünya Şıkıdım -uluslararası ismiyle Shikidim- ile dans ediyordu. Bununla yetinmedi ve ardından çıkardığı Karma albümünün ilk single klibiyle hayatımıza unutulmayacak bir şey daha kattı: Kuzu Kuzu dansı. Hayatımıza girişinin 25.yıl dönümünü kutlamaya sayılı günler kalmışken Tarkan‘ı bir kez daha anmak, en sevdiğimiz albümüne saygı duruşunda bulunmak istedik.

Megastar’ımızın albümleri arasından en iyiyi seçmek tahmin edersiniz ki hiç kolay olmadı. Tüm güzelliklerine rağmen Kuzu Kuzu’yla ülkemize ve gönlümüze geri döndüğü anı hiç unutamadık:

Albüm üzerine gül koklayamama sebeplerimizden biri:

Hepimizin aklında Milli Takım şarkısı olarak kalan Taş da bu albümün bir parçasıydı:

Şarkısı kadar klibiyle de bizi heyecanlandıran Tarkan’ı hep böyle hatırlayacağız:

Çeyrek asırdır her işiyle kendine hayran bırakan Tarkan’ın Karma albümü için:

4 ADIMDA NICK CAVE’DEN MERVE ÖZBEY’E

“Dünya küçük” ya da bilimsel söyleme şekliyle, “dünyadaki her insana en fazla altı adımda ulaşabilirsin” derler. Söyledikleri doğru ya da yanlış ama insanlar arasındaki bağlantıları incelemeyi hep merak etmişizdir. Tabi konu müzik olunca bu bağlantıları takip etmek çok daha eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Biz bu oyunu çok oynuyoruz ve bu sefer 4 adımda Nick Cave’den Merve Özbey’e ulaştığımız bu akışa sizi de davet ediyoruz.

Nick Cave, 1995’te Murder Ballads albümünün ilk single’ı Where the Wild Roses Grow’da Kylie Minogue ile düet yapmıştı.

Kylie Minogue’un kardeşi Dannii Minogue, 2002 yılında en bilinen şarkısı Put the Needle On It’i yayınlamıştı. Kendisi hiçbir zaman ablasının şöhretine erişemedi tabi.

Ülkemizin bitmez tükenmez “kısa şöhretli popçu” rezervinin en değerli üyelerinden Mercan, Put the Needle On It’i Sana Değil Kardeşine ismiyle “coverlamış” (ya da basbayağı çarpmış) ve o zamanlar bir hayli popüler olmuştu. Şarkıyı hala baştan sona ezbere bildiğimize biz de çok şaşırdık. Bu müstesna eserin prodüktörü ise Erdem Kınay’dan başkası değildi.

Ve pek tabi Erdem Kınay dendiğinde ilk akla gelen isim de Merve Özbey oluyor.

İNCELEME: JULIEN BAKER- TURN OUT THE LIGHTS

İtiraf ediyorum Julien Baker ilk albümü Sprained Ankle‘ı yayımladığında kendisinin fazlasıyla abartılan bir çıkış sanatçısı, biraz da amatör bir ergen kızımız olduğunu düşünmüştüm. Sene 2015’ti. Şimdi bu beklediğimden fazla ses getiren çıkış albümünü takip eden Turn Out Your Lights albümü ile karşı karşıyayım. Julien Baker beni şaşırtıyor, uzun zamandır hiçbir müzisyenin şaşırtmadığı kadar.

(daha&helliip;)

(OFF THE RECORD): VOL. LXII

  1. Son birkaç aydır özellikle müzik/sinema dünyasında konumunu kötüye kullanan insanların tek tek ortaya çıkarılıp ifşa edilişini, mağdur ettikleri insanlarla gurur duyarak izliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda Björk’ün, Lars Von Trier tarafından maruz bırakıldığı kötü muameleye şok olurken (çok da şok olmadık, Trier’i tanıyoruz) bu hafta da Kevin Spacey gündemdeydi, gerçekten olabilecek en “fail” şekilde savunmaya çalıştı kendisini. Takip edemeyenler için link aşağıda. Olayı takiben oldukça popüler dizisi House of Cards’dan karakterinin çıkarılacağı duyuruldu, umarız bir daha kendisini görmek zorunda kalmayız.
    Actor Anthony Rapp: Kevin Spacey Made A Sexual Advance Toward Me When I Was 14 tumblr_ml66t2LkAP1qgrjt5o2_500

  2.                                                                        *Seven’a dair spoiler içeriyor, baştan uyaralım.*
    Gwyneth Paltrow acımasızca komik, harika bir Halloween kostümü giymiş, henüz görmediyseniz görmelisiniz.

    🎃

    A post shared by Gwyneth Paltrow (@gwynethpaltrow) on

     

  3. Duyduğumuza göre Selena Gomez ve Justin Bieber’ın beraber görüntülenmesi üzerine The Weeknd ve Gomez’in 10 aydır devam eden ilişkisi sonlanmış. The Weeknd, Selena’nın Instagram’dan beğendiği bütün fotoğraflarından beğenilerini geri almış. Dünya starı da olsan ayrılığa karşı verdiğin tepkiler 16 yaşındaymış gibi olabiliyor demek ki, seni o kadar iyi anlıyoruz ki Abel…
  4. Geçtiğimiz hafta Frank Ocean 30. yaş gününü kutladı. “Paris is Burning” temalı doğum günü partisi özellikle Ocean’ın kıyafet seçimiyle gündemimizdeydi. Çok yorum yapmadan fotoğrafı göz zevkiniz için hemen aşağıya bırakıyorum…

     

  5. Stranger Things’in ikinci sezonu geçtiğimiz hafta yayınlandı, Spotify da tabii ki bu trend’den nemalanma fırsatını kaçırmadı, çok da güzel oldu:

    Hemen şuradan kendiniz de deneyebilirsiniz: https://open.spotify.com/user/spotify/playlist/37i9dQZF1DXc3KPAjGyPdm 
  6. Bugün ilk çıktığında da ne kadar sevdiğimizi tek tek belirttiğimiz Grimes albümü Art Angels‘ın ikinci yıldönümü, bolca dinlemeyi planlıyoruz.

     

  7. “Gorillaz” olduğun zaman kocaman bir albümün ardından bir sürü single çıkarmaya devam etsen de garip olmuyor. Geçtiğimiz hafta Little Simz işbirliğiyle bir single yayınladılar ve bütün hafta obsesif bir şekilde dinledik, siz de dinleyin.

     

    Kapak fotoğrafı: @MariAndrew

#TBT: JUNGLE

2014’te kendi adlarını taşıyan ilk albümlerini yayınladıklarından beri yollarını gözlediğimiz Jungle‘ı yarın Küçükçiflik Park‘ta ikincisi gerçekleşecek olan Harvest Festival‘de headliner olarak izleyeceğiz. Albümlerine de tekrardan sarmışken grubu anmanın tam sırası dedik. Zamanında Mercury Prize‘a da aday olmuş kalabalık ekibin Glastonbury‘deki Busy Earnin‘ (en sevdiğimiz şarkıları) performansıyla üç yıl öncesine gidiyoruz. Grup hem her türe dokunan 80’ler kokulu müziğiyle hem de fazlasıyla eğlenceli ve renkli performansıyla tam bir festival grubu olduğunu kanıtlıyor. Biz yoğun geçen haftanın stresini atmak için yarın sahnenin tam dibinde dans ediyor olacağız, sizi de bekleriz.

TOP 10: AVAZ AVAZ

Temellerimiz 15 yıl öncesine kadar dayansa da birçoğunuz bizi 2009’da yayına giren avazavazdergisi.blogspot.com.tr’den tanıyor. 8 yılda çok değiştik, küçüldük, tekrar büyüdük, yaşlandık, gençleştik ama güzel müziğe olan açlığımız, merakımız ve paylaşma isteğimiz hiç eksilmedi. Sitemize 5000. yazımızı girerken bu kez de sizin geri dönüşleriniz üzerinden bir de kendi geçmişimize bakmak, en sevilen yazılarımızı derlemek istedik. İyi tekrar okumalar.

10. Tanışın: Lorde

Lorde’u kimseler dinlemezken biz dinliyorduk -o kadar geçmiş bir zaman ki soundcloud linkleri ölmüş-, dedik ve oldu…

Tanışın: Lorde

9. İş Üstünde: Gevende

Gevende ile Kırınardı öncesi bir araya gelmiş ve videolu bir röportaj gerçekleştirmiştik, çok da hoş olmuştu.

İŞ ÜSTÜNDE: GEVENDE

8. 2010-2015: Türkiye’den Sevgilerle

Yerel müzik sahnemizin son 5 yılını özetlemiştik. 2015 yazdığına bakmayın, güncellemeye devam ediyoruz, Türkiye’den yeni müzikler için takiplemeye devam edebilirsiniz.

2010 – 2015: TÜRKİYE’DEN SEVGİLERLE

7. 2014: Popo

Bu yazıyı koymasak olmazdı, 2014’te müzik videolarından şarkı sözlerine her yerde popo vardı, biz de katkımızı bu şekilde yapmıştık.

2014: POPO

6. Röportaj: Yüzyüzeyken Konuşuruz

En iyi röportajımız budur diyebilir miyiz bilmiyoruz ama en popüler oldukları zamanlarda Yüzyüzeyken Konuşuruz’la buluşmuştuk, siz de bolca okumuştunuz.

RÖPORTAJ: YÜZYÜZEYKEN KONUŞURUZ

5. Esas Oğlan: Cameron Monaghan

Bu çocuğu burada keşfettik sonra uçtu gitti, hala sıkı takipçisiyiz.

ESAS OĞLAN: CAMERON MONAGHAN

4. Arctic Monkeys’in Şarkı Sözleriyle Değindiği 21 Mesele

Kabul, herkes gibi biz de Arctic Monkeys fanıydık gençliğimizde, Alex Turner’ın söz yazarlığını da böyle takdir etmiştik.

ARCTIC MONKEYS’İN ŞARKI SÖZLERİYLE DEĞİNDİĞİ 21 MESELE

3. Müzik Savaşları “İyi Ki Dağılanlar”

Dağılan grupların arkasından konuşanlar hakkında diyeceklerimiz vardı, kendimizi durdurmadık.

MÜZİK SAVAŞLARI: “İYİ Kİ DAĞILANLAR”

2. The “Eda Demir” Show

Hayatımıza hızlı ve kalıcı bir giriş yapan Sofar’ı Türkiye’ye getiren, hala projelerini ilgiyle takip ettiğimiz Eda Demir’le çok keyifli ve dolu bir röportaj gerçekleştirmiştik.

THE ”EDA DEMİR” SHOW

1. Youtube Tıklanma Sayıları Arşa Değen 9 Pop Şarkıcımız

Gerçekten ne varsa Türkçe Pop’ta varmış, bilememişiz.

YOUTUBE TIKLANMA SAYILARI ARŞA DEĞEN 9 POP ŞARKICIMIZ

FREE FRIDAY (OZDELİCE)

  • Geçen senelerde ülkenin durumuyla paralel olarak “etkinlik yok” diye ağlarken bu sene adeta silkelenmiş line-up’larla bütçemizi tartıyoruz. Ciddi olarak ajandamı en son bu kadar doldurduğumda sanırım üniversitenin son sınıfındaydım. Taksim/Beyoğlu anılarım da oradan kalma. Sonrası iş hayatı vs. derken de koptuğum etkinliklerle bu sene yeniden kucaklaşacağım için çok heyecanlıyım. Ayrıca Salon, Garaj, Babylon ve Zorlu PSM arasındaki bu trafiğin tatlı bir telaşa dönüşmesini de 8 senesini “blogculuğa” vermiş biri olarak kalp gözlerle izledim. Beklenen tablo sonunda piyasada. Tıklım tıklım etkinlikleriniz olsun!

 

 

  • KALT’ı muhtemelen duydunuz. Bizim Show’un yeri bende çok ayrı. Daha hiç gülmeden izlediğim 1 Bizim Show olmadı. Tüm Ozan Akyol’ları ayrı ayrı seviyorum. Ayrıca sayelerinde tanıdığım müzik grupları da işin en güzel artısı (Evet, Beyaz Hayvanlar’ı bu sayede öğrendim)! Asla tanıtmadan bolca överek tüm duygularımı ifade ettiğimi düşünüyorum. Teşekkürler.

 

  • 15. İstanbul Bienali bu hafta sonu (16 Eylül) başlıyor. 12 Kasım’a kadar vaktimiz var. Bienalin bu seneki teması “iyi bir komşu”. 32 ülkeden 56 sanatçının katıldığı ve küratörlüğünü Elmgreen ve Dragset’in yaptığı bienal bu sene hangi küfürleri yiyecek çok merak ediyorum. Zira geçen senelerde feed’ime düşen anlamlı/anlamsız bir çok yorumdan sonra geçen seneki bienale gitmeye vakit ayıramamıştım (!).
  • Geçenlerde içimden geçenleri bir facebook post’u altında belirttim. Daha fazla agresif davranmak istemiyorum. 2011’den bu yana bilinen Türkçe rap’teki gelişimin Ezhel ile farkındalık oluşturması muazzam bir şans deyip yine Ezhel paylaşıyorum. Yakın zamanda Ağaçkakan’da yeni albüm yayınlayacak ve hatta albümden bir şarkıyı videoladı. Da Poet de Beat Tape 2 Outtakes ile geliyor. Hepimize hayırlı, uğurlu olsun.

İNCELEME: GRIZZLY BEAR- PAINTED RUINS

Müziğin single’lar ile yutulabilen küçük bir hap gibi tüketildiği günlerden geçiyoruz. Grizzly Bear‘in dinleyicisinden beklentisi ise daha büyük: Yeni albümlerini bir bütün olarak kabul edip değerlendirmeniz. 2000’lerin en başarılı müzikal çalışmalarını ortaya koyan isimlerin eski standartlarını tutturmakta zorlandığı (Bakınız: The Strokes) ya da popüler kültürün içinde boğuldukları şu zorlu zamanlarımızda (Senden bahsediyorum sevgili Alex Turner) Grizzly Bear’in bu iki alanda da arkadaşlarına uymaması bir mucize gibi. Spotify’ın varlığı ile daha da hızlanan müzik tüketimine meydan okurcasına Grizzly Bear’in eski alışkanlıklara yönelmesinin grubun sonu olabileceğini düşünebilirsiniz. Tam tersine, Brooklyn menşeili grup hiç olmadığı kadar güçlü.

2009 tarihli Veckatimest‘in hayatımıza getirdiği “traditional folk” havalarının 2012 tarihli Shields ile alternatife kayışına tanıklık etmiştik. 5 sene gibi uzun bir aradan sonra gelen albüm Painted Ruins ise ikisinin bir araya gelmesi ile oluşturulabilecek belki de en iyi kayıt. Albümde Two Weeks ya da Ready-Able gibi kuvvetli tınılar bulmakta zorlanabilirsiniz. Dört güçlü single kayda rağmen Painted Ruins 50 dakika boyunca hayatınızı değiştirecek herhangi bir eser sunmuyor size. Özel bir an ya da parmak gösterebileceğiniz güzellikleri olmadan muhteşem bir bütün ortaya koymayı başarıyor grup yine de. Albümde gerçekten kötü ya da sadece albümü doldurmak için konumlandırılmış bir şarkı bulmak zor. Albümün ilk yarısında sizi karşılayan single kayıtlar Morning Sound, Four Cypresses ve Three Rings art arda müzikal şölen sunuyorlar adeta. Four Cypresses‘ta da dedikleri gibi:”Bu bir kaos ama işe yarıyor.”

Hemen ardından gelen Losing All Sense ise grubun bu albüm ile diskografilerine kattıkları en değerli kayıt. Ünlü single Two Weeks‘e uzun bir aradan sonra en çok yaklaştıkları kayıt olmasına rağmen Losing All Sense birçok açıdan da Two Weeks‘ten ayrışıyor. Oyunun bir sonraki seviyesine geçiş yapmak gibi…İkinci yarıdaki Cut-Out ise bir diğer albümün incilerinden oluyor. Yakalayıcı melodisi ve güçlü basları ile dinleyiciyi hemen etkisi altına almayı başarıyor. “Albümü doldurma amacı ile sıkıştırılan son şarkı” klişesini bir kenara bırakarak Systole ve Sky Took Hold ile baş başa bırakılıyoruz son anlarda da.

Grizzly Bear’in yeni uzunçaları Painted Ruins beş yıllık bir bekleyiş ile beklentileri çığ gibi büyütmüştü. Grubun köklerine dönerek beklentilerin de ötesine geçmesi gerçekten şaşırtıcı. Painted Ruins grubun diskografisinde önemli yer edinecek kayıtlardan oluşuyor. 2012 tarihli Shields‘in de ötesine geçerek grubun en parlak günlerine yeniden göz kırpıyor. Bu albümü hayatınıza katmak ve mucizesini keşfetmek içinse yapabileceğiniz iki şey var: Albümü baştan sona bir bütün hâlinde dinlemek ve bu işlemi birkaç kere tekrarlamak. Sonrasında herhangi bir şeye vurguda bulunamayarak bu albümü nasıl bu kadar övebildiğimi anlayacaksınız.

 

#TBT: GORGON CITY

9 Eylül‘de Babylon Soundgarden‘da izleyeceğimiz Gorgon City‘nin ilk albümleri Sirens‘a şu sıralar tekrardan sarmışken kendilerini en sevdiğimiz şarkılarıyla bir analım dedik. İkilinin BBC Radio 1 Live Lounge performansında Jennifer Hudson‘ın sesiyle fezaya ulaşan Go All Night ile ufaktan yerinizde kıpırdanmaya başlayabilirsiniz. Konsere hazırlık mahiyetinde:

#TBT: MODERAT

Geçtiğimiz günlerde aldığımız bir habere göre en sevdiğimiz elektronik gruplardan Moderat müziğe biraz ara verecekmiş. Üstelik bu aranın ne kadar süreceği ya da müziğe geri dönüp dönmeyecekleri henüz belli değil. Grup üyeleri Moderat‘ı kendi kişisel projelerine bir ara vermek amacıyla hayata geçirmişler. Şimdi de solo projelerine yoğunlaşmak için biraz zamana ihtiyaçları varmış. Kendilerine hak vermekle beraber umarız en yakın zamanda sahnelere geri dönerler. Çok özletmemeleri dileğiyle…

 

 

 

 

FREE FRIDAY (KRCHMT)

Her tarafımız kalıp olmuşken kalıp yıkmak yine bize düştü. Havalı bir giriş yapmaya çalışırken hiç de havalı olmadığını fark ettim. Onun için okuduğunuz cümleyi unutmaya çalışın. Ben de o sıra acaba kelimeler arasında iki boşluk bıraktım mı diye kontrol edeyim. Bir sonraki cümlede buluşuruz.

Ayşe Hatun Önal‘ın Dur Dünyam şarkısındaki “Asice yaşadım her daim bu hayatı, hayat hep hayalimdeki” diyecekken “hayat çok bayat” kandırmacası yaptığı kısma bayılıyorum. Zaman zaman şarkıyı açıp sadece o kısmını dinliyorum.

Rick and Morty için hazırlanan Exquisite Corpse videosunu izlediniz izlemediyseniz videoyu şöyle bırakıyorum;

Ama asıl anlatmak istediğim video değil, kullanılan müzik. Run The Jewels‘in Thursday in Danger Room‘undan bahsediyorum. Son zamanlarda gördüğüm en güzel sözlere sahip şarkı.

Yüzyüzeyken Konuşuruz‘un Ne Farkeder‘inin kafasıyla Arctic Monkeys‘in Why’d You Only Call Me When You’re High?‘ın kafası aynı. Peşpeşe bir dinleyin bana hak vereceksiniz. He bir de Ne Farkeder’in Pink Floyd’un On The Run’una geçecekmiş gibi sona ermesi var.

Free Friday dedik ama son olarak biraz da istatistiklerden bahsedelim. Nielsen Müzik‘in yaptığı araştırmaya göre bu sene ilk defa A.B.D’de R&B/Hip Hop müzik türü Rock‘un önüne geçerek toplam müzik tüketimdeki en büyük paya sahip olmuş. Streaming tarafını bir kaç senedir domine ettikten sonra toplam müzik tüketiminde de %25.1 ile birinci olmuş. Yakın zamanda R&B/Hip Hop fırtınasını Türkiye’de de hissetmeye başlarız diyeceğim zaten yavaş yavaş başladık. Ezhel‘i duymayan kalmamıştır.

İNCELEME: FOSTER THE PEOPLE- SACRED HEARTS CLUB

Foster The People şüphesiz ki Pumped Up Kicks ile gönüllerimizi fethetti. Bunun sebebi diğer grupların yanında kendilerine olan özgünlükleri ve ilham aldıkları tarzların geniş bir yelpazede olmasıydı. Hemen ardından gelen 2014 tarihli Supermodel ise benim için resmen bir hayal kırıklığıydı. 3 sene boyunca indie pop listelerimin en temel kayıtlarını kaydeden grup hiç olmadığı kadar depresif, nispeten daha sıradan ve tek düzeydi. Üçüncü albümde kendilerine gelmelerini bekliyordum ki üçüncü uzunçalar Sacred Hearts Club bu seneki en büyük hayal kırıklığım oldu.

Albümün açılışını hip-hop ve rap esintili Pay The Man yapıyor. İtiraf edeyim, Foster The People‘ın pop tınılarına Mark Foster‘ın hip-hop esintili vokalleri bire bir. Yine de bu şarkı fazlasıyla büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Şarkıdaki ilhamsızlık, tek düzelik grup ile eşleştirdiğiniz her şeye ters. Hemen ardından gelen Doing it for the Money ise albümdeki pop tınıları arasında en iyisi. Grubun popüler kültüre ayak uydurmaya çalışırken zevkli bir iş ortaya koyduğu tek kayıt. Art arda gelen Sit Next to Me, SHC, I Love My Friends ise radyo hiti olmak için yazıldıkları fazlasıyla belli olan ve hemcinslerinden ayrılmak amacıyla farklı hiçbir şey ortaya koymayan kayıtlar.

Orange Dream ve Time to Get Closer şarkılar arasındaki geçişi yumuşatmak amacıyla konulmuş “interlude” şarkılar. Ancak Mark Foster ve ekibi o kadar birbirinden farklı tarzları 40 dakikada bir araya getirmek için uğraşıyor ki geçiş şarkıları albüm içindeki tutarlılığı sağlamada yetersiz kalıyor. Albümün sonlarına doğru gelen single Loyal Like Sid & Nancy ise bu sene Imagine Dragons şarkılarından sonra duyduğum en kötü kayıt olabilir. Yine benzer şekilde diğerlerinden gitar tınısı ile ayrılan Lotus Eater o kadar klişe ki ilk albümünü yayımlamaya hazırlanan ergen grup şarkılarına benziyor. Peki, hiç mi iyi bir kayıt yok bu albümde? İkinci yarıdaki Jena Malone imzalı Static Space Lover grubun Supermodel albümünde yer alsa single olabilecek bir kayıt. Yine kapanıştaki Harden The Paint ve ||| grubun Torches döneminde ortaya koydukları işe en yaklaşabilen kayıtlar olarak göze çarpıyor.

Foster The People‘ın müziği birazcık Imagine Dragons gibi. Özgün pop yapan indie grup hiç beklemediği popüleriteye kavuşur, zekice bir şarkı ile akıllara kazınır ve ikinci uzunçalarda çuvallar. Üçüncüde ise bu çuvallamanın etkisi ile yolunu kaybeder ve ortaya tatsız bir albüm çıkarır. Sacred Hearts Club Mark Foster ve arkadaşlarından bekleyebileceğiniz kalitede bir albüm kesinlikle değil. Yine de önceki işlerinde edindiğim umutlarımı bir kenara koyup dördüncü albümü bekliyorum.

İNCELEME: LANA DEL REY – LUST FOR LIFE

Lana Del Rey, yeni ismiyle ve personasıyla kariyerinde temiz bir sayfa açtığından beri her gündeme gelişinde Lizzy Grant isminin anılması artık biraz gereksiz, o yüzden kendisinin nasıl Miss America yapıldığının hikayesini atlayabiliriz.

Love‘ı ilk dinleyişimle gelen şaşkınlığa ek olarak, hemen ardından albümle ilgili ayrıntılar yayımlandığında Born to Die, Paradise, Ultraviolence, Honeymoon gibi albümlerin kaynağından böyle kocaman bir gülümsemeli albüm kapağına yakışacak bir iş çıkabileceğine asla inanmamıştım. Kendisi hep aynı noktada olduğunu düşündüğü için bir değişikliğe gitmek istediğini söylüyor röportajlarında. Nitekim sonunda vardığı yer her zamankinden çok farklı değil, önceki albümlerinde de hissettirdiği o geçmişe özlemin getirdiği hüznü yine aynı sinematiklikle anlatıyor.

Aynı zamanda ilk single olan Love ile albüme yumuşak bir başlangıç yapıyoruz, Lana Del Rey’in şu ana kadar yaptığı en iyi şarkılardan biri olabilir diye düşünüyorum. Şarkı “sanki daha umut dolu bir albüm olacak” düşüncelerini de beraberinde getirirken, bir yandan da Lana’nın baygın ve mahmur sesini sıkıcı bulanların en baştan eleneceği bir şarkı oluyor.

Ardından Lust for Life’ı dinliyoruz. The Weeknd’in Stargirl Interlude’unu dinlemeye doyamamış biri olarak bu şarkı beni çok heyecanlandırmıştı ama beklediğimi pek bulamadım açıkçası. Biraz daha fazla The Weeknd ve Max Martin’e ait elementler hissetmeyi isterdim. Ama göze hitap eden bir klip ve radio-friendly bir parça çıkarmayı başarmışlar, amaçları da buydu sanırım.

Bir sonraki parça 13 Beaches da albüm kapağından yola çıkarak o hiç beklemediğimiz Lana Del Rey hüznü çöküyor içimize. Şarkının sözlerine gelecek olursak “It hurts to love you/But I still love you” gibi dümdüz bir nakarat biraz Lana Del Rey standardında basit kaçıyor. Henüz anlamak için erken ama yeterince takdir edilmeyen bir şarkı olacak gibi hissediyorum.

Cherry de yine Lana Del Rey personasının favori ilişki biçimi kendine zarar veren bir ilişkiden bahsediyor. Sözleriyle tam ayarında bir dozda hüzün ve hızlı yükselen nakaratının yanında tizleşen vokalleriyle aynı miktarda heyecan da veren bir şarkı dinliyoruz. 13 Beaches ve Cherry keşke albümde daha farklı bir konumda yer alsaymış, The Weeknd ve ASAP Rocky işbirliklerinin arasında hak ettikleri ilgiyi göremeyecekler gibi görünüyor.

Groupie Love ve Summer Bummer’da ASAP Rocky ve Playboi Carti’yi dinlerken sadece “Aralara birkaç rap verse’ü serpiştirelim” demişler gibi hissediliyor, The Weeknd için de olduğu gibi, ikisi de şarkıda varlıklarını hissettirecek kadar etkin  değiller.

Lirikal anlamda alıştığımız sitemkar, kalbi kırık Lana’yla albümün ortasında buluşuyoruz; “Sobbin’ in my cup of coffee/Because I fell for another loser” diyor In My Feelings’de, hangimiz yapmadık ki. “I’m feeling all my fucking feelings” istesek de istemesek de.

Eskileri özlemeyi, geçmişe özenmeyi hep gereksiz buluyorum o yüzden single olarak çıktığından beri Coachella – Woodstock In My Mind’a bir türlü ısınamadım. Aynı şekilde Tomorrow Never Came de beni sarmadı bir türlü, Sean Ono Lennon’un daha önce farklı farklı projelerini dinledik ama hiçbirinde babasının böyle bir replikası olmaya çalıştığını hissetmemiştik, albümün arasından neredeyse John Lennon’la karşılaşmış olmak biraz tuhaf hissettirdi doğrusu.

God Bless America – And All The Beautiful Women In It’de nakaratta duyduğumuz silah sesleri ve When The World Was At War We Kept Dancing’de “Is it the end of an era?/Is it the end of America?” diye sorgulayarak güncel sıkıntılara da değinmeden geçmiyor.

Change, Lana’nın sesini ön plana çıkaran sade bir piyano baladı, albümden çok sık duyacağımız bir parça olacağını sanmıyorum. Get Free ile albüm noktalanıyor, acaba sıkıntı bende mi emin olamıyorum ama ben bu şarkıyı dinlerken Radiohead – Creep’i duyuyorum sadece.

Albüm genel anlamda kötü demek adil olmaz fakat kesinlikle sıkıntılı birçok noktası olduğunu kabul etmek gerekiyor bence. Son zamanlarda uzun pop albümleri yapmak çok popüler olsa da bu Lana Del Rey için geçerli olmamalıydı. Uzun olduğu halde tekdüze olmasın diye konuklarla farklı renkler katmaya çalışmışlar, ama ASAP Rocky ve (Sean Ono Lennon diyemiyorum) John Lennon’ı bir araya getirmek, bunu sağlamak gerçekten doğru bir yol mu diye düşündürüyor. Çok fazla piyasaya oynayıp radio-friendly şarkılar yapma çabaları olduğunu hissetmemiş olmak albümün iyi yanı sanırım. Son olarak, Lust For Life da Lana Del Rey’in kariyerine pek de şaşırtmayan ve yön değiştirmiş gibi hissettirmeyen bir basamak olarak yerini alırken çok gerçekçi bir düşünce olmasa da albümü dinledikten sonra aklımdaki tek şey “canlı dinlemek güzel olurdu” oldu.

İNCELEME: BROKEN SOCIAL SCENE – HUG OF THUNDER

En son ne zaman hiç telefonlarımıza bakmadan arkadaşlarımızla kaliteli vakit geçirdik? Ne zaman ekrana bakmadan bir günü geride bıraktık? Broken Social Scene‘ in esas adamı Kevin Drew da bizden biri. Yedi yıllık bir aradan sonra gelen beşinci uzunçalarda o da bizim kadar yakınıyor ve yine bizim gibi bu sistemin bir parçası oluyor. Kevin Drew’ u diğer “nostaljik” müzisyenlerden ayıran ise sistem tarafından yavaş yavaş yutulurken akıma direnmesi. Etrafı kadar kendini de eleştirebilmesi.

Uzun bir aradan sonra gelen beşinci uzunçalar Hug of Thunder Broken Social Scene’ in tüm üyelerinin yeniden bir araya geldiği özel bir albüm. 2002 tarihli başyapıt You Forgot it in People‘ dan sonra grubun deneysel yönlerini ve gürültüyü bir kenara atarak klasik formülleri yeniden işlevlendirdiği bir albüm ile karşı karşıyayız. Kulağa “eski kafalı” gelebilir, ancak Arcade Fire‘ ın popüler sahneye geçerek Reflektor‘ ı yayımlaması ya da Belle & Sebastian‘ ın son uzunçaları Girls in Peacetime Want to Dance‘ ten sonra aradığımı bulmanın mutluluğu içindeyim. Teknolojinin yok ettiği nostaljiyi yenilikten arındırmadan özgün ve eğlenceli kayıtların yapılabileceğinin en somut kanıtı bu uzunçalar. Kopardığımız bağları tamir ederek “bir” olabilmenin hayatımıza getirebileceği güzel sonuçları anlatan bir başka güzel sonuç.

Sol Luna ile ambient bir açılış yapıyor albüm. Hemen ardından gelen Halfway Home ve Metric‘ ten Emily Haines imzalı Protest Song, Funeral (Arcade Fire)’ da rahatça yer bulabilecek kayıtlar. Skyline grubun folk altyapısına bir selam çakarken Stay Happy‘ de St. Vincent esintileri kulaklara çınlıyor. Albümün en başarılısı ve ismini aldığı Hug of Thunder‘ da ise grubun en köklü üyelerinden Feist ile karşılaşıyoruz. Bu sene yayımladığı albümü Pleasure tadında bir kayıt ile şaşırtmasa da grubun diskografisinde kalıcı olacak bir iş ortaya koyuyor. Albümün sonlarına doğru grubun yeni üyesi Ariel Engle mucizeler yaratıyor. Stay Happy ile iddialı bir giriş yaptıktan sonra Gonna Get Better ile senelerdir BSS ailesinin bir parçası gibiymişçesine tınlamayı başarıyor. “Gelecek eskisi gibi değil, yine de oraya gitmeliyiz. Her şey daha iyi olacak çünkü daha kötü olamaz.” diyeerek albümü hızlıca resmediyor. Albümün kapanışındaki Mouth Guards of the Apocalypse ise Kevin Drew‘ un modern kültürde nefret ettiği her şeyle yüzleştiğiniz bir kayıt ve albümün en yaratıcı şarkısı. BSS ekibinin tamamını toplarken ve bu albümü kaydederken arkasında durduğu her şeyin bir özeti.

Broken Social Scene‘ in son albümü Hug of Thunder uzun zamandır eksikliğini hissettiğimiz bir indie klasiği. Grubu bir indie efsanesi yapan albümlerden çok uzakta ve önceki kayıtlara göre belki biraz fazla ilhamsız, sıkıcı ve tekdüze. Ancak o albümler yaklaşık 15 sene önce yayımlandı ve aradaki zamanda geleceğimiz hiç olmadığı kadar değişti. Aynı albümü bir daha yapmalarından ya da deneyip başarısız olmalarındansa Hug of Thunder‘ ı ortaya koymaları sevindirici. Şüphesiz ki aynı zamanda bu senenin en büyük geri dönüş albümlerinden biri bu uzunçalar. Kulak vermekte ve arada zaman zaman döndürmekte fayda var.