TABULA RASA

İNCELEME: PEYK – LAY LAY LOM

Alternatif Türkçe Rock’ın en değerli isimlerinden Peyk bu yaz başında yeni albümleri Lay Lay Lom ile bizlere el sallamıştı. Üç sıcak aydan sonra askıya aldığım yeni Peyk albümünü doyasıya dinleyebilme ve değerlendirebilme fırsatı buldum. Alternatif Türkçe müziği kulaklarımızdan eksik etmediğimiz senelerde takip etmeye başlayıp bugün hala listelerimde çaldığım Peyk’in yeni albümü bende pek çok karmaşık duygu uyandırdı. Lafı fazla uzatmadan, her popçunun, rapçinin, rock starın gizli sevdasıdır alternatif Türkçe Rock diyerek incelememe geçmek istiyorum.

Albümün açılış şarkısı Lay Lay Lom, albümün ismini taşıyor ve Peyk’in ilk kez “feat”li bir şarkısını dinliyoruz. Albümün en beğendiğim şarkılarından diyebileceğim Lay Lay Lom hem albümün şimdiye kadarki Peyk albümlerinden çok farklı olacağını hem de çok eğlenceli parçalarla dolup taştığını düşündürtüyor. Bu tahminlerden biri çok doğru iken biri çok yanlış.

Hemen ardından gelen Sabret ile albümün eğlence patlaması yaşatacağı konusundaki tahminimin yanlış olduğunu hemen öğrenmiş oluyoruz.

Sabret’ten sonra gelen Koy G…’yi dinleyip “ee bu tahminlerin ikisi de yanlış?” gibi bir düşünceye kapılmış olabilirsiniz ama acele etmeyin derim. Zira bu albümün en Peyk tadında şarkısı Koy G…, ancak unutmayın ki hayat ve Peyk sürprizlerle dolu.

Denizdeyim ile albümün aşırı eğlenceli olacağı fikrinden epey uzakta olduğumuz bir noktaya geliyoruz. Tatlı bir Peyk melankolisi eşliğinde sonraki şarkıya doğru yuvarlanıyoruz. Tüyler diken.

Bu şarkı için ne demeli bilemiyorum. Görmeyeli Peyk havalılığına havalılık katmış.

Hikayesi olan şarkılar birçoğumuz için daha özeldir, en azından benim için öyle. İşte tam bu yüzden Uyan (To Minore Tis Avgis) benim için bu albümün en değerlilerinden biri. Gerek ilk saniyelerde bizi karşılayan rebetiko havası, gerek bu havaya mükemmel bir uyumla eşlik eden yaylılar ile albümü ve hikayeyi özelleştiriyor adeta. Meraklıların Uyan’ın hikayesini birinci ağızdan dinlemek için İrfan Alış’ın röportajlarına göz atmasını tavsiye ederim.

Albümün tamamını dinlemek isteyenler için Spotify linkini aşağıya eklemeden önce albüm kapağını çok beğendiğimi de buraya iliştirmek istiyorum. Önümüzdeki yarım saati Peyk ile paylaşmak isteyenleri şöyle alalım.

REENKARNE ŞARKILAR (MONO)

Kazanın doğurduğuna inanıp öldüğüne inanmayanlar için yazı burada bitiyor ama öldüğüne inanıp tekrar doğacağına inanlar için yazı daha yeni başlıyor. Eski şarkılarda yaşayan sözleri, duyguları, ritimleri tekrar bizlere sunan şarkıları şöyle peş peşe görelim istedik. Reenkarne şarkılar serimizi de böyle açıklayalım. Dışarıdan bakıldığı zaman kurulması zor ilişkileri anlatmaya çalışmak da zor ama keyifli.

(daha&helliip;)

BÜYÜK EV ABLUKADA’NIN FIRTINAYT’TA ŞARKI SÖZLERİYLE DEĞİNDİĞİ 17 MESELE

Fırtınayt için bu topraklardan çıkmış en güzel işlerden biri demek kolay. Çünkü öyle. Müzikal yönden hep övsek de şarkı sözleri için bugün bekledik. Sizin için Fırtınayt’taki şarkıların sözleri arasında kulaklarımıza çarpanları topladık. Bu sözlerin yazılımında katkısı olan herkesi gözlerinden öpüyor, sebep olanları ise birlikte lanetliyoruz.

“Güneş yerinde, her şey yolunda”

İlk şarkının ilk cümlesiyle bu albümde kafamızın içindekilerle boğuşacağımız mesajını açıkça veriyor Büyük Ev Ablukada. Çoğu zaman içimizde fırtınalar koparken dış dünya bundan hiç etkilenmez ve hayat akmaya devam eder. Her şey yolundaymış gibi.

“Bu dünya soğuyacak
Yıldızların arasında bir yıldız
Hem de en ufacıklarından
Mavi kadifede bir yaldız zerresi yani bu koskocaman dünyamız”

Nazım Hikmet’in Yaşamaya Dair’inden alınmış küçük bir parça olan şarkının son sözleri inanamasak da koskocaman dünyamızdaki yaşamın bile bir gün biteceğini açıkça anlatıyor. Ve koskocaman dünyamızın aynı zamanda nasıl da ufacık olduğunu. Yaşamın önemi ve ciddiyetine paha biçmek bu noktadan sonra bizlere kalmış.

“Bu dünya soğuyacak günün birinde
Hatta öyle bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil
Boş bi ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlığa.”

Albümün ilk şarkısı Güneş Yerinde’nin bitiş bölümü sanki şarkıyı değil de dünya hayatını bitiyor. Öyle ya da böyle gelecek bu dünya sonunu çok dramatik bir şekilde bize anlatıyor. Boş bir ceviz derken tonlama ve peşinden gelen gitar solosuyla etkisi de katlanıyor.

“Benim mi bütün kurduğum hayaller?”

Evren Bozması’nda tam da bu söze kadar gündelik sorumluluklar, hesaplaşmalar ve dertlerle boğuşuyoruz. Peki gerçekten bize ait olduğunu düşündüğümüz tüm hayal ve sorumluluklar bize mi ait? Umarım hepsini bulup bir bir yerine koyacağızdır zamanla.

“İyi misin? Aldı yerini naber’in”

Naber, nasılsın? fasılıyla başlayan gece ilerlemiş, ilk kim kusacak yarışmasına dönmüştür bile.

“İnsan büyüdükçe -kusura bakma- giderek kendine benziyor.”

Yaşlandıkça gerçek benliğinizin ortaya çıkışını yaşlandıkça göreceksiniz.

“Ben bir beni bulup içine girip saklanırsam, kim beni bulur?”

Gerçek benliğimiz olmayan benlikler yaratıp arkasına saklandığımızda kendimizden başka kim asıl ben’i bilebilir ki?

“Ben her zaman ben miyim? Cinayetler miyim?
Gebere gebere çoğalıyorum.”

Sınırları keskin olmayan, ve bana kalırsa hiçbir zaman da olamayacak olan, benliklerimize uymayan sayısız şey yapmışızdır bugüne dek. Daha iç rahatlatıcı bir ifadeyle yapmak zorunda kalmışızdır diyelim. Bu sözlerdeki ifadeyle sayısız kez içimizi öldüre öldüre yaşamaya devam etmek zorunda kalmışızdır.

“Neden hep böyle, mağlubiyetler, giderek üzerime yakışıyor.”

Hayata karşı ilk mağlubiyetinizi hatırlayın. Ne kadar da kendinize yakıştıramamıştınız değil mi? Peki sonra ne oldu? Yenile yenile bu mağlubiyetleri üzerinize yakıştırmaya başladınız değil mi?

“Hangi eczanede kahvaltı
Bir sabah seni unutturacak.”

Gece unutmak içenler sabahında “alka seltzer” kahvaltısına mecburlar.

“Yüzlere bakıyorum, dinlemiyorum hiç
Bir gece ben yokmuşum da korkmuşun
Eve dönünce boynuma sarılışın
Güvendiğim tek şey sensin ve kapının kilidi.”

Benim için Hoşçakal Kadar bu albümün en kendinden emin parçası. Hayatından nesneleri ya da kişileri çıkarmakta zorlanan herkesin şarkısı. Somut olanlar hayatımızdan çıksa da anıları ya da hayalleri kafamızın içinde yaşamaya devam ediyor ve bu çoğu zaman önüne geçilemez bir durum neticede. İşte tam da yukarıdaki sözler kalabalık ortamlarda kafa dağıtmaya çalışırken dinlenmeyen sohbetlere, beyinde canlanan anılara, ve o vazgeçemediğimiz birlikteliklerin aslında normal ilişkiler oluşuna dair duyduğum en etkileyici sözler. Bazen abartılı romantikliklerimizle yüzleşmek zorunda kalmak iyidir.

“Dil boşa dönüyor herkes günahkar.”

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.

“Hepsine alışıyor insan, hepsine ne fena.”

Nefret edip her gün şikayet ettiğimiz her şeyin varlığına, çok sevip kaybettiğimiz ya da hiç ulaşamadığımız her şeyin yokluğuna alışıyoruz. Tüm sevinçlere, üzüntülere, heyecanlara ve hayal kırıklıklarına da. Ne fena.

“Kandırıyorum, herkesi, önce kendimden başlıyorum
Sanırsın şeytan taşlıyorum.”

İnsan büyüdükçe giderek kendine benziyor dediler ama insanın kandırma çabasını da unutmamak lazım. Özellikle de büyük bir hevesle kendini kandırma çabasını.

“Tek yürektik hani öğretmenim
Aynı kürekle gömülmeyecek miyim?”

Bütün şarkı iki cümlede özetleniyor. Yoksa hepimiz eşit değil miyiz bu ülkede?

“Kendimce bir olayların içindeyim, içinizde.”

İhtimallerin Heyecanına Üzülüyorum’un Fırtınayt’ın en umutsuz şarkısı olduğunu söylemek işten bile olmaz sanıyorum. Yuvarlanıp gidiyoruz, yaşıyoruz işte özetli cümlesi de tam yukarıda.

“İhtimallerin heyecanına üzülüyorum.”

Umutsuzlukta yeni bir zirve, yeni bir dip noktası.

(OFF THE RECORD): VOL. LXIV

1. Geçtiğimiz hafta Azealia Banks, Elon Musk‘ın evinde olduğuna ve işbirliği yaptıkları şarkıyı tamamlamak üzere Grimes‘ı beklediğine dair bir InstaStory attı ve olaylar gelişti. Azealia’nın açıklamalarına şu flood’dan ulaşabilirsiniz:

Bu küçük sinir dışavurumunun üzerine bugün Elon Musk “Evet, evimden çıkan birini gördüm ama emin değilim Azealia Banks’ti herhalde” minvalinde bir açıklama yaptı. Evinin, içinde birkaç ayrı malikane barındıran bir saray olduğunu tahmin ettiğimiz için karşılaşmamaları çok anlaşılır bir durum.

Grimes ise hala sessizliğini koruyor fakat Musk ve Banks’i instagramda takipten çıkarmış durumda. Bu olay nereye bağlanacak gelecek günlerde göreceğiz.


2. Parks & Rec ile birlikte iyice hayranı olduğumuz Aubrey Plaza ve Flight of the Conchords‘un yarısı Jemaine Clement’in buluştuğu film “An Evening With Beverly Luff Linn“in fragmanını izlediniz mi?

3. Eddie Vedder seven romantik rock’çılar buralarda mı? Bu sene büyük festivallerde ismini gördüğümüz ve her performansını yeni bir cover’la renklendiren Pearl Jam dün Chicago’daydı, bu kez de David Bowie coverladı. Buyurun:

4. High Fidelity, About a Boy gibi filmlerin uyarlandığı hikayelerin yazarı Nick Hornby‘nin bir hikayesi daha sinemaya uyarlanıyor: Juliet, Naked. Ethan Hawke‘u başrolde göreceğimiz filmin bu hafta yayınlanan soundtrack’i harika görünüyor:

5. Winona Ryder’ın Entertainment Weekly‘ye yaptığı son açıklamaya göre, oyuncu Dracula’daki partneri Keanu Reeves’le -filmdeki nikah sahnesinde gerçek bir rahibin oynamış olmasından ötürü- gerçekten evlenmiş olabileceklerini iddia ediyor. Bizce ikili gerçekten çok yakışırdı:

6. Lady Gaga‘nın çıkış albümü The Fame bugün 10 yaşına girdi. Zaman ne kadar hızlı geçiyor diye düşünmemeye çalışarak 10 yıldır etkileyiciği hiç azalmayan albümü baştan sona dinliyoruz:

Bir de story‘de size bir sorumuz var!

Photo Credit: Ariana Grande – God Is A Woman

TANIŞIN: NoMBe

NoMBe personası ile müzik yapan Noah McBeth ile ilk nerede tanıştım emin değilim. Belki bir Spotify listesi, bir müzik kritiği ya da bir arkadaşımın tavsiyesi. Sadece bir gün uzun bir otobüs yolculuğu sırasında kaydedilen albümlerim listesinde olduğunu fark ettim ve işte, sihir orada başladı. (Acaba ne zaman kaydetmiştim… Hiç bilemeyeceğiz.) Yaklaşık 2 aydır Alman müzisyenin çıkış albümü They Might’ve Even Loved Me‘yi dinlemeden duramıyorum. Bu albüm hayatımın o kadar büyük bir parçası oldu ki çok büyük olasılıkla bu senemin favorisi ve hayatım boyunca sık sık geri döneceğim o nadir uzunçalarlardan biri olacak.

(daha&helliip;)

(OFF THE RECORD): VOL. LXIII

1. Bugün çığır açan pop şarkılarından biri “…Baby One More Time” tam 20 yaşına girdi. Fun fact: Şarkının çarpıcı sözü, yazarlarından biri olan ve her fırsatta ne kadar sevdiğimizi belirttiğimiz Max Martin‘in “hit me” kalıbının “ara beni” anlamında kullanıldığını sanması sonucu ortaya çıkmış.

2. Haftanın en beklenen yenilerinden biri Nicki Minaj‘ın Queen‘iydi. Barbie Dreams‘de bütün rap dünyasına bir güzel giydirirken içinizi yağlarının eriyeceğini garanti edebiliriz. Üzerine bir de bu eleştirilerin hedefi olanlardan tebrik tweetleri görmek ayrıca keyifli:

3. Uzun ısrarlar sonucu Weezer‘ın Toto‘nun zamansız hit’i Africa‘yı coverladığının haberini vermiştik. Buna karşılık olarak Toto da bir Weezer şarkısı coverlayacağını duyurmuştu. Toto’nun yorumuyla Hash Pipe bu hafta itibariyle yayında, bakalım bu da Africa’nın cover’ı kadar sevilecek mi:

4. Çok gecikmeli bir şekilde bu hafta Queer Eye‘a sarmış bulunuyoruz. Bu sırada Antoni‘nin The National ve The Strokes sevgisi de gözümüzden kaçmadı tabii ki. (Evet, Antoni’ye biraz daha aşık olundu…)

5. İlki 2008’de çıkan ABBA‘nın müziklerini harika bir hikayeyle birleştiren ikonik müzikal film Mamma Mia‘nın devam filmi Mamma Mia! Here We Go Again vizyondaki üçüncü haftasına girdi, izlediniz mi? İzleyen ve izlemeyenler için soundtrackini hemen şöyle bırakalım, biz bütün hafta dinliyor olacağız:

Photo Credit: Aphex Twin – T69 Collapse

SAYGI DURUŞU: TURUNCU

Sene 2001. 90’lar Türkçe Pop’un artık sonuna gelinmiş. Sertap Erener de değişim göstermiş, tescilli işaretiyle(daire içinde r harfi) kullandığı ismiyle bir albüm çıkaralı 2 sene olmuş. Eurovision macerası ise daha gerçekleşmemiş. İşte tam bu sıra çıkardığı bir albüm, Turuncu‘ya saygı duruşundayız.

Albüm bir Fikret Kızılok şarkısı Kumsalda ile başlıyordu. Bir dönem kum gören her türkün aklına düşen şarkı seviyesine ulaşmış olmasıyla güçlü bir açılış parçasına dönüşmüştü.

Kumsalda şarkısıyla eğlenceli bir başlangıç olsa da peşi sıra gelen Söz Bitti ile biraz vokal şov yaparak ağlatıyordu. Söz-Müzik’te ise direksiyon Sezen Aksu’daydı.

Bu kısa ve öz hüzünden sonra sözlerin rahmetli Aysel Gürel’e emanet edildiği ve albüm yapımcısı Demir Demirkan’ın de kollarını sıvadığı iki şarkıya geçiyorduk. Bu şarkılar o zamanlar marjinal bulunan bu albümün de en marjinal şarkılarıydı. Tabi ki de Hani Kimi Zaman ve “Çok hoş kadınsın ama yetmez ben karar verdim. Ömür boyu o benim güle güle şekerim.” sözleriyle Güle Güle Şekerim‘den bahsediyoruz.

Mi Acaba? ise Fuat Güner etkisi mi bilemiyorum ama hep bana Ali Desidero’yu hatırlatırdı.

Bahçede şarkısı ise tam bir gitar şarkısıydı. Biraz fazla tekrar olsa da hüzünlü bir ruh durumuyla pek güzel gidiyordu. Başa Döneceksin ise de albümdeki en Demir Demirkan şarkısıydı. Yalnız şarkının introsu bir yerden alınma gibi geliyor. Albümün ikici MFÖ’lü şarkısına sıra geldi. Seni Sevmeye Hüküm Giydim gerek sözleriyle gerek de müziğiyle Turuncu albümün öne çıkan parçalarındandı.

Oysa‘yı bir Fikret Kızılok soslu tango şarkı diye tanımlayalım. Daha fazla anlatmayalım. Bilenler bildi. Bilmeyenleri de şöyle alalım.

Altyapısının farklılığıyla dikkat çeken Yaklaş‘tan sonra Yağmurdan Sonra Gelen Toprağın Kokusu ise sanırız albümün en zayıf halkası.

Albümü kapatan şarkıya vardık bile. Bol darbuka ritimli bir şarkı Aşkolsun bu enfes albümün son şarkısı olacak bir kalibrede değildi ama güzel bir pop şarkısıydı.

Böylece Sertab Erener’in bu güzel albümü Turuncu’ya saygı duruşumuzu da tamamladık. İçinde birbirinden güzel parçalar bulunan bu albümü unutulmazlarımız arasından tekrar hatırlamış olduk.

FMK: SİMGE – BEN BAZEN

Yankı ile başlayan Simge takibim bu günlerde yeni bir sınava tabi tutuldu. Yeni albüm Ben Bazen bu sınavı yer yer sıkıntılı olsa da geçer notun çok çok üstünde bitirdi.

FUCK

Ben Bazen

Albüme güzel bir açılış parçası. Kapatmalı gitar ritimlerinden albümün en güçlü yönlerinden biri olan altyapıların ele geçirdiği bir sona geçiş.

Pes Etme

Çok güzel bir şarkı olmak üzereyken çok tekrardan bir alt sınıfta kalıyor.

Ram Ta Tam

Selim Siyami Sümer imzalı bu şarkı yine aynı kalemden çıkmış Hadise’nin Yaz Günü’ne tosluyor. Bu tarz müzikte potansiyelini bildiğim için beğendim ama çok bayılmadım. Yine de kendisinin havasını Simge vokalleriyle dinlemek güzel.

Kalp Kırmak

Hüzünlü parçalar ne yazık ki ülkemizin bir geleneği. Hüzünlü parçası olmayan albüme albüm denmez bu topraklarda ama olacaksa böylesi olsun.

MARRY

Üzülmedin mi?

Albümün Yankı etkisini üstünde taşıyan şarkısı.

Aşkın Olayım

Bas gitar yürüyüşüyle yavaş yavaş ısınan şarkı kısa bir gitar solosuyla alev alıyor alev.

İster İnan İster İnanma

Sakin ile Onur kulaklarımıza öyle bir imza atmış ki bazen kırıntılarını şarkılarda bulunca şaşkına dönüyoruz. İster İnan İster İnanma’da da bu kırıntılardan bolca var.

KILL

Hu

Daha önce Onurr‘dan duyduğumuz bu şarkı albümün yavaş kısmını temsil ediyor ama albüme gittiği pek söylenemez.

Ayrılık Yazması

Albümün dip noktası. Hiçbir yenilik vadetmeyen bir şarkı. Neyse ki bu şarkı gibi başka şarkı yok.

Öpücem

Oryantal ritimlere karşı değilim ama bu şarkıda bir şeyler yanlış.

Yalnız Başına

Yaz gecesi sahilde otururken dinlesem (öyle bir huyum yok) belki burada olmazdı ama an itibariyle (ya da her an) ölmeyi hak ediyor.

Albüm kapağını da şöyle bırakayım;

Albümü de şöyle bırakayım.

İNCELEME: CHVRCHES- LOVE IS DEAD

Her dinlediğim albümün ardından hakkında yazmadan önce karışık duygular hissediyorum. Aklıma getirdiği düşünceler, onlarla paralel bir şekilde gün yüzüne çıkan anılar hepsi bir şekilde sıralanmayı başarıyor. Maalesef aynısını Chvrches’ın yeni uzunçaları Love is Dead için söyleyemeyeceğim. (daha&helliip;)

#TBT: FOALS – TOTAL LIFE FOREVER

İyi bir çıkış yaptıktan sonra ikinci albümü yapmak aşılması gereken en büyük zorluktur derler. Takip edilmesi gereken albüm Antidotes olunca durum Foals için gerçekten de böyleydi. Ama tam 8 sene önce bu hafta çıkan ikinci albümleri Total Life Forever ile tek albümlük bir grup olmadıklarını ve çok daha yakından takip edilmeye değeceklerini hiç şüphe bırakmayacak şekilde kanıtladılar. Albüm, yaş günü vesilesiyle bu hafta bizim loop’umuzdaydı. Haftanın geri kalanında bize katılmak isterseniz albümü ve sevdiğimiz bir performansı hemen aşağıya bırakıyoruz. İyi dinlemeler.


Spanish Sahara’nın stüdyo kaydını da dinleyin tabii, kısaltılmamış introsu ve outrosuyla birlikte son derece etkileyici.

İNCELEME: BEACH HOUSE – 7

Yedi albüm ve 13 senelik bir kariyer… Baltimore’dan dream pop ikilisi Victoria Legrand ve Alex Scally’den oluşan Beach House‘un bunca zamandır yayımlanan albümlerindeki yedi farkı bulabilir misiniz? Grup, genellikle aynı tınıları yeni şekillerde yayımlayıp dream pop’ta kendilerine ait bir krallık kurdukları için eleştiriliyorlar. Ancak grubun her yayımlanan albümünün dört bir gözle beklenmesinin ve türünde bir önceden yayımlananı tahtından indirmesinin elbette bir sebebi var.

(daha&helliip;)

SAYGI DURUŞU: FEVER TO TELL

2000 yılında, kendi jenerasyonun en havalı kadınlarından biri olan Karen O öncülüğünde kurulan Yeah Yeah Yeahs‘ın çıkış albümü Fever To Tell geçtiğimiz hafta tam 15 yaşına girdi. Bu vesileyle indie rock’ın temel taşlarından biri haline gelen bu albüme saygı duruşunda bulunmak istedik.

Pin

Albümün ilk single’ı olan ve sadece 2 dakika süren bu şarkıyı bir kez dinlemek asla yetmiyor.

Date with the Night

Albümün belki de en güçlü ve akılda kalıcı parçası, 2000li yıllarda çekilmiş herhangi bir gençlik dizisi izlediyseniz bu şarkıyı soundtrack olarak duymamış olma ihtimaliniz yok. Aynı temaya sahip başka şarkıları içeren playlistimize de şuradan ulaşabilirsiniz.

Maps

“Wait, they don’t love you, like I love you” sözleriyle bir noktada kendi hayatınızla mutlaka bağdaştıracağınız şarkı, Ezra Koenig ve Beyoncé’yi de aynı şekilde etkilemiş olacak ki birlikte yazdıkları Hold Up’ın çıkış noktası olmuş.

Poor Song

Albüm, en sakin şarkısıyla kapanırken Karen O’dan bir bir aşk mektubu dinliyoruz. (Liars‘dan Angus Andrew hakkında olduğu söyleniyor)

Albümün geri kalanına hemen buradan ulaşabilirsiniz:

 

İNCELEME: IN HOODIES – CIRCLING THE CAGE

In Hoodies’in ikinci albüme giden yoldaki yeni EP’si Circling the Cage’in tanıtım resimlerini gözünüzün önüne getirin. Dış dünyayla yüzleşmeye çalışan bir adam. Ancak maskesini takmış ve yüzleşirken maskesini çıkarmayacağından neredeyse eminsiniz. Üstelik o kişiyi tanımıyorsunuz bile. İşte, yeni EP Circling the Cage tam olarak dinleyiciye bunları hissettiriyor. (daha&helliip;)

İNCELEME: CURRENT JOYS – A DIFFERENT AGE

Daha önce benimle içinde “en sevdiğin” tamlaması geçen herhangi bir müzik sohbetinde bulunduysanız yahut herhangi bir “Salı Pazarı”mıza denk geldiyseniz Current Joys’u ve özellikle Kids’ini ne kadar sevdiğimi az çok biliyorsunuzdur.

Tanıştığım an itibariyle hakkettiği değeri görmeyen müzisyenler listemde ilk sıralara yerleşen bu Amerikalı grubun yeni albümleri A Different Age beklentimin çok üzerinde oldu. Genelde albüm akışı sırası olmasına özen göstererek albüm içinde en sevdiğim ya da farklılık yaratmış olan parçaları incelemeye özen gösteriyorum. Ancak A Different Age ritimlerden sözlere, video kliplerden akışa kadar asla birbirinden koparılamayacak bir bütünlük içeriyor.

Become the Warm Jets’le başlayan albüm bizi aynı anda gerçekleşen sevme ve sevilme durumlarının insana nasıl her duyguyu yaşattığını gösteren bir yolculuğa çıkartıyor adeta. İzlediğimiz video klip tam da olmak isteyeceğimiz yer aslında.

İlle bir favorim olması gerekecekse pek düşünmeden Fear’ı seçerdim sanırım. Hissettirdikleri üzerinden konuşmaya pek gerek yok; insanın nasıl en çok kendinden korkabildiğini iliklerimize kadar hissediyoruz. Görüntü ve sözlerin anlamını bir yana bırakıp yalnızca ritmiyle korkuyu, gerginliği ve doğallığı içimize işleyen Fear.

Bir yolculuk albümü demiştik,Alabama ile  yolculuğumuza dışardan bir göz olarak bakıyoruz.

Bulunduğumuz yeri değiştirdiğimiz gerçek yolculukların sonunda vardığımız noktanın pek farklı olmadığını anladığımız o an.

No Words adını doğrudan yansıtan, minik esprili enstrümental bir şarkı. Duygusal olarak albümün geçiş parçası gibi. Yolumuzun ilerisi daha az endişeli ve umutlu.

In a Year of 13 Months benim için tek bir cümleyle sakin akustik tını ve vokalin çatışmasından doğan mükemmel uyum.

Her şarkıda farklı bir paralel evrende olduğumuzu biliyorduk, bu da kanıtı.

Albümü belki onuncu dinleyişim ama her defasında aynı ikilemi yaşıyorum. Her defasında kesinlikle en çok Fear’ı sevdim sanıyorum, My Nights Are More Beautiful Than Your Days’e kadar.

Uzun zamandır tamamını bu kadar beğendiğim, görselliğinden şiirsel sözlerine; depresifliğinden umut vaadine bu kadar uyumlu ve tamamlayıcı bulduğum bir albüm olmamıştı. Her şeyiyle didik didik etmenizi şiddetle tavsiye ettiğim bu albüm yolculuğunun sonuna geldik, umarım siz de bu seyahatten benim kadar zevk almışsınızdır.

İNCELEME: SOCCER MOMMY – CLEAN

Bu aralar herhangi bir müzik sitesine göz attıysanız Soccer Mommy‘nin çıkış albümü Clean‘i ve hatta ne kadar güzel olduğunu çoktan duymuşsunuzdur. Hakkında bir haftadır methiyeler yazılan bir albümü size baştan anlatmaya çalışmayacağım. İlk defa bir albüm incelemesinde sadece bir albümün neden güzel olduğunu anlatmak istiyorum. (daha&helliip;)